World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2015/mai2015/gree-m07.shtml

Syriza’nın teslimiyetinin dersleri

Christoph Dreier
7 Mayıs 2015
İngilizce’den çeviri (1 Mayıs 2015)

Kemer sıkmaya son verme sözü veren Radikal Sol Koalisyon (Syriza), 25 Ocak’ta Yunanistan hükümeti olarak seçilmişti. Parti, üç ay sonra, mali sermaye için işçi sınıfına yönelik sosyal kesintiler uygulamasını sürdürmenin başlıca aracı haline gelmiş durumda. Bu teslimiyetin önemi, Yunanistan sınırlarını aşmaktadır.

Dünya Sosyalist Web Sitesi, seçimlerden bir gün önce, Syriza’nın kemer sıkmaya alternatif hiçbir şey sunmadığı; tersine, Avrupa Birliği’nin (AB) borç rejimini savunduğu konusunda uyarıda bulunmuştu. Şöyle yazmıştık:

“Syriza, solcu görünümüne karşın, orta sınıfın hali vakti yerinde kesimlerine yaslanan bir burjuva partisidir. Onun politikaları, toplumsal düzeni koruyarak kendi ayrıcalıklarını savunma arayışı içinde olan sendika bürokratları, akademisyenler, uzmanlar ve parlamenterler tarafından belirleniyor. … Bir Tsipras hükümeti, yalnızca AB’nin ve IMF’nin pis işini üstlenmeye değil; ama aynı zamanda, onun ‘avro bölgesini güçlendirme’ ve ‘denk bütçeyi koruma’ vaadine karşı çıkan işçi sınıfına karşı hızla harekete geçmeye de hazır olacaktır.”

Bu değerlendirme bütünüyle doğrulandı. Başbakan ve Syriza başkanı Alexis Tsipras, Pazartesi günü, şüphe götürmez bir şekilde, AB’nin talep ettiği neredeyse tüm kesintileri uygulayacağını açıkladı. Toplam 7,2 milyar avroluk kurtarma paketi fonu edinmek için müzakere ekibini yeniden düzenledi ve geniş kapsamlı ödünler verdi.

Tsipras, bu süreçte, içerik ve personel açısından, önceki muhafazakar hükümetin nefret edilen politikalarını pürüzsüzce sürdürdü. Yeni atanan baş müzakereci Giorgos Chouliarakis, daha önce, eski Başbakan Antonis Samaras’ın müzakere ekibinin parçasıydı ve o, AB kurumlarının güvenine sahip.

Tsipras, aynı zamanda, hükümetinin görüşmelerde ortaya koymuş olduğu son kırmızı çizgileri de terk etti. Emeklilik maaşlarında kesinti yapmaya, katma değer vergisini arttırmaya ve asgari ücrette herhangi bir artışı ertelemeye hazır olduğunu ilan etti. Tspiras, bu temelde, troyka ile Pazar günü geçici bir anlaşmaya varmayı umuyor.

Tsipras’ın kesintiler üzerine bir referandum yapılması teklifi, izini kaybettirmeyi ve kendi saflarındaki birliği sürdürmeyi amaçlamaktadır. Gerçekte, Syriza hükümeti, IMF’ye 2 milyar dolar ödemek için, emeklilik fonlarının, sağlık sigortasının ve kamu kuruluşlarının finansmanını yağmalayarak, zaten AB’nin kemer sıkma talimatları yararına bir karar almıştı.

İlan edilen reformlar Yunanistan’daki toplumsal krizi yoğunlaştıracaktır. Halihazırda, Yunanların yüzde 25’i işsiz. Bir işi olanların yüzde 40’ı ayda 630 avrodan az kazanıyor. Genellikle, tüm aileler çok düşük bir maaşa bağımlı durumda.

Zaten kanı emilmiş olan Yunan toplumunun sürmekte olan yağması, tüm Avrupa kıtasındaki kapsamlı kesintiler için bir örnek işlevi görme amacına yöneliktir. Bu toplumsal saldırı hazırlıklarının Syriza önderliğinde yürütülüyor olması, işçiler için keskin bir uyarıdır. Bu gerçek, bu örgütün gerici sınıf karakterini sergilemektedir.

Syriza, en başından beri uluslararası bir olguydu. Parti, dünya çapındaki küçük-burjuva güçler tarafından alkışlandı ve bir rol model olarak ilan edildi. İspanya’daki Podemos ya da Almanya’daki Sol Parti gibi partiler, artık Yunanistan’da iktidarda olan müttefikleri Syriza’nın seçim zaferini kutladılar.

Bu eğilimler, aynı Syriza gibi, devlet aygıtına ve AB kurumlarına sıkı sıkıya bağlı olan ve işçi sınıfının toplumsal taleplerine son derece düşmanca bakan küçük-burjuvazinin ayrıcalıklı tabakalarına dayanmaktadırlar.

Onların, AB’nin toplumsal olarak daha kabul edilebilir politikalar uygulamak üzere yeniden düzenlenebileceği ve kapitalist krizin reformlarla çözülebileceği iddiaları, sadece, mevcut yapıyı savunmaya ve işçi sınıfını siyasi olarak silahsızlandırmaya hizmet etmektedir. Bu güçler, olağanüstü toplumsal çatışmalar karşısında, giderek artan bir şekilde resmi politikaya uyarlanıyorlar. Syriza’nın kardeş partileri, onun örneğini izlemek için hevesle sıraya giriyorlar.

Özellikle rezil bir rol, Syriza ile aynı hizaya girmiş çeşitli sahte sol örgütler tarafından oynanıyor. Onlar, Syriza tarafından süslü “sol” liberal lafebeliği yardımıyla alınan bir kararı eleştirirken, partinin ana toplumsal ve siyasi yönelimini savunuyorlar.

Syriza’nın “sol” kanadının önderi Panagiotis Lafazanis, Çarşamba günü, AB’ye önemli tavizler verilmesini reddeden bir açıklama yayınladı. Açıklamada, “Syriza, emekçi sınıflar zararına yeni kemer sıkma önlemlerini asla imzalamayacaktır.” deniyordu. [Açıklamaya göre,] Syriza hükümeti, Yunanistan’ı “kölelik ve bağımlılık zincirinden” kurtaracak.

Yapısal Reform Bakanı Lafazanis, tüm milliyetçi duygulandırma yeteneğiyle, başbakanın açıklamalarına yönelik somut saldırıları engelliyor. Gerçekte, onun parti hizbi [Sol Platform], geçtiğimiz Cuma günü, parlamentoda, oybirliğiyle kamu maliyesinin yağmalanması yönünde oy kullandı ve böylece Yunanistan’ın troykaya bağımlılığını arttırdı.

İkiyüzlü solcu ifadeler, hükümetin büyük çatışmalara hazırlandığı bir durumda, işçilerin harekete geçmesini önlemeyi amaçlamaktadır. Syriza, işçilerin sosyal saldırılara direnmeye çalışması halinde, acımasız önlemlere başvurmaya hazırlandığı konusunda şüpheye yer bırakmıyor.

Tsipras, iki hafta önce, on kadar eylemcinin sürdürdüğü işgalin ardından Atina’daki Teknik Üniversite’nin temizlenmesi emri verdi. Albaylar yönetimi [1967-1974 yılları arasındaki cunta kastediliyor] tarafından işlenen katliamın ardından, Yunanistan’da, bu üniversiteye polis konuşlandırılması son derece simgesel.

Tsipras, Çarşamba günü Mısır diktatörü Abdül Fettah El Sisi ile görüştü; güvenlik ve “terörle mücadele” (askeri müdahalelerin ve demokratik haklara yönelik yeni saldırıların örtmece ifadesi) alanlarında işbirliğini genişletmekte anlaştı.

İşçilerin bunu ciddi bir uyarı olarak görmesi gerekiyor. İşçiler, kemer sıkmaya karşı mücadelelerinde, yalnızca mali seçkinler ve AB kurumları ile değil ama aynı zamanda onların sahte solcu savunucuları ile de karşı karşıyalar.

Bu ciddi tehlikelerle mücadele etmenin tek yolu, tüm Avrupa işçi sınıfının bankalara ve şirketlere karşı bağımsız siyasi seferberliğidir. Syriza hükümeti deneyiminden çıkarılan en önemli ders budur. Böylesi bir mücadele, sosyalist bir perspektifi ve uluslararası bir parti olarak Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) inşasını gerektirmektedir. Tüm okurlarımızı, bu mücadeleye katılmaya ve Uluslararası Çevrimiçi 1 Mayıs Toplantısı’na bugün kayıt olmaya çağırıyoruz.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır