World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2017/feb2017/trum-f06.shtml

Trump’ın ulusalcı tehditleri ve Avrupa egemen sınıfının yanıtı

Alex Lantier
6 Şubat 2017
İngilizce’den çeviri (2 Şubat 2017)

Donald Trump’ın ABD başkanı olarak göreve başlamasından iki haftadan kısa bir süre sonra, ABD hükümetinin Avrupa’daki siyasi otoritesi paramparça olmuş durumda. Trump’ın seyahat yasağına karşı protestolar uluslararası ölçekte yayılır ve Washington ile Avrupa Birliği arasında ticari ve askeri politika üzerine çatışmalar patlak verirken, ABD seçimlerinin sonucu Avrupa’yı görülmemiş bir krize sokuyor.

Yeni ABD başkanı Avrupa’da hiç tutulmuyor. FranceInfo’nun bir anketi, Trump’ın kabul edilmeme oranının Almanya’da yüzde 83, Fransa’da yüzde 81, İspanya’da yüzde 80, Britanya’da yüzde 75 ve İtalya’da yüzde 59 olduğunu gösteriyor. Avrupa halkları, Müslüman ve göçmen karşıtı önlemlerinden yaygın şekilde nefret edilen Trump’a karşı ABD’de ve diğer ülkelerde düzenlenen protestoları sempatiyle takip ediyorlar. Bu önlemler, gerçekte oldukları gibi, milliyetçi ve ırkçı söylemler temelinde savunmasız insanlara zulmetme girişimi olarak görülüyor.

Trump’a yönelik halk muhalefeti şovenizme ve savaşa yönelik düşmanlığı ifade ederken, Avrupa egemen sınıfı, Washington ile çatışma hazırlığı içinde, ordu ve polis güçlerini sağlamlaştırıyor.

Çelişkiler, devasa bir hızla ortaya çıkıyorlar. Kasım ayında, Başkan Barack Obama, Trump’ın seçilmesi konusunda güvenceler vermek üzere Avrupa’yı turlarken, Trump’ın, “NATO’ya ve Atlantik ötesi ittifaka” derin bir “bağlılığa” sahip olduğunu vurgulamıştı. Hemen hemen iki ay sonra, Trump’ın seçilmesinin dizginlerinden boşalttığı çatışmalar, Amerikan ve Avrupa kapitalizmi arasında II. Dünya Savaşı’ndan bu yana hüküm süren ilişkilerin altını oymuş durumda.

Bu kırılmaya, Trump’ın seçilmesi yol açmadı. O, daha çok, bu durumun hızlandırıcısı işlevi gördü. Trump’ın NATO ittifakını işe yaramaz diye reddetmesi, ABD emperyalizminin –özellikle Almanya karşısında– onlarca yıllık ekonomik gerilemesine askeri olarak karşı koyma girişimine odaklanmış olan NATO müttefikleri arasındaki gerilimlerden kaynaklanmaktadır. Trump, seçilmesinden bu yana, Almanya’nın daha fazla ABD arabası satın almasını talep etti, Alman araba ihracatına yüzde 35 gümrük vergisi koyma tehdidinde bulundu, Brexit’i AB’nin daha fazla parçalanması yönünde bir model olarak övdü ve avroya karşı olan yetkililer seçti.

Trump’ın ticari konulardaki danışmanı Peter Navarro, Almanya’nın “hem AB ülkelerini hem de ABD’yi son derece değersiz bir ‘gizli Alman Markı’ ile sömürmesi”ne olanak sağladığını belirttiği avroyu suçladı. ABD’nin AB temsilcisi Ted Malloch ise, avro, “doğrusu önümüzdeki yıl içinde, bir buçuk yıl içinde çökebilir.” dedi. Malloch, bu yıl Hollanda’da, Fransa’da ve belki de Almanya’da neo-faşistlerin seçilmesinin AB’yi yok edebileceği tahmininde bulundu.

Bu, Washington’ın, Avrupa kapitalizminin kurumsal temellerine yönelik düşmanlığının eşi görülmemiş bir ilanıdır. Buna karşılık, egemen çevreler içinde, Avrupa dış politikasında kapsamlı bir yeniden yönelim düşüncesi hızla gelişiyor. Time dergisinin Alman karşılığı Der Spiegel, ABD ile ittifakta “radikal bir kopuş” ve “Çin ile daha iyi ilişkiler” öneriyor ve “Yeni bir Berlin-Pekin ekseni, en azından kısmen, eski Atlantik ötesi düzenin yerini alabilir.” diye ekliyor.

AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, Salı günü, Malta’daki AB zirvesi öncesinde bir mektup yayınladı. Mektupta, ABD, Rusya’nın, Çin’in ve İslamcı terörizmin yanında bir dış tehdit olarak adlandırılıyordu. Mektup, durumun, 1957’de Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran “Roma Antlaşması’nın imzalanmasından bu yana hiç olmadığı kadar tehlikeli” olduğu uyarısında bulunuyordu.

Tusk, “ABD’nin ticaret stratejisindeki değişikliği, ilgili ortaklarımızla görüşmelerimizi yoğunlaştırarak AB’nin avantajına” kullanma yönünde “iddialı ve görkemli adımlar” atma çağrısı yapıyor. AB Konseyi başkanının teklifleri arasında, “AB’nin dış sınırlarının eksiksiz şekilde takviye edilmesi; terörle mücadeleden, düzeni ve serbest dolaşım alanında barışı korumaktan sorumlu birimlerin geliştirilmiş işbirliği; savunma harcamalarında artış [ve] AB’nin dış politikasının güçlendirilmesi…” yer alıyor.

Avrupa egemen sınıfının Trump’a yönelik düşmanlıktan saldırgan askeri ve polis devleti politikalarını meşrulaştırmak için yararlanma planı reddedilmelidir. Tusk, Libya’daki ve Suriye’deki savaşlarda ABD ile işbirliği yapmış olan gerici bir emperyalist bloğu daha fazla askerileştirme peşinde koşmaktadır. Sığınmacıların içinde bulunduğu zor duruma yönelik duygudaşlık artarken, AB, binlerce sığınmacıyı Akdeniz’de boğulmaya mahkum eden politikalar uygulamaktadır.

Eğer Tusk sinik bir şekilde sosyo-ekonomik refahı “geri getirme”ye sözde bağlılık gösteriyorsa, bunun nedeni, işçilerin, 2008 mali çöküşünden bu yana Avrupa genelinde yaşam standartlarını düşüren ve toplumsal protesto dalgalarına yol açan kemer sıkma politikaları nedeniyle AB’den zaten nefret ediyor olmasıdır. Bununla birlikte, kemer sıkma politikaları, orduya daha fazla fon akıtılması durumunda, yalnızca şiddetlenecektir.

Washington’a karşı koymak için -Tusk’ın yaptığı türde- Almanya egemenliğinde bir AB yönündeki öneriler, Avrupalı işçileri ABD’deki sınıf kardeşleri ile karşı karşıya getirecek ve bizzat Avrupa’yı parçalayacak şekilde, yalnızca çatışmaların tırmanmasına zemin hazırlar.

AB, tumturaklı militarist açıklamalara karşın, dağılmanın eşiğindedir. Britanya’nın Londra ile Berlin arasında tırmanan gerilimlerin ortasında ayrılmaya koyulmasıyla birlikte, Avrupa basını, birleşik bir dış politika oluşturabilecek “çekirdek” bir Avrupa uğruna AB’yi ya da avro bölgesini küçültme önerileriyle dolmuş durumda. Bu öneriler, AB’nin kemer sıkma politikaları eliyle harap edilmiş İtalya’yı ve Yunanistan’ı da kapsayan Güney ve Doğu Avrupa’daki avro bölgesi ülkelerini, mali piyasaların onları sarsıcı para birimi devalüasyonları ile cezalandıracağı dışarı atma planlarını da kapsıyor.

I. Dünya Savaşı’ndan yüzyıl sonra, yeni bir savaş için geri sayım başlamış durumda. Bu, kapitalizmin, küresel olarak bütünleşmiş ekonomi ile dünyanın rakip ulus-devletlere bölünmesi ve üretimin toplumsal karakteri ile kapitalist sınıfın özel kar birikimi arasındaki içsel çelişkisinden kaynaklanmaktadır.

1914’te savaşın patlak vermesinin altında yatan ekonomik ve toplumsal çelişkiler, aynı zamanda, 1917’de Rusya’da toplumsal devrimin patlamasına yol açmıştı. 20. yüzyılın devasa deneyimleri, işçi sınıfının yaşanmakta olan mevcut krize yönelik müdahalesine yol göstermelidir. ABD ve Avrupa egemen sınıfları insanlığı yeni bir askeri felakete sürüklemeden önce, işçi sınıfının sosyalizm uğruna birleşik küresel bir mücadele stratejisi geliştirmesi gerekiyor.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır