World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2016/apr2016/pers-a29.shtml

Avusturya cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aşırı sağın zaferi: Bir uyarı

Peter Schwarz
29 Nisan 2016
İngilizce’den çeviri (27 Nisan 2016)

Avusturya’daki aşırı sağcı Özgürlük Partisi’nin (FPÖ) Pazar günkü seçim başarısı, Avrupa’nın tamamı için bir uyarıdır. Bu, eğer Avrupa’nın yazgısı düzen partilerinin ellerine bırakılır ve işçi sınıfı kendi bağımsız siyasi müdahalesini gerçekleştiremez ise, sağcı partilerin, milliyetçiliğin, ırkçılığın ve savaşın yükselişinin kesin olduğunu göstermektedir.

FPÖ’nün cumhurbaşkanı adayı Norbert Hofer, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda oyların yüzde 35’ini aldı. 45 yaşındaki Hofer, seçimlerin 22 Mayıs’taki ikinci turunda, seçimleri yüzde 21 oyla epey geride tamamlayan Yeşil Parti’nin adayı 72 yaşındaki iktisat profesörü Alexander Van der Bellen ile yarışacak. Hofer, kazanmak için büyük bir fırsata sahip. O durumda, aşırı sağın bir ideoloğu, ikinci Avusturya cumhuriyetinin 71 yıllık tarihinde ilk kez Viyana’da cumhurbaşkanlığı görevini üstlenecek. Hofer, İslam ve yabancı düşmanı görüşler savunuyor, Alman Pegida hareketine yakınlık gösteriyor ve Avrupa Birliği’ne karşı çıkıyor.

Ülkeyi 1945’ten beri tek başlarına ya da koalisyonlarla yöneten ve mevcut hükümeti oluşturan Sosyal Demokratlar (SPÖ) ve muhafazakar Avusturya Halk Partisi (ÖVP), Pazar günü hezimete uğratıldı. İki sözde halk partisi, birlikte oyların dörtte birinden azını kazandı. İki partinin adayı da yüzde 11 oy aldı. Hofer tek başına 1,5 milyon oy alırken, her iki aday toplamda bir milyondan az oy elde etti.

Aşırı sağın yükselişinin sorumluluğu, bu iki partinin arkasını kollamak için onların çevresinde faaliyet gösteren sendikalar ve sahte sol gruplar ile birlikte, doğrudan bu iki partiye aittir.

1999 yılında, o dönemde ÖVP’li Başbakan Wolfgang Schüssel, FPÖ’nün o zamanki önderi Jörg Haider’i, hatırı sayılır derecede uluslararası protestoya rağmen hükümetine alarak FPÖ’nün yükselişinin önünü açmıştı. FPÖ, o zamandan beri, bir bölünme geçirmiş, bir dizi kriz, yolsuzluk skandalı ve olayla sarsılmış ve daha da sağa kaymıştır. Parti, buna rağmen, Pazar günü federal düzeyde şimdiye kadarki en iyi sonucuna ulaşacak şekilde, bir dizi seçim başarısı elde edebildi.

Bunun nedeni, ilk olarak, Viyana’daki hükümetin gerçekleştirdiği sosyal saldırılardır. SPÖ’lü Başbakan Werner Faymann’ın başkanlık ettiği büyük koalisyon, iki buçuk yıl önceki parlamento seçimlerinden bu yana, işçi sınıfı zararına sert bir kemer sıkma programı yürüttü. Hükümet, emeklilik yaşını arttırdı, kamu sektörü işlerini tasfiye etti ve ücret artışlarını kısıtladı. İşsiz sayısı beş yıl içinde 300.000’den 475.000’e yükseldi. Şu anda, on kişiden en az biri işsiz durumda.

Hükümet, yozlaşmış bir ilişkiler sistemi aracılığıyla sımsıkı hizaya geçmiş sendika bürokrasisi ile yakın işbirliği yapmıştır. Hiçbir parti bu kesintilere karşı çıkmadığı için, FPÖ, öfkeyi ve hayal kırıklığını kendi arkasına yedekleyebilmiştir.

FPÖ sığınmacılara karşı propaganda yapmış olmasına rağmen, seçim analizleri bunun sığınmacı karşıtı bir oy olmadığını söylüyor. Çok daha belirleyici olan, Sora’nın bir anketine göre beğenilmeme oranı yüzde 68 olan SPÖ/ÖVP hükümetine öfkeydi.

Deutsche Welle’nin yayınladığı bir makale, “On kişiden yalnızca biri geçtiğimiz yılların gelişmelerini olumlu olarak tanımladı ve genel olarak politikaya yönelik hayal kırıklığı, yüzde 80 oranında hissediliyordu.” diye belirtiyor ve ekliyor: “Bununla beraber, büyüyen işsizlik yıllarının ardından iş güvencesine ilişkin korkular artıyor ve birçok yurttaş bir ekonomik gerilemeden endişe ediyor.”

İkinci neden, Sosyal Demokratların ve Halk Partisi’nin, FPÖ’nün yabancı düşmanı politikasını büyük ölçüde benimseyerek ve bunu hükümet politikasının temeli yaparak FPÖ’ye zemin hazırlamış olmasıdır. Onlar, Macaristan ve İtalya ile sınırları kapattılar, sığınmacılar için üst sınırlar koydular ve Macaristan’daki ve Balkanlardaki sağcı hükümetlerle işbirliği içinde sığınma hakkını ortadan kaldırdılar. Sosyal Demokratlar, Avusturya’nın Burgenland eyaletinde FPÖ ile bir koalisyon bile kurdu.

Bu koşullar altında, bir Sora anketi, 2007’de Avusturya sendikalarına önderlik eden ve 2008’den beri çalışma ve sosyal işler bakanlığının başında olan SPÖ adayı Rudolf Hundstorfer’e, işçilerin sadece yüzde 5’inin oy verdiğini belirtiyor. İşçilerin yüzde yetmiş ikisi, öfkelerini FPÖ adayına oy vererek gösterdi.

FPÖ’nün güçlenmesinden işçi sınıfını sorumlu tutan ve FPÖ’ye karşı “demokratların ittifakı” yani çürümüş hükümet partilerinin, Yeşiller’in ve sendikaların ittifakı çağrısında bulunanlar eksik değildir. Bir İşçi Enternasyonali İçin Komite’nin (CWI) Avusturya kolu Sozialistische Linkspartei, Hofer’e karşı birlikte kampanya yapmak için “SPÖ’nün ve sendikaların sol kanadı”nı davet ederken, Komünist Parti, Yeşiller’in adayı Van der Bellen için oy çağrısında bulunuyor.

Gerçekte, bu, FPÖ’nün yükselişini daha da hızlandırmanın en kesin yoludur.

Aşırı sağın yükselişi, yalnızca, hükümetin ve tüm burjuva partilerinin kemer sıkma politikalarına, yabancı düşmanlığına, devlet baskısını arttırmasına ve militarist politikalarına karşı uzlaşmaz bir mücadele veren işçi sınıfının bağımsız bir siyasi hareketi eliyle durdurulabilir. Böylesi bir hareket sağcı demagogların altındaki halıyı çekecek ve şu anda FPÖ’ye oy veren yoksullaşan orta sınıf kesimlerini kendi tarafına kazanacaktır.

Birkaç Avrupa ülkesinde, Avusturya’dakilere benzer gelişmeler söz konusudur. Fransa’da, sağcı aşırılıkçı Ulusal Cephe’nin etkisi, sendikalar ve çeşitli sahte sol gruplar tarafından desteklenen François Hollande’ın ve onun Sosyalist Parti hükümetinin politikaları nedeniyle büyüyor. Almanya’da, Almanya İçin Alternatif (AfD), SPD ile Sol Parti tarafından izlenen sağcı programlardan yararlanıyor. Ve Yunanistan’da, Syriza’nın ihaneti, faşist Altın Şafak’ın yükselişini teşvik etmiş durumda.

Bu sağcı partiler, FPÖ’nün seçim başarısı konusunda sevinç dolular. Ulusal Cephe lideri Marine Le Pen, bunu, bütün ülkelerdeki “yurtsever hareketler için güçlü bir enerji” olarak betimledi. Hollandalı sağcı popülist Geert Wilders, [seçim sonucu için] “şahane” diye tweet attı. Ve AfD yürütme komitesi üyesi André Poggenburg, “Avusturya’daki siyasi müttefiklerimiz, bununla, önemli bir aşama daha kaydetmiştir.” diye belirtti.

Almanya’da, iktidarda olduğu bir dizi eyaletteki sosyal kesintilerden bizzat sorumlu olan Sol Parti, Yeşiller’in ve muhafazakar CDU/CSU’nun yanı sıra sendikaları, kiliseleri ve SPD’yi kapsayan bir AfD karşıtı ittifak çağrısında bulunuyor. Bu tür bir ittifak, aşırı sağa yönelik muhalefeti siyasi bir çıkmaza sokma görevine sahip olacaktır.

Tüm burjuva partiler gibi Sol Parti de, AfD’den çok, kapitalizmin temellerini tehdit edecek bir işçi sınıfı hareketinden korkmaktadır. O, gerektiği takdirde, Avusturya’daki SPÖ’nün halihazırda FPÖ ile yaptığı gibi, AfD ile birlikte çalışacaktır.

Milyonlarca insanın öfkesi ve muhalefeti, yeni bir strateji talep etmektedir. Aşırı sağa, sosyal kesintilere ve savaşa karşı mücadele, uluslararası işçi sınıfının kapitalizm karşıtı ve sosyalist bir program temelinde seferberliğini gerektirmektedir. Egemen sınıfı durmadan daha fazla sağa yönlendiren küresel kapitalizmin krizi, aynı zamanda böylesi bir hareketin inşası için koşulları oluşturmaktadır.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK), 1 Mayıs Pazar günü saat 20.00’deki uluslararası çevrimiçi toplantısını bu hedef için gerçekleştiriyor. Bunun en önemli öğesi, savaşa karşı mücadeledir. Tüm WSWS okurlarını Uluslararası Çevrimiçi 1 Mayıs Toplantısı’na katılmak üzere bugün kayıt olmaya çağırıyoruz!



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır