World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2015/mar2015/corr-m09.shtml

Yunanistan’dan mektup

Syriza ihaneti üzerine artan öfke

9 Mart 2015
İngilizce’den çeviri (26 Şubat 2015)

Aşağıdaki mektup, Atina’daki (Yunanistan) okurumuz Evel Ekonomakis tarafından Dünya Sosyalist Web Sitesi’ne gönderildi.

***

“Bir daha asla oy vermeyeceğim, s… gidin!”

“Hepimiz, kanalizasyondaki çılgınca bir eğlencede, kirli bir kucaklaşma içinde kördüğüm olduk!”

“Biz devrim demiştik dostum, lanet köprüleri yak ve ardına bakma… ama koyun hala koyun olmaya devam ediyor ve her bir kurt adamın sofrasındaki ana yemek haline geliyor.”

Syriza’nın geçtiğimiz hafta Cuma günü Brüksel’deki Avro Grup toplantısındaki utanmaz teslimiyetinin ardından, Atina’daki pek çok iyi insanın dudaklarından ve kalemlerinden bu tür yorumlar çıkıyor. Burada öfke kaynıyor. Yunanistan’ın dıştan görünümünden farklı olarak, insanların çoğu, 25 Ocak’ta Tsipras’ın “Radikal Sol Koalisyon”una oy verenlerin saf olmadığını fark ediyor. Bir yorumcunun dün yazdığı gibi, “Hayır, onlar sadece, Syriza’nın, bizi tüm bu yıllar boyunca mahvetmiş olan sağcı işbirlikçileri cezalandırabileceğini ummuşlardı.” 

Burada solcular arasındaki fikir birliği, dudaklarda acı bir alaycı gülümsemeyle ifade ediliyor: Syriza önceki burjuva hükümetler ile aynı düşünce yapısına sahip. Özetle: “Konuşmazsan konuşmayacağım.”  ya da, “Sizi şimdi aklayacağım; böylece yeniden başa geldiğinizde siz de beni aklarsınız.”

Bu kadar hızlı, bu kadar aniden! Syriza, seçim öncesinde verdiği, troykanın icra memurlarını paketleyip geri gönderme; kanayan, muhtaç, kelimelerle anlatılmaz zorluklara ve adaletsizliğe maruz kalmış bir ulusla, çok kısa bir zamanda 7.000 intiharın yaşandığı bir ülkeyle ilgilenme; kemer sıkma önlemlerine 26 Ocak’ta son verme vaatlerinden vazgeçerken, geriye siyasi takla atmada dünya rekoru kırdı.

Ama “geriye takla”, Syriza’nın birkaç haftadan daha kısa sürede battığı konumu nitelemek için yetersiz kalıyor. Daha tam belirmek için, yumuşakçalar, karındanbacaklılar dünyasından kavramları ödünç almak daha uygun. Bir dostum Tsipras’a şöyle lanet yağdırıyor: “Onunki salyangozun yöntemi. O yalar, yalar ve kendini ileriye doğru sürükler.” Bir diğeri şu mesajı atmış: “Parlamentoda yaşanan bu kadar rezilliğe bakılırsa, milletvekili sayısı, bir işe yaramayan 300 kişi yerine 69 olmalı” (Parlamentoda 300 koltuk bulunuyor).

Varoufakis’e ve Tsipras’a yönelik daha yumuşak ifadelerden biri şöyle: “Şeytan bir melekti. Aslında, o baş melekti. Eğer bir melek bir iblis haline geliyorsa, bu bana, hiç kimsenin mükemmel olmadığını dinin bile kabul ettiğini anlatır.”

Bir başka solcu şöyle yazıyor: “Syriza, yozlaşmış burjuva yollara inanmadığını söyleyen bir parti; parlamenterlerin tadını çıkardığı dokunulmazlığı kaldırmalı. Özellikle merkez-sağ Yeni Demokrasi Partili milletvekilleri arasında, Yunanistan halkına karşı işlemiş oldukları suçlardan dolayı parmaklıkların arkasında olması gereken, oldukça fazla sayıda milletvekili var.”

Buradaki Nazilere gelince, insanlara kimlerin saldırdığını ve onları kimin öldürdüğünü herkes biliyor. Ama“Syriza ülkesi”nin çürümüş “solcu” krallığında işler böyle yürüyor. Irkçı fanatikleri, yalnızca eski başbakanı Antonis Samaras’ın aşırı sağcı Yeni Demokrasi partisi hükümeti hapse atabilir (elbette, kendine özgü sebeplerle) ve yalnızca Alexis Tsipras’ın “solcu” hükümeti onları suçsuz bulabilir (yine kendine özgü sebeplerle).

Yunanistan Komünist Partisi’nin (KKE )üyesi bir gazeteci olan Nikos Boyopoulos tarafından yapılan yorumlar özellikle dokunaklıydı. Bu adam, Yunanistan’daki bu en eski siyasi partinin önderliğinde yer alan çoğu kişiden farklı olarak, ne mıymıntı, ne çıkarcı, ne muhafazakar ne de... neyse, ne demek istediğimi anlıyorsunuz. O, bildiğiniz, tipik bir Stalinist değil. Boyopoulos, parmak uçlarını, “Varoufakis…Brest-Litovsk’ta” başlıklı zehir zemberek ve son derece kavrayışlı bir makaleyi ateşlemek üzere klavyeye yerleştirmiş.

Boyopoulos, bu makalede, partilerinin kendilerini aldattığı gerçeği ile yüz yüze gelmeyi reddeden tüm Syriza destekçilerine sesleniyor. O, kendilerini, Maliye Bakanı Varoufakis’in geçtiğimiz Cuma günü Brüksel’de attığı imza ile Bolşevik hükümetinin, 3 Mart 1918’de, Brest-Litovsk Antlaşması’nı imzalaması arasında paralellik olduğuna inandırmaya çalışan tüm bu talihsiz insanlarla konuşuyor.

Boyopoulos, pek çok bilgiç “solcu”nun, Syriza’nın “ortaklar”ına yönelik sözde “taktik” hamlesi ile kendi stratejisine daha iyi hizmet eden Brest-Litovsk Antlaşmasını kabul etmiş olan Lenin arasında kurulan paralelliklerle alay ediyor. “Siz ciddi misiniz?” diye soran Boyopoulos, “Bildiğimiz kadarıyla, Lenin uysal sosyal demokrasinin bir dostu ya da ılımlı Keynesçi politikaların destekleyicisi değil ama bir komünistti.” diyor. “Bolşevikler” diye devam ediyor Boyopoulos, “eski rejimin tüm sınıf ilişkilerini yıkmak gibi açık bir amaçla bir toplumsal devrime önderlik etmişlerdi”; bu ilişkileri (troyka) “kuruluşlar” diye yeniden vaftiz etmek için değil.“Örneğin, genç Sovyet devleti antlaşmayı imzaladığında, Lenin, ‘dostlar’dan, ‘ortaklar’dan ve ‘müttefikler’den bahsetmedi. Lenin halka gitti, ‘emperyalistler’den ve ‘hırsızlar’dan bahsetti. O, Tsipras ve Varoufakis’in yaptığı gibi, ‘galibiyet’ten, ‘zafer’den ya da ‘başarılı müzakereler’den söz etmemişti. Lenin açık bir şekilde, şantajdan bahsetti. O, Brest Antlaşması’nı sadece tek bir nedenle imzaladı: bunu yapmamış olsaydı, Alman İmparatorluğu’nun orduları genç Sovyet hükümetini beşiğinde boğacaktı. Lenin, bu aşağılayıcı kağıt parçasını imzalayarak, devrim ateşini canlı tuttu.” 

Brest-Litovsk Antlaşması tam olarak neyi korumuş ve savunmuştu? Boyopoulos’un işaret ettiği gibi: 26 Ekim’de Troçki’nin Kızıl Muhafızları’nın Kışlık Sarayı basmasından ve Petrograd’da yönetimi Kerensky güçlerinden almasından bir gün sonra imzalanmış Barış ve Toprak Üzerine Kararname ile başlayan bir dizi son derece önemli kararnameyi. İlk kararname Rusya’yı emperyalist oyundan ve I. Dünya Savaşı’ndan çıkardı. Bir başka deyişle, Lenin, Varoufakis ve arkadaşlarından farklı olarak, Rusya’nın, bir “ortak Avrupa evi”nde emperyalistler ile sürekli varlığını tanıyan herhangi bir belge imzalamadı. Lenin, Rusya’nın iç politikasını emperyalistlerin “gözetimi”i ya da “denetim”i altına yerleştirmek için kaleme sarılmadı. Benzer şekilde, Toprak Üzerine Kararname, çarlık ailesinin ve Kilise’ninki dahil, Rus pomeşçiki’sini; toprak sahibi soyluluğun toprak mülkiyetini feshetti. Boyopoulos, zeki ve yerinde bir şekilde, “Lenin… asla, özelleştirmelere yeşil ışık yakan bir kağıt parçasını imzalamadı. Buna karşılık, Alexis Tsipras, dev Çin denizcilik şirketi Cosco’nun Pire limanındaki varlığının devam etmesini görmezlikten gelmiş durumda.” diye yazdı. Bu iki kararnameyi, Çalışma, Bankaların Ulusallaştırılması, Deniz Ticaret Filosunun Ulusallaştırılması ve tüm İç ve Dış Borçların İptali üzerine diğer önemli bir dizi yasa izlemişti.

Bunlar, Brest-Litovsk Antlaşması’nda korunan şeylerdi! Lenin, Troçki ve Bolşevikler emperyalistlere teslim olmayı reddetmişti. Onlar, yerli ve yabancı hırsızlara, soygunculara ve tefecilere bavullarını toplamalarını söylediler. Şimdi, Yunanistan halkının kendi sorununu çözme ve Syriza’dan kurtulma zamanı. Dış düşmanın üstesinden, yalnızca bunu yaptıktan sonra gelebiliriz. Ama bunu yalnız başımıza yapamayız.

Evel Economakis
25 Şubat 2015



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır