World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2014/jun2014/pers-j30.shtml

Saraybosna’dan 100 yıl sonra

David North
30 Haziran 2014
İngilizce’den çeviri (28 Haziran 2014)

Bugün, I. Dünya Savaşı’nın başlamasına yol açan olayın 100. yıldönümü. 28 Haziran Pazar sabahı, Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Josef’in yeğeni ve tahtının varisi Arşidük Franz Ferdinand, Bosna ziyaretinin son gününde, konvoyuyla Saraybosna’dan geçerken süikaste uğradı. Aynı zamanda Arşidük’ün eşi Sophia’nın da yaşamına malolan saldırının şok edici karakterine rağmen, Habsburg hanedanının evladının öldürülmesinin son derece önemli sonuçları olacağı öngörülmemişti.

Bununla birlikte, süikasti izleyen kriz Temmuz 1914 boyunca sürekli tırmandı. Önde gelen Avrupalı kapitalist ülkelerin yanıtı, önceki on yıl boyunca gelişen jeo-politik ve ekonomik çıkar çatışması eliyle üretilmiş gerilimlere bağlıydı. Gerici Habsburg monarşisi, süikasti, ulusalcı özlemleri Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Balkanlar’daki egemenliğini tehdit eden Sırp yönetimine saldırının bahanesi olarak değerlendirdi.

Berlin’de, İmparator II. Wilhelm yönetimi, hiçbir şekilde kabul edilemez ve savaşa yol açacak olan bir ültimatomla Sırplar’ın üstüne gitmesi için Avusturya-Macaristan yönetimine yeşil ışık yaktı. Alman imparatoru, bu adımı, Avusturya’nın Sırbistan’ı işgalinin Rus Çarlığı’nın Balkanlar’daki kendi çıkarlarını korumaya yönelik müdahalesine yol açacağını bilerek atmıştı. Alman yönetimi, Rusya ile büyük bir savaşı, kendisinin Doğu Avrupa’da egemenlik kurması ve böylece tüm kıtada güçler dengesini değiştirmenin bir fırsatı olarak görüyordu.

Ama bu olasılık, Alman gücünün büyümesini önlemek için Rusya ile ittifaka girmiş olan Fransa’daki egemen sınıfı ürkütüyordu. Almanya ile Rusya arasındaki savaşın öngününde, Fransız burjuvazisi, tarafsız kalıp bir Alman zaferini kabullenemeyeceğine ikna oldu. Alman hükümeti, aynı zamanda, uzun süre öncesinden, Rusya ile bir savaşın patlaması durumunda Fransa’ya saldırmak için ayrıntılı planlar hazırlamıştı.

Kriz, yıkıcı bir sonuca yolaçtı. Ağutos ayının ilk haftasına gelindiğinde, Avrupa’daki büyük güçler (bir yanda Almanya ile Avusturya-Macaristan, diğer yanda ise Fransa, Rusya ve Britanya) savaş durumundaydı.

28 Haziran’da Saraybosna’da gerçekleşen süikastten Ağustos’un ilk haftasında kapsamlı bir Avrupa savaşına kadar birbiri ardına yaşanan gelişmeleri çözümleyen ciltlerce kitap yazılmış durumda. Bu literatürün büyük bölümü, savaşın patlamasından hangi yönetimin sorumlu olduğunu açıklamaya çalışmaktadır. Bu araştırmalar, şu ya da bu yönetimin savaş amaçları (örneğin, Alman yönetiminin uzun süreli özlemleri) ile ilgili önemli bilgilerin ortaya çıkmasına yol açmakla birlikte, savaşın asıl nedenleri daha derin bir çözümlemeyi gerektirmektedir.

Saraybosna’daki süikast, Avrupa’nın ve dünyanın büyük ölçüde alev almaya hazır jeo-politik yapısını tutuşturan bir kıvılcımdan başka birşey değildi. Arşidük’ün öldürülmemesi durumunda, savaşın Ağustos 1914’te patlamaması mümkündü ama bazı başka olaylar, er ya da geç, topyekün bir savaşa yol açacaktı.

Gerçekte, I. Dünya Savaşı’nın patlamasından önceki yıllarda, büyük kapitalist güçler arasında sömürgeler ve mali çıkarlar uğruna yaşanan çatışmalardan kaynaklanan bir dizi “savaş korkusu” söz konusuydu. Avrupa’nın siyasi ortamı giderek gergin hale gelmişti. Silahlanmaya yapılan devlet harcamaları, 20. yüzyılın ilk on yılı boyunca çarpıcı biçimde artıyordu.

İkinci Enternasyonal’in bayrağı altında gelişen sosyalist işçi sınıfı hareketi, kapitalist militarizmin oluşturduğu tehlikeler konusunda alarma geçmişti. “Büyük Güçler” arasında olası bir savaş, kapitalist sistemin doğasından kaynaklanıyordu. Marksist kuramcı Rudolf Hilferding, daha 1902’de, “Dünya pazarı uğruna mücadeledeki keskinleşme, kapitalist ulusların dış politikasına yönelik sonuçları olmaksızın devam edemez.” uyarısında bulunmuştu. Hilferding, şöyle diyordu: “Silahlanmadaki artış, donanmadaki büyüme, iç gericilik, şiddet ve dış ilişkilerde barışa yönelik tehditler; bunlar, kapitalist dış ticaret politikasının en yeni aşamasının kaçınılmaz sonuçlarıdır.” [Aktaran, Richard B. Day and Daniel Gaido, Discovering Imperialism: Social Democracy to World War I, Chicago, 2011, syf. 348-349]

Bu on yıl ilerler ve emperyalizmin yıkıcı sonuçları giderek daha açık hale gelirken, savaşa karşı mücadele, İkinci Enternasyonal’in faaliyetinin merkezine yerleşti. İkinci Enternasyonal, 1907’de Stuttgart’ta toplanan kongresinde, “köleliğe, zorla çalıştırmaya ya da sömürgeleştirilmiş bölgelerdeki yerli nüfusun ortadan kaldırılmasına yol açmak zorundadır. Kapitalist toplumun iddia ettiği uygarlaştırma işlevi, onun fetih ve sömürü arzusunu maskelemekten başka bir şeye hizmet etmemektedir.” biçiminde ifade ettiği sömürgeciliği alenen suçladı. [age. syf. 28)

İkinci Enternasyonal, beş yıl sonra, 1912’de Basel’de toplanan kongresinde, bir bildirge yayımladı:

“Savaş tehlikesinin ortaya çıkması durumunda, ona dahil olan ülkelerdeki işçi sınıflarının ve onların parlamentolardaki temsilcilerinin görevi... savaşın patlamasını önlemek için, en etkili olduklarını düşündükleri araçlarla her türlü çabayı göstermektir... Savaşın her şeye rağmen patlaması durumunda, onların görevi, onun hızla ortadan kaldırılması için müdahale etmek; halkı harekete geçirmek ve kapitalist sınıfın egemenliğinin yıkımını hızlandırmak amacıyla, savaşın yarattığı ekonomik ve siyasi krizden bütün güçleriyle faydalanmaktır.”

Ama savaş iki yıldan kısa bir süre sonra patladığında, İkinci Enternasyonal’in önderleri, resmi taahhütlerini inkar ettiler. Enternasyonal’in en büyük ve siyasi olarak en etkili şubesi olan Alman Sosyal Demokrat Partisi (SDP), 4 Ağustos 1914’te, hükümetin savaş açmasını mümkün kılan savaş kredilerini onayladı. Bu siyasi ihanet, İkinci Enternasyonal’in devrimci bir güç olarak sonuna işaret ediyordu. Devrimci bir enternasyonali yeniden inşa görevi, İkinci Enternasyonal’in ulusal egemen sınıflara ve emperyalizme teslimiyetine karşı çıkanlara düştü. Bu mücadelede başrolü Vladimir Lenin oynadı. Onun savaşa karşı çıkışı ve sosyalist enternasyonalizmi savunusu, Ekim 1917’de Rusya’da gerçekleşen sosyalist devrimin zaferinin temelini attı.

Lenin, İkinci Enternasyonal içinde, ihanetlerini kendi hükümetlerinin savaşın patlamasındaki sorumluluğunu aklayarak haklı gösterenlere karşı, savaşın emperyalizmin politikalarından ve ekonomisinden kaynaklandığında ve bütün hükümetlerin suçlu olduğunda ısrar etti. Sonraki araştırmalar, Lenin’in bu iddiasını doğrulamıştır. Her hükümet, kendi ülkesinin kapitalist sınıfının küresel çıkarlarını savunmaya kararlıydı. Bir tarihçinin yazmış olduğu gibi, “Onların neredeyse tamamına göre, savaş artık en kötü seçenek değildi.” [David G. Herrmann, The Arming of Europe and the Making of the First World War, Princeton, 1996, syf. 226]

Dünya Savaşı bir kaza, siyasi hataların istenmeyen bir sonucu değildi. O, acımasız bir şekilde, kapitalist sistemin, ulus devlet sisteminin çelişkilerinden kaynaklanmıştı. Savaşın başlamasından kısa süre sonra, İkinci Enternasyonal’in ihanetinin bir diğer devrimci karşıtı, Lev Troçki, bu savaşın tarihsel anlamını şöyle açıklıyordu:

Savaş, ulus devletin çöküşünü ilan ediyor. O, aynı zamanda, kapitalist ekonomik sistemin çöküşünü ilan etmektedir...

1914 Savaşı, kendi iç çelişkileri eliyle kullanılamaz hale gelmiş bir ekonomik sistemin tarihindeki en büyük yıkımdır.

Ama savaş, bu ekonomik sistemin çelişkilerinin ifadesini bulduğu tek biçim değildi. Troçki, dünya kapitalizminin krizinin bir diğer sonucunu öngördü:

Kapitalizm, yeni bir sosyalist ekonomik sistemin maddi koşullarını yaratmıştır. Emperyalizm, kapitalist ulusları tarihsel kaosa sürükledi. 1914’teki savaş, şiddetle, proletaryanın devrim yolunu tutmasını hızlandırarak, bu kaostan çıkış yolunu göstermektedir. [L. Troçki, War and the International, Colombo, 1971, syf. vii-viii]

Saraybosna’daki süikastten bu yana 100 yıl geçti. Bu yüzyıl boyunca, insanlık, on milyonlarca yaşama malolan iki yıkıcı dünya savaşı yaşadı. Emperyalizmin II. Dünya Savaşı’ndan bu yana kışkırtmış olduğu sayısız yerel savaş, on milyonlarca insanın daha yaşamına maloldu. Şimdi, bir başka küresel felaket hazırlanıyor.

İnsansoyu, kaçınılmaz şekilde nükleer silahlarla yapılacak olan bir diğer dünya savaşından sağ çıkamaz. Bu tür bir felaketin önlenmesi gerekiyor.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK), bu önemli yıldönümünde, tüm dünyadaki işçileri ve gençleri emperyalizme ve savaşa karşı mücadeleye çağırır.



Telif Hakkı 1998-2009, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır