World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2016/jul2016/turk-j21.shtml

Washington ve Brüksel Türkiye’ye baskıyı arttırıyor

Halil Çelik
21 Temmuz 2016
İngilizce’den çeviri (20 Temmuz 2016)

Washington ve Avrupa, Türkiye’deki başarısız 15 Temmuz darbesinin ardından Erdoğan hükümetine yönelik baskılarını arttırıyor. Onlar, bu amaçla, Türk hükümetinin, darbe girişiminin hemen ardından ordu personeline ve hakimlere yönelik tutuklama dalgasını kullanıyorlar.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Türkiye’yi, dolaylı olarak, NATO üyeliğini kaybetme konusunda uyardı. Kerry, Pazartesi günü, Brüksel’de gazetecilere, “NATO, aynı zamanda demokrasiye saygıyı gerektirir ve o, doğrusu istenirse, ne olup bittiğini oldukça dikkatli bir şekilde değerlendirecektir.” diye konuştu.

Daha önce, Avrupa Birliği dış politika şefi Federica Mogherini, idam cezasını uygulayan ülkelerin AB üyesi olamayacağını vurgulayarak, darbeden sorumlu olduğu iddia edilenler için idam cezasını geri getirmeye karşı Türkiye’yi uyarmıştı.

Alman hükümeti de, Türkiye’yi, başarısız darbenin ardından “orantısız önlemler” almaması için uyardı. Hükümet sözcüsü Steffen Seibert, Berlin’de, “Almanya ve AB, net bir duruşa sahiptir: biz, idam cezasına koşulsuz olarak karşı çıkıyoruz. Dolayısıyla, Türkiye’de idam cezasının getirilmesi, AB katılım müzakerelerinin sona ermesi anlamına gelecektir.” dedi.

Avusturya ve Lüksemburg dışişleri bakanları Sebastian Kurz ile Jean Asselborn da, AB’deki mevkidaşlarıyla bir toplantı öncesinde, Türkiye’yi, otoriter önlemlere ve idam cezasının geri getirilmesine karşı uyardılar. Kurz, Kurier gazetesiyle bir röportajda, “Hiçbir keyfi temizlik, anayasal çerçevenin ve yargı sisteminin dışında hiçbir cezai yaptırım söz konusu olmamalı.” dedi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İslamcı vaiz Fethullah Gülen’in iadesi talebini yineledi. Gülen ABD’de yaşıyor ve Erdoğan tarafından darbenin arkasında olmakla suçlanıyor. Erdoğan, Gülen’in iadesini resmi olarak talep edeceklerini ve onun darbe girişimindeki rolü ilgili kanıtlar sunacaklarını söyledi.

Aynı zamanda, Türkiye’de başlatılan temizlik dalgası, toplumsal ve siyasi gerilimleri arttırıyor. Pazartesi günü, İçişleri Bakanlığı, 30 vali ve 47 kaymakamın yanı sıra 7.899’u polis, 614’ü jandarma olmak üzere 8.777 kişiyi görevden aldı. Bu hamle, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Gülen’in adıyla anılan “Fethullah Terör Örgütü” (FETÖ) ile ilişkili olma suçlamasıyla yaklaşık 2.750 hakim hakkında tutuklama kararı çıkarmasından bir gün sonra geldi.

Pazar günü devlet kanalı TRT’ye konuşan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 3.000 civarında askeri personelin ve onlarca üst düzey generalin dahil olduğu 6.000’i aşkın kişinin, başarısız darbeyle ilişkili olma suçlamasıyla gözaltına alındığını söylemişti.

İncirlik hava üssü dahil çeşitli askeri karargahlardaki soruşturmalar devam ederken, son iki gün içinde ülke çapında 103 general ve amiral gözaltına alındı. Süregiden temizlik ve binlerce ordu, güvenlik ve yargı görevlisinin kovuşturulması, adalet bakanının sözleriyle, “Türkiye tarihinde bugüne kadar görülen en kapsamlı dava” olacak.

Pazar günü darbe girişimi sırasında öldürülen insanların cenazesinde konuşan Erdoğan, “Devlet kurumlarını bu virüslerin hepsinden temizleme devam edecektir…” taahhüdünde bulunmuştu. O, “Dünden beri, yargı bunlardan binlercesini gözaltına almış, açığa almış durumda. HSYK üyelerinden tutunuz AYM üyelerine olana kadar şu anda açığa alınıyorlar gözaltına alınıyorlar tutuklanıyorlar. Bu olması gerekendi. Ama yeterli değil.” diye ekledi.

Salı günü itibariyle, 15.000’den fazlası öğretmen olmak üzere 50.000 kamu görevlisinin ya gözaltına alınmış ya da görevine son verilmiş olduğu tahmin ediliyordu.

Bununa birlikte, süregiden temizlik ve tutuklamalar, gergin ortamı sakinleştirmekte başarısız oldu. Aksine, bunlar, devlet aygıtı içinde çatışmaları yoğunlaştırmaya hizmet etti. Bu nedenle, cumhurbaşkanı, askeri savaş uçaklarına Türkiye genelinde devriye uçuşları yapma talimatı verdi ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü, emrindeki güçlerine, kimliği belirlenemeyen helikopterleri uyarı yapmadan vurma emri verdi.

Devam eden operasyonların çapı, görevden alınan ve tutuklanan insanların sayısı ve onların çoğunun -özellikle orduda- yüksek mevkilerde olması, başarısız darbenin, ordu içinde küçük bir azınlığın örgütlediği umutsuz bir “kamikaze” eylemi olduğu yönündeki iddiaları yalanlamaktadır.

Erdoğan, siyasi karşıtlarını devlet aygıtından temizlerken kendisini resmi kurumlarla sınırlamıyor. Erdoğan hükümeti, Erdoğan’ın Cuma’yı Cumartesi bağlayan gece yaptığı çağrının ardından darbe girişimine karşı sokaklara dökülen, çoğu AKP seçmeni kitleler içindeki, büyük kısmı AKP yanlısı Osmanlı Ocakları’nın üyesi olan on binlerce İslamcı militanı seferber etmiş durumda.

Bu İslamcı çeteler, halkın geniş kesimlerinin darbe karşıtı gösterilere katılmasını engellemelerinin ardından, saldırılarını giderek artan ölçüde AKP karşıtlarına yöneltiyorlar. İstanbul’da yüzlerce İslamcı gösterici yerel bir gazetenin merkez ofisini kırıp döktü ve cihatçı ve dini sloganlar eşliğinde bir kışlanın ana girişini kapattı.

Benzer gerici güçler, diğer kentlerde de etkinler. Sünni İslamcı çeteler, mezhepsel çatışmaları kışkırtmak amacıyla, Malatya’nın çoğunluğu Alevi mahallelerinde AKP yanlısı ve Sünni İslamcı sloganlar atarak toplandılar.

Bu öfkeli dinci güruh, Erdoğan’a ve hükümetine, idam cezasını geri getirme üzerine bir tartışmayı başlatma fırsatı verdi. Onların darbe komplocularını cezalandırmak için idam cezasının geri getirilmesi yönündeki talepleri, 16 Temmuz günü Başbakan Binali Yıldırım’dan olumlu karşılık aldı. Yıldırım, hükümetinin, bu tür taleplere kayıtsız kalamayacağını söyledi.

Yıldırım, 18 Temmuz’da, sokaklarda idam cezası lehine sloganlar atılmasıyla ilgili olarak, “Vatandaşlarımızın isteği bizim için bir emirdir… Etraflıca Meclisimizde düşünülür, konuşulur, bu bir anayasa değişikliği gerektiren bir husustur.  Burada halkın kanaatine göre hareket ederiz.” diyerek bu görüşü yineledi.

Yıldırım’ın açıklamaları, 17 Temmuz’da Erdoğan’ın Türkiye’nin idam cezasını geri getirmeyi ele alacağını taahhüt etmesinin ardından geldi. Erdoğan, “Demokrasilerde halk ne diyorsa, karar odur. Öyle zannediyorum ki hükümetimiz, anamuhalefetiyle muhalefetiyle görüşmek suretiyle burada bir karara muhakkak varacaktır.” demişti.

Türkiye, ölüm cezasını, Avrupa Birliği üyeliği elde etme amaçlı reformların parçası olarak 2004 yılında kaldırmıştı.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır