World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Yazıcıya hazırla

Başarısız Cenevre görüşmelerinin ardından ABD Suriye’ye yönelik tehditleri arttırıyor

Bill Van Auken
5 Şubat 2014
İngilizce’den çeviri (3 Şubat 2014)

Cenevre’de geçen hafta başarısızlıkla sonuçlanan görüşmelerin hemen ardından, Washington ve müttefikleri, kimyasal silahlar ve sözde “insani” kaygılar konusunda Suriye üzerindeki baskıları arttırıyorlar.

Suriye’deki Beşar Esad yönetimine karşı daha saldırgan bir tutum yönündeki değişim, yalnızca, Batılı güçlerin, Birleşmiş Milletler (BM) aracılığıyla görüşmeler ya da açık askeri saldırı yoluyla rejim değişikliği gündemine bağlı kalmayı sürdürdükleri gerçeğini vurgulamaktadır.

BM’nin Suriye elçisi Lahdar Brahimi, geçtiğimiz Cuma günü, görüşmelerin son turunun ardından, “Üzerinde konuşmaya değer herhangi bir ilerleme sağlamış değiliz” itirafında bulunmak zorunda kaldı.

Görüşmelerin başarısız olmasının nedeni açıktı. Görüşmeler, ABD Dışişleri Bakanı’nın, Suriye yönetiminin, Devlet Başkanı Beşar Esad’ın iktidardan uzaklaşmasını ve Washington’ın tercih ettiği bir kuklanın onun yerine geçmesini kabul etmek zorunda olduğunu söylediği törensel bir oturumla başlamıştı. Görüşmelerin geri kalan bölümünde, Batı destekli Suriye Ulusal Koalisyonu’ndan (SUK) “asiler”, Washington’ın senaryosunu izlediler. Suriye yönetiminin temsilcileri, şiddete ve terörizme son verme çağrısı yapan ortak bir açıklama üzerinde ısrar ederken, SUK, herhangi bir anlaşmanın önkoşulu olarak Esad’ın görevden indirilmesinde diretti.

Görüşmeler, sürgündeki politikacılardan oluşan SUK’nin, ABD Dışişleri Bakanlığı ve çeşitli Batılı istihbarat örgütleri dışında hiç kimseyi temsil etmediğini gösterdi. SUK, Humus’a insani yardım konusunda, orada hükümet birliklerine karşı savaşan silahlı hizipler üzerinde hiçbir etkisi olmadığını kabul ederken, tutukluların değişimi üzerine tartışmalarda, sivilleri kaçırmış olan İslamcılar’ın egemenliğindeki milisler adına konuşamayacağında ısrar etti.

Suriye’de, başlıca “asi” güçler, El Kaide bağlantılı Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) önderliğindeki milisler ile yine El Kaideye bağlılık yemini eden muhalif bir hizip olan El Nusra Cephesi önderliğindeki bir başka koalisyon arasında bölünmüş durumda. Onların hepsi Cenevre görüşmelerine karşı ve ona katılanlara ölümcül misilleme tehdidinde bulunuyorlar.

Görüşmelerin son günlerinde, Washington, “asiler”e silah sevkiyatına yeniden başladığını ve ABD Kongresi’nin kısa süre önce, rejim karşıtı güçlere Eylül’e kadar yardım ve finansman sağlama konusunda gizli bir yasayı kabul ettiğini açığa vurarak, bilinçli bir provokasyon sahneledi. Bu yardım, İslamcı milislere CIA’nın işbirliğiyle Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye tarafından akıtılanlara ek olarak milyarlarca dolarlık silah ve mali kaynak sağlıyor.

SUK’nin ve onun Batılı destekleyicilerinin manevralarının çoğu, Rusya’nın, Esad’ın iktidardan indirilmesini içeren bir “geçiş”e desteğini sağlamayı amaçlıyor gibi görünüyor. Hem Moskova hem de Washington, rejim değişikliğinin temel kurumlara (en önemlisi, güvenlik güçlerine) dokunmaksızın gerçekleşmesi konusunda anlaşmış durumda. Bununla birlikte, Rusya, Şam’daki ABD destekli bir yönetimin onun tüm bölgedeki stratejik çıkarlarının altını oyacağından korkuyor.

Cenevre görüşmelerinin çökmesinin ardından, Washington, Suriye’ye yönelik savaş tehditlerine, özellikle de geçtiğimiz Eylül ayında üzerinde anlaşılan kimyasal silahlardan arınma anlaşması üzerinden, yeniden başladı. Moskova’nın arabuluculuk yaptığı bu anlaşma, Obama yönetimine, Suriye’ye doğrudan askeri saldırı başlatma tehditinden vazgeçmesi için kolaylık sağlamıştı. Bu müdahale [planı] Kongre’nin ve ABD’nin en yakın müttefiki Britanya’nın desteğini alamamış; ABD halkının büyük çoğunluğu da ona karşı çıkmıştı.

Uluslararası kimyasal silahlar anlaşmasının uygulanmasından sorumlu olan ve Suriye’nin silahsızlanmasını denetleyen Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW), Cuma günü, iki parti öldürücü kimyasalın sevkiyatının sürece ilişkin “bir başlangıç”ı ifade ettiğini kabul eden ama “tempoyu açıkça arttırmak” gerektiğini ekleyen bir açıklama yayımladı.

ABD’nin OPCW’deki temsilcisi Robert Mikulak, Suriye’nin toplam 530 tonluk zehirli gaz cephaneliğinin yalnızca yüzde 4’ünün gemiyle gitmesiyle sonuçlanan silahsızlandırma çabasının “gevşemiş ve durmuş” olduğunu iddia etti.

Şam, OPCW’nin planına göre çalıştığını ama zehirli gazı taşımada, hem Batı destekli İslamcılar’ın saldırı tehditleri hem de kötü hava koşulları altında zorluklarla karşılaştığını söylüyor. Suriye’nin kimyasal silahlarının imhasını sağlayan anlaşma, bir iç savaş yaşamayan ülkeler için bile görülmedik ölçüde kısa bir zaman çizelgesi belirlemişti.

Suriye hükümeti, aynı zamanda, uluslararası kurumun onun işbirliğinden memnun olduğunu ama Washington’ın, gecikmeleri bir saldırının bahanesi olarak değerlendirmeye çalıştığını vurguluyor.

ABD Dışişleri Bakanı Kerry, Cuma günü, “Esad yönetiminin, kimyasal silahları Suriye dışına çıkarmak için söz verdiği kadar hızlı davranmadığını artık biliyoruz.” dedi.

O, BM Güvenlik Konseyi’nin, Suriye’nin kimyasal silahlardan arındırılma sürecini başlatan 2118 sayılı kararının, “uyulmayan konuların, boyun eğdirme amaçlı 7. Madde’nin [uygulanması için] Güvenlik Konseyi’ne sevk edileceğini açıklıyor” vurgusu yaptı.

BM sözleşmesinin 7. maddesi, “uluslararası barışı ve güvenliği yeniden sağlamak” için askeri eyleme izin veriyor. 7. Madde, 2011 yılında Libya’daki Muammer Kaddafi yönetimini deviren ABD-NATO savaşına yasal kılıf oluşturmuştu.

Bu arada, ABD, Britanya ve diğer önemli NATO ülkeleri ile Washington’ın Arap monarşileri arasındaki müttefiklerinin, müdahaleye yardımseverlik gerekçesiyle zemin oluşturan bir başka BM kararı hazırladığı söyleniyor.

Batı ve onun Suriyeli kuklaları, Suriye yönetimini, ülkenin batısındaki Humus’un bazı bölgeleri de dahil, İslamcı milislerin elindeki bölgeleri aç bırakarak teslim almaya çalışmakla suçladılar.

Humus’un tarihi bölgesinde kuşatılmış 800 dolayında ailenin dramı, Batı ve onun SUK’deki vekillerinin, Libya’daki müdahalede de kullanılmış bir taktik olan “insani yardım koridoru”nun açılması talebiyle birlikte, Cenevre görüşmelerinin konularından biri haline gelmişti. Suriye yönetiminin görüşmecileri, buna, kadınların ve çocukların bölgeden çıkarılmasını sağlama teklifi ile karşılık vermiş ama bu “asiler” tarafından reddedilmişti.

Halep’in heme n dışında bulunan ve Sünni İslamcı “asiler” tarafından kuşatıldıktan sonra, geçtiğimiz bir buçuk yıldır açlıktan ölmenin eşiğinde olan çoğunluğunu Şiiler’in oluşturduğu Zahraa ve Nubl kasabalarında sıkışmış çok daha fazla sayıda (tahminen 45.000) insan ise Batılı “yardımsever”in ilgisini çekmiyor.

En kötü açlığın yaşandığı yerlerden biri, Şam’ın güneyinde bulunan ve 2012’de El Kaide bağlantılı İslamcı unsurların ele geçirmesinden sonra bir serbest atış bölgesine dönüşmüş olan Yarmuk Filistin kampı. Kamptaki yerleşimcilerin çoğu kaçmışken, orada sıkışmış olan 18.000 dolayında insan, onlarca kişinin öldüğü ağır bir açlık içinde. Oraya insani yardım ulaştırma çabaları, hem Suriye ordusunun kuşatması hem de ABD destekli silahlı muhaliflerin saldırıları nedeniyle, sürekli olarak, boşa çıkıyor. BM, geçtiğimiz ay, Yarmuk Kampı’na iki sevkiyat gerçekleştirebildi.

BM insani yardım şefi Valerie Amos, bugün, Roma’da, Suriye üzerine, büyük ihtimalle Batılı güçlerin rejim değişikliği kampanyasını ilerletmek için can attığı bir kararın çıkartılmasına zemin hazırlayacak bir konferans toplamaya koyuldu.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır