World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2016/aug2016/syri-a24.shtml

Washington’da Suriye’deki Rusya-İran eylemleri üzerine artan rahatsızlık

Bill Van Auken
24 Ağustos 2016
İngilizce’den çeviri (18 Ağustos 2016)

Rus bombardıman uçakları, Çarşamba günü, İran’ın kuzeybatısındaki bir hava üssünü, Moskova’nın, Halep kentinin kontrolü uğruna Suriye hükümet güçleriyle savaşan cihatçı milislere destek için kullanılan silah depoları ve komuta merkezleri olarak tanımladığı Suriye içindeki hedeflere saldırı düzenlemek üzere ikinci kez kullandı.

Tupolev-22M3 uzun menzilli bombardıman uçakları ve SU-34 taktiksel bombardıman uçaklarının gerçekleştirdiği hava saldırıları, Rusya’nın geçtiğimiz Eylül ayında El Kaide bağlantılı milislere karşı ve Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Suriye hükümetini desteklemek için başlattığı bombardıman harekatını yürütmek üzere ilk kez üçüncü bir ülkede bulunan bir üssü kullanmasına işaret ediyor.

Uzun menzilli uçaklar, Rusya’nın Suriye içinde bulunan üssünü kullanmak için çok fazla büyükler. Onlar, daha önce, Rusya’nın güneyinden uçmuşlardı. İran üslerini kullanmak, uçuş süresini yüzde 60 düşürüyor ve uçakların büyük miktarda bomba taşımasına imkan sağlıyor.

Bu hamle, Washington egemen çevreleri içinde rahatsızlık ifadelerini kışkırttı. Bu, CIA, Pentagon ve Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar dahil ABD emperyalizminin bölgesel müttefikleri tarafından silahlandırılan ve finanse edilen İslamcı mezhepçi milislere dayanan, Suriye’deki beş yıllık ABD destekli rejim değişikliği savaşının karşı karşıya olduğu apaçık bozguna ilişkin giderek artan endişeleri yükseltmiş durumda.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın İran üssünün kullanılmasına ilişkin resmi kınamasına ek olarak, Halep’teki insani krize arttırılmış bir ABD müdahalesi için bahane olarak başvuracak şekilde, Obama yönetimini Suriye’de daha saldırgan eylemler gerçekleştirmekte başarısız olmakla suçlayan gazetelerin başyazılarında ve makalelerinde bir artış eğilimi söz konusu.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mark Toner, İran üzerinden yapılan Rus hava saldırılarına ilişkin haberlere yanıt olarak, Moskova’yı, bu eylem, “Halep’te ve çevresinde zaten çok tehlikeli olan durumu zorlaştırmaya devam ettiği için yardımcı değil” diyerek eleştirdi.

Washington’ı endişelendiren “zorluk”, nüfusun bir azınlığının cihatçı milislerin egemenliği altında yaşadığı Halep’in doğusuna yönelik hükümet kuşatmasını kırma anlamına gelen bir “asi” saldırısının durdurulmasıdır. El Kaide bağlantılı güçler, ABD ve onun bölgesel müttefikleri tarafından, ağır silahlar dahil büyük çaplı bir silah akışıyla hazırlanmış olan saldırı aracılığıyla tüm kenti ele geçirmenin eşiğinde olduklarıyla övünmüşlerdi. Ne var ki, Lübnanlı Hizbullah hareketinin savaşçılarıyla ve Rus hava saldırılarıyla desteklenen Suriye hükümet güçleri, görünüşe göre, Batı destekli İslamcıların başlangıçtaki kazanımlarını tersine döndürmüş durumda.

Durumun bu tersine çevrilişi, Halep’teki felaket üzerine, büyük kısmı, “asiler”in -kentin batısında hükümetin kontrolü altında yaşayan- Halep’in ezici çoğunluğuna karşı ayrım gözetmeyen bombardıman ve gaz saldırılarını bütünüyle görmezden gelen propaganda saldırısını tetikledi. Washington, vekil güçlerine yeniden ikmal sağlayabilmek amacıyla derhal bir ateşkes yapılması ve “insani koridorlar”ın açılması için bastırıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, ayrıca, geçtiğimiz iki gündür, Rusya-İran eyleminin, İran’ın nükleer programı üzerine anlaşmanın parçası olarak yaklaşık bir yıl önce benimsenen BM Güvenlik Konseyi kararının bir tür ihlali olduğunu ileri sürüyor. Anlaşma, nükleer silahların teslim edilmesi için kullanılabilecek herhangi bir silah sisteminin satışını veya aktarımını yasaklayan bir dil içeriyordu. Bu iddia, Rusya’nın savaş uçaklarını Tahran’ın kontrolüne vermediği, ama sadece ülkenin üslerini kullandığı göz önünde bulundurulduğunda, bütünüyle asılsızdır.

ABD Dışişleri Bakanlığı, son iki günde de, Rus hava saldırılarını, defalarca –bu sözde ılımlıların kimliğini tespit etmek için herhangi bir ayrıntı sağlayamadığı halde– “ılımlı muhalefet hedefleri”ni vurmakla suçladı. Gerçek şu ki, karadaki baskın güç, diğer benzeri Selefi cihatçı milislerin yanı sıra, geçtiğimiz ay ismini değiştiren ve El Kaide’den biçimsel olarak ayrılan El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra Cephesi’dir. ABD “ılımlılar”ı El Kaide uzantılarından ayırmayı güvence altına alacağını taahhüt etmiş olsa da, CIA tarafından silahlandırılıp finanse edilen bu unsurlar diğerleriyle bütünüyle iç içe geçmiş olduğu için, bunu yapması mümkün değildir.

Washington’daki asıl kaygı, Ortadoğu üzerindeki kesin hegemonyasını askeri olarak ileri sürme yönündeki 25 yıllık ABD yönelimine potansiyel bir engel olarak rol oynayabilecek bir ittifakın ortaya çıkmasıdır. Rusya-İran anlaşması, yabancı bir ordunun, Şah’ın ABD destekli diktatörlüğünü deviren 1979 devriminden beri ilk kez İran üslerinden operasyon yapmasına izin verilmesine işaret etmektedir.

Üs anlaşması, daha önce, BM’nin İran’ın nükleer programı üzerine yaptırımlarını sıkılaştırması sırasında durdurulmuş olan, Moskova’nın Tahran’a kendi gelişmiş S-300 karadan havaya füze savunma sistemini sağlamasından önce yapılmıştı. İranlı yetkililere göre, füze sisteminin tamamlayıcı parçaları, halihazırda teslim edilmiş durumda.

Durum, Washington için, Rus uçakları İran’dan ABD destekli Haydar el-Abadi hükümetinin izniyle Irak toprakları üzerinden uçtuğu için daha da rahatsız edicidir. Rus medyası, ayrıca, Abadi hükümetinin Moskova’ya, kruz füzelerini Hazar’dan ve Akdeniz’den Irak toprakları üzerinden geçecek şekilde ateşleme izni verdiğini belirtti.

Washington’ın bakış açısından durumu daha da zorlaştıracak şekilde, Çin hükümeti, Salı günü, Suriye’de Esad hükümeti ile daha yakın askeri işbirliğini amaçladığını ilan etti. Çin’in Merkezi Askeri Komisyonu’nun Uluslararası Askeri İşbirliği Bürosu’nun müdürü Guan Youfei Şam’ı ziyaret etti. Suriyeli yetkililerle bir araya gelen Guan, Suriye hükümet güçlerinin eğitilmesinin yanı sıra arttırılmış askeri yardım sözü verdi. Guan, Suriye’de iken, ayrıca, üst düzey bir Rus general ile görüştü. Çinli yetkililer, Suriye’de arttırılmış müdahale arayışlarının nedenlerinden biri olarak, Çin’in Şincan bölgesindeki Uygur nüfusundan İslamcıların hem IŞİD’e hem de El Kaide’nin Suriye koluna katılımına atıfta bulunuyorlar.

Muhtemelen daha da kaygı verici olan şey, tüm belirtilerin Washington’ın ve onun Avrupalı müttefiklerinin desteğine sahip olduğunu gösterdiği, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı geçtiğimiz ayki başarısız darbenin ardından Rusya ile Türkiye arasındaki uzlaşmadır. Erdoğan, 15 Temmuz askeri kalkışmasının ardından, ilk yurtdışı ziyaretini, Putin’le görüşmek üzere Rusya’nın ikinci büyük kenti Saint Petersburg’a yaptı. Görüşmelerin ardından, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye ve Rusya için, IŞİD’e karşı ortak operasyonlar gerçekleştirmek üzere bir teklifin “masada” olduğunu söyledi.

Bunu, Salı günü, Rusya Federasyonu Konseyi Savunma ve Güvenlik Komitesi üyesi Senatör Viktor Ozerov’un, “Türkiye, Rusya Hava-Uzay Kuvvetleri’ne, [Suriye’deki] terörle mücadele operasyonlarında kullanmak üzere İncirlik üssünü sağlayabilir.” açıklaması izledi. İncirlik, mevcut durumda, binlerce ABD Hava Kuvvetleri personeli ve özel paralı asker için üs olarak işlev görüyor. Onun durumu, başarısız darbe operasyonları için bir üs olarak işlev görmesinin ardından, ABD’nin burada bulunan en az 50 nükleer silahının güvenliğinin yerindeliğini de sorgulayacak şekilde, hassas bir konu haline geldi.

ABD’nin Suriye’deki politikasının çözülmesi, Salı günü, Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nin (CSIS) yayınladığı bir raporun konusuydu. Raporu hazırlayan Anthony Cordesman, CSIS’nin strateji analisti ve Pentagon’un kıdemli bir danışmanı.

Durumun, “MENA bölgesinin [Ortadoğu ve Kuzey Afrika] geleceğini ve ABD’nin stratejik çıkarlarını ciddi şekilde tehdit ettiği”ni belirten Cordesman, ABD savaş politikası üzerine halka açık herhangi bir ciddi tartışmanın yokluğuna işaret etti: “Amerika Birleşik Devletleri, ulusal tarihindeki ilk kez, birden çok savaşın ortasında, savaşlarının nereye gittiğine ya da onların uzun vadeli etkisinin ne olacağına dair ciddi bir tartışma olmaksızın bir Başkanlık kampanyasını sonuçlandırabilir.”

Cordesman, Suriye’deki gelişmelerin, “sadece büyük çaplı ve kalıcı bir insani kabusu değil, stratejik bir kabusu da” temsil ettiğini ekledi. O, özellikle, Rusya’nın ve İran’ın çatışmadaki artan rolüne ve Esad hükümetinin büyük ihtimalle daha uzun yaşayacağına dikkat çekti.

Cordesman, “ABD, şimdiye kadar, bu konuların üzerine gitmek için çok az şey yapmış görünüyor.” diye yazdı ve ekledi: “Dışişleri Bakanı Kerry’nin Rusya ile müzakereleri, ABD IŞİD üzerine odaklanırken, Rusya’ya Esad’ı desteklemede hareket serbestliği vermekten başka bir şey yapmamış görünüyor (bunlar, ayrıca, İran’ı da güçlendiren ve eğer ABD IŞİD’i yenilgiye uğratırsa Suriye’de gerçekte kimin kazanacağı üzerine son derece önemli soruları yükselten seçimler).”

ABD ordu komutanlığı içinde, Amerikan özel operasyon birliklerinin desteğiyle savaşan ABD destekli güçlerin Suriye’nin kuzeyindeki Menbic kasabasını ele geçirmesinin ardından Türkiye sınırına doğru kaçan IŞİD üyelerini taşıyan 100 ile 200 arasında kamyon ve araba konvoyuna güvenli geçiş verilmesine ilişkin haberle birlikte, bu aynı sorunun bir belirtisi sorgulanıyor. İzlenim, bu güçlerin bir gün Esad’a karşı (muhtemelen Amerikalıların umudu bu yönde) savaşmak üzere yaşamalarını sağlamaktı.

Obama yönetimi askeri çabalarını Rusya’yı kuşatma ve ona karşı savaş hazırlığı üzerine yoğunlaştırmayı tercih ederek Suriye’de ABD katılımını sınırlamaya çabalamış olsa da, Washington, Esad hükümetinin yeniden istikrar kazanmasını veya Şam’da Rusya çizgisinde herhangi bir yönetimin sağlamlaştırılmasını kabul etmeye hazır değildir. Rusya’nın, İran’ın, Çin’in ve potansiyel olarak Türkiye’nin eşgüdümlü eylemleri üzerine yükselen gerilimler, küresel ölçekte felaket getirecek sonuçlarıyla birlikte bir askeri çatışma tehdidini ortaya çıkarmaktadır.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır