World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2015/jan2015/fran-j15.shtml

Fransa’daki terörist saldırıların sorumlusu kim?

Peter Symonds
15 Ocak 2015
İngilizce’den çeviri (13 Ocak 2015)

Charlie Hebdo’nun Paris’teki bürolarına yönelik geçen haftaki saldırılar, bütünüyle gerici bir gündemi ilerletmek için, yalnızca Fransa değil ama ABD ve müttefikleri tarafından da ikiyüzlü bir şekilde kullanılıyor. Fransız polisinin ve şimdi askeri birliklerin kapsamlı konuşlandırılmasında şimdiden gün gibi ortada olan temel demokratik haklara yönelik saldırılar, başta Ortadoğu ve Kuzey Afrika olmak üzere, ülke dışında savaşı tırmandırma hazırlıklarıyla birlikte sürdürülüyor.

Halk içinde silahlı saldırılardan kaynaklanan şoku ve korkuyu manipüle etmeye ve her türlü eleştirel sorgulamayı bastırmaya yönelik örgütlü kampanyanın başlıca suç ortağı, Fransa’daki ve tüm dünyadaki köle ruhlu egemen medyadır. Bu dışavurum, saldırıyı gerçekleştirenleri “Batılı özgürlükler”in düşmanları olarak göstermek için Müslümanlık karşıtı duyguları kışkırtmaya yönelik kaba girişimlerden (bkz. Charlie Hebdo’ya yönelik saldırının ardından “ifade özgürlüğü” ikiyüzlülüğü) başlayarak, her şeyden önce, onların başlıca siyasi sorumlularının kimler olduğuna ilişkin her türlü sorgulamayı engellemek üzere tasarlanmıştır.

Asıl suçluların çoğu, ABD önderliğindeki “terörle mücadele”ye ve büyük ölçüde Müslüman ülkelerde işlenen, Ortadoğu’daki, Afrika’daki ve Asya’daki bir gençlik kuşağını yabancılaştırıp öfkelendiren vahşetlere katılmış olan ve Pazar günü Fransa’da düzenlenen resmi yürüyüşün başını çeken “dünya liderleri” arasında bulunmaktadır.

Fransa’da, Cumhurbaşkanı François Hollande’ın ve önceli Nicolas Sarkozy’nin politikaları, göçmen toplulukları içinde, çarşafın ve İslami başörtüsünün yasaklanması gibi İslam korkusunun ifadesi önlemlerle birleşmiş olan aşırı işsizlik ve yoksulluk oranlarına yol açmış; sağcı İslamcı örgütlerin güçlenmesi için verimli bir ortam yaratmıştır.

Bununla birlikte, Fransa’daki devlet aygıtının geçen haftaki saldırılardan suçlu tutulabileceği gibi daha doğrudan bir algı söz konusu. Polisin ve istihbarat örgütlerinin Charlie Hebdo’ya yönelik saldırının ve onunla bağlantılı olarak Musevi inançlarına uygun yiyecekler satan bir marketteki silahlı çatışmanın faillerinin basitçe gözden kaçtığı biçimindeki açıklamalarını hiç kimse kabul etmemeli.

Charlie Hebdo’nun bürolarına saldıran iki kardeş, Şerif ve Said Kuaçi, Fransız yetkilileri tarafından, on yıldan uzun süredir tanınıyordu. Onlar, ABD ve Britanya tarafından da izleniyordu.

Fransız İçişleri Bakanı Bernard Cazeneuve, geçen hafta, bu iki kişinin silahlı saldırıdan önce “muhtemelen izlenmiş” olduğunu kabul etti ama eli kulağında bir saldırının belirtisi olmadığını ileri sürdü. Şerif, 2005 yılında tutuklanmış ve kökten İslamcı bir gruba katılmak için gizlice Irak’a seyahat etme planı yapmaktan mahkum edilmişti. Adı açıklanmayan bir ABD’li yetkiliye göre, Said, 2011’de Yemen’e yolculuk yapmış ve Arap Yarımadası’nda El Kaide tarafından eğitilip silahlandırılmıştı.

Musevi inançlarına uygun yiyecekler satan marketi ele geçiren Ahmed Coulibaly, silahlı soygundan mahkum olmuştu ve Paris’teki aşırı İslamcı çevrelere katılmış olduğu biliniyordu. O, 2009’da tutuklanmış ve Cezayir Silahlı İslami Grup’un üyesi olan hükümlü metro bombacısı Smain Ait Ali Belkacem’i hapisten kurtarma planı yapmakla suçlanmıştı. Bu davada Şerif de sorgulanmış ama ceza almamıştı. Coulibaly, hapisten, Mart 2014’te tahliye edildi.

Paris’te geçen hafta yaşanan silahlı saldırılar, “terörle mücadele”de yinelenen bir örneği izliyor. 11 Eylül saldırılarından ve Boston Maratonu’ndaki bombalamalardan, Londra metrosunun ve Madrid tren istasyonunun bombalanmasına ve geçen ay Sidney’de bir kafede gerçekleşen rehine olayına kadar, başlıca emperyalist merkezlerde gerçekleşen bütün terörist saldırılara katılan ya da onlarla bağlantılı olan neredeyse herkes, söz konusu ülkelerin emniyet kurumları ile açıklanmamış ve kuşkulu ilişkilere sahipti.

Euronews’de yayımlanan “Charlie Hebdo cinayetleri etrafındaki önemli sorular yanıtsız kalmaya devam ediyor” başlıklı bir makale, Fransız emniyetinin failleri neden daha yakından izlemediğini soruyor. Makalede, “Bunun nedeni, geçmişte sıkça olduğu üzere, Fransızların teröristleri onların isteklerini yerine getirmeye ‘yöneltme’yi sevmesi olabilir. Kuaçiler bu tür bir uygulamanın adayları olabilirdi ama bu, karşı istihbaratın meşru bir biçimi olmasına karşın, Paris’te hiç kimse onu kabul edecek gibi görünmüyor. Şimdilik.” düşüncesi ileri sürülüyor.

Üç kişinin, otomatik silahların ve patlayıcıların dahil olduğu ayrıntılı bir planı, devlet aygıtının kimi unsurlarının aktif katılımı değilse de pasif suç ortaklığı olmaksızın tasarlaması ve gerçekleştirebilmesi hiç de inandırıcı değil. Coulibaly’nin saldırılar konusunda sorgulanmak üzere aranan kadın arkadaşı Hayat Bumedyen’in herkesin gözü önünde kaçması daha da ilginç. Ayrıntılar net olmasa da, o, iddialara göre, Fransa’dan uçakla Türkiye’ye giderken ve ardından Suriye’ye geçerken bütün taramalardan kurtulmuş.

İstihbarat ve emniyet birimlerinin radikal İslamcı örgütlerle gizli ya da açık işbirliği uzun bir tarihe sahip ve bunun en bilineni, Afganistan’daki Sovyet destekli yönetime karşı, aralarında Usama Bin Ladin’in ve El Kaide’nin öncülerinin bulunduğu cihatçıları finanse etmeye, silahlandırmaya ve eğitmeye yönelik 1980’lerdeki kapsamlı CIA operasyonudur. Tanınan El Kaide eylemcilerinin nasıl ülkeye girebildiği, eğitildiği ve 11 Eylül saldırılarını gerçekleştirdiği, bugüne kadar hala açıklanmış değil.

Fransız emperyalizmi, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki sömürgeci istekleri peşinde, 2011’den bu yana Libya’da ve Suriye’de ABD önderliğindeki rejim değişikliği operasyonlarının ön cephesindeydi. NATO’nun hava gücü tarafından desteklenmiş, Libyalı lider Muammer Kaddafi’yi devirip katletmiş olan ve şimdi kaos içinde üstünlük uğruna birbirleriyle rekabet eden kara güçlerinin merkezi El Kaide ile bağlantılı İslamcı milislerdi.

Fransa, Suriye’de, Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı devirmek için savaşan ve ezici çoğunluğu İslamcı örgütlere üye sözde “asiler”i finanse etmeye, silahlandırmaya ve eğitmeye yönelik ABD önderliğindeki kampanyaya aktif bir şekilde katılmış durumda. “Terörle mücadele”nin en son bölümündeki hedef -Irak ve Şam İslam devleti - IŞİD- Suriye’deki vekil savaşının bir oluşumudur.

Fransa’nın Libya ve Suriye’deki operasyonları, Fransız emperyalizminin sömürgelerdeki pis işleri yerine getirmek için en kuşkulu ve berbat unsurları Yabancılar Lejyonu’na kaydetme biçimindeki uzun ve sabıkalı geleneğinin yerini almaktadır. Devlet aygıtının geçen haftaki silahlı saldırılarda, aktif ya da pasif, ne ölçüde ve neden sorumlu olduğu kesinlikle örtbas edilecektir. Onların demokratik hakların askıya alınmasında, ordu istihbarat aygıtının güçlendirilmesinde ve yeni savaşlara hazırlanmada nasıl kullanıldığını son derece açık bir şekilde ortaya koyacağı için, saldırılar konusunda ciddi bir soruşturma yapılmayacaktır.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır