World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2012/apr2012/nrw-a20.shtml

Partiler Sosyal Yardım Kesintileri Konusunda Birbirleriyle Yarışıyorlar

Dietmar Henning
20 Nisan 2012
İngilizce’den çeviri (17 Nisan 2012)

13 Mayıs’ta, Almanya’nın en kalabalık eyaleti olan Kuzey Ren-Vestfalya’da (NRW) eyalet seçimleri yapılacak. Seçim kampanyasının odak noktası, artan yoksulluk, işsizlik ve çürüyen kentler gibi sosyal konular.

Eyalet Başbakanı Hannelore Kraft (SPD) başkanlığındaki Sosyal Demokrat Parti (SPD)-Yeşiller Partisi azınlık hükümeti, erken seçime gitmek için, Mart ayında paramenter bir manevraya başvurmuştu. Beklenti, halka yönelik yeni bir sosyal saldırıya hazırlanmak üzere sağlam bir koalisyonu sağlama almaktır.

18 milyon nüfusuyla bu eyalet, toplumsal olarak şimdiden derin bir şekilde bölünmüş durumda. Eyaletin başkenti Düsseldorf ve diğer büyük kentlerin bir kısmı gibi zengin bölgeler, daha önce Berlin‘de ve Almanya’nın batısında görülen türde yoksulluk koşullarıyla karşı karşıya. Maddi olanakları kısıtlı bölgelerde işsizlik ve yoksulluk çarpıcı biçimde artıyor. Bundan, özellikle göçmen kökenli olanlar, çocuğunu tek başına yetiştiren ebeveynler ve çocuklar etkileniyor. NRW’de, çocuğunu tek başına yetiştiren iki ebeveynden biri sosyal yardımla yaşamaktadır.

Durum, özellikle, batıda Duisburg ile doğuda Dortmund arasındaki Ruhr bölgesinde felaket boyutunda. Burada, resmi işsizlik oranı yüzde 10’dan fazla. Süddeutsche Zeitung gazetesine göre, "sosyal eksen" adı verilen A40 otoyolu, bölgeyi "yoksullar ve daha az yoksullar" olarak bölmektedir. Kuzeye doğru, daha yoksul kentsel bölgelerde, işsizlik yüzde 30’dan yüzde 40 ve üstüne çıkıyor.

Çeşitli yardım kurumlarından oluşan Birleşik Sosyal Yardım Derneği’nin başkanı Ulrich Schneider, Şubat ayı sonunda "Harz IV’e [sosyal yardıma] bağımlı yoksul çocuklar, yoksul ebeveynler, aileler" üzerine bir araştırmayı tanıttı. Schneider, Ruhr’u "özel sorun bölgesi" olarak betimledi.

Schneider’e göre, Ruhr’da, Hartz IV’e bağımlı hanehalklarındaki çocukların sayısı Almanya’nın batısındakinden yüzde 25 daha fazla. Gelsenkirchen’de, yüzde 34,4 ile, Berlin’dekinden bile daha yüksek.

Şimdiden işten çıkarmalar yapılacağı ilan edilmiş durumda ve yerel yönetimlerin mali vaatleri durumu daha da kötüleştirecektir.

NRW’deki 396 yerel yönetimden yalnızca 8’i daha şimdiden dengeli bütçeler oluşturmuş durumda. Yerel yönetimler, asıl olarak, federal ve merkezi hükümetlerden devralınan yüksek maliyetlerle giderek daha fazla karşılaşmaktan zarar görüyorlar. Kraft başkanlığındaki eyalet yönetimi, yerel yönetimlere ödenen ve onlara yardımcı olan vergi gelirleri payını arttırmayı reddediyor.

Bu, SPD-Yeşiller hükümetinin "yerel yönetimlerin maliyesi için İstikrar Sözleşmesi"nin ürünüdür. Yerel yönetimlere yönelik bu sözde "yardım", Yunan kurtarma paketine benzemektedir. Çoğu Ruhr bölgesinde bulunan aşırı borçlu otuz dört yerel yönetime, on milyonlarca Avroyu bulan kemer sıkma önlemlerini uygulamaları şartıyla, yılda 350 milyon Avro sözü verilmiş durumda. Bu kentlerin bu tür yardımları ve onlarla bağlantılı kemer sıkma önlemlerini reddetmeleri yasa eliyle yasaklanmıştır.

Sonuç, sosyal harcamalarda daha fazla kesinti ve altyapının daha fazla ihmal edilmesidir. Kapalı yüzme havuzları, kitaplıklar, tiyatrolar, okullar, gençlik merkezleri vb. kapatılıyor. Almanya’da kişi başına en yüksek borca sahip kent olan Oberhausen’da, Sosyal Demokrat ağırlıklı konsey, dört yüzme havuzunu kapatmıştı; şimdi de, kentteki en son gençlik merkezini kapatacağını açıklıyor.

Bütün kent yönetimleri, kısa süre önce üzerinde anlaşılmış olan kamu sektörü ücret sözleşmesini, daha fazla kesintiyi haklı göstermek için kendi yararlarına kullanıyorlar. Dortmund kentinin mali işler sorumlusu Jörg Stüdemann (SPD), kentin önümüzdeki iki yıllık ek giderlerini, yerel yönetim tesislerinden yararlanma ücretlerinde ve aylık aidatlarında bir artış yoluyla karşılamayı düşünüyor. Bütün kentler benzeri planlar yapıyor. Çoğu kent, aynı zamanda kamu sektöründe işçi çıkartacağını açıkladı. Bununla birlikte, Stüdemann, şirket vergilerinin arttırılmasını kategorik olarak reddetti.

Bu iç açıcı olmayan eğilim, önümüzdeki aylarda ivme kazanacaktır. Çok sayıda şirket kapanma ya da yoğun işçi çıkarma uygulamasıyla karşı karşıya. Örneğin, 1962’de ocaklarının kapatılmasının ardından yeniden inşa edilmiş olan ve en parlak döneminde yaklaşık 25.000 insanın çalıştığı, uzun süredir Bochum’da bulunan Opel fabrikası, bugün, yalnızca 3.000 kişiyi istihdam etmektedir. Fabrika, şimdi bütünüyle kapatılacak.

Fabrikanın kapatılmasının, şimdiden ağır hasara uğramış olan bölge için uzun vadeli toplumsal sonuçları olacaktır. Hala Opel’e bağımlı olan tedarikçi firmalarda 15.000 insan çalışmaktadır. Bunun sonucunda ortaya çıkacak alım gücü kaybı, ticaret ve hizmet sektörlerinde daha fazla işyerini tehdit edecektir. Orta Ruhr bölgesi Sanayi ve Ticaret Odası (HK) başkanı Helmut Diegel, "odamızın alanındaki 40.000 iş bu fabrikaya [Opel‘e] bağlı" dedi.

Parlamentoda bulunan, Hür Demokrat Parti (FDP) dışındaki bütün partiler Bochum’daki fabrikanın korunması gerektiğini açıkça ilan ettiler. Ama bu, çalışanların yararına olmaktan çok, bu partilerin seçim propagandasına yardımcı olmak için yapılmış bir çağrıdır. Dahası, onlar, özellikle de SPD ve Sol Parti, ABD’deki General Motors’da olduğu gibi, talep edilen saldırıları işçilere kabul ettirebilmeleri için sendikaları ve işyeri konseylerini destekliyorlar.

Sol Parti’nin Almanya Parlementosu’ndaki önderi Gregor Gysi, geçtiğimiz hafta, işyeri konseyine desteğini sağlamlaştırmak için Bochum’a geldi. O, daha önce, IG Metall sendikasının davetiyle, kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya olan Duisburg’daki TSTG Rail Technology’de işyeri konseyini ziyaret etti. 1894’ten bu yana varolan ve 1998’de Thyssen’in Voest-Alpine grubu tarafından satın alınan bu ray üreticisi şirket bu yılın sonunda kapatılacak ve en az 350 işçi işini kaybedecek.

Gysi, toplanan TSTG işçilerine, Federal Başbakan Angela Merkel’e yaptığı bir çağrıyı okudu. Gysi, bu çağrısında, şirketin en büyük müşterisinin (ulusal demiryolu şirketi Deutsche Bahn AG) sahipleri olarak devletin yardımını rica etmektedir. Sol Parti,umutsuzca, Hristiyan Demokratlara, Sosyal Demokratlara ya da Yeşillere baskı yaparak onların çalışanlar yararına davranmalarının sağlanabileceği yanılsamasını geliştirmeye çalışmaktadır. Gysi, Bochum’da, şunları söyledi: "SPD’nin gelişmesi ve sosyal demokrasiye geri dönmesi Sol Parti’nin gücüne bağlıdır."

Önceki hükümetlerin -Sol Parti’nin de bulaşmış olduğu- sicili, bu tür düşüncelerin ne anlama geldiğini açığa vurmaktadır. Bu, 2001-2011 yılları arasında Berlin eyalet yönetimindeki SPD-Sol Parti koalisyonu ve geçtiğimiz iki yıl boyunca NRW’de Sol Parti tarafından desteklenmiş olan azınlık hükümeti için özellikle geçerlidir. NRW’nin 2011 bütçesi, 620 milyon Avro kesinti dayatmasına rağmen, Sol Parti tarafından desteklenmiştir. Henüz üzerinde anlaşılmamış olan 2012 yılı bütçesi de 750 milyon Avroluk bir genel kesinti getirmektedir.

Ama eyalet hükümetinin planları bunun çok ötesine geçmektedir. Federal yönetimdeki SPD-CDU Büyük Koalisyonunun 2009 yılında anayasaya yazdığı borç üst sınırı, eyaletlerin 2020 yılına kadar yeni borçlara girmemesini gerektiriyor. SPD, NRW için 2012-2017 hükümet programında, borç üst sınırını sürdürme sözü vermektedir.

SPD’nin Kuzey Ren-Vesfalya’da bu konuda ciddi olduğu, eyalet parlamentosunun dağıtılmasından ve yeni seçim çağrısı yapılmasından hemen sonra, görevden ayrılan eyalet başbakanı Kraft’ın kendisinden önceki NRW başbakanı Peer Steinbrück‘ün (SPD) desteğini araması olgusunda da görülebilir. Mali düzenlemenin bu savunucusu, CDU ile büyük koalisyonda federal maliye bakanı iken, borç üst sınırı getiren yasa tasarısını Başbakan Merkel ile birlikte sunmuştu.

Yeşiller Partisi’nin önde gelen adayı ve eyaletin önceki eğitim bakanı Sylvia Löhrmann da bütçede daha büyük kesintiler yapılacağını ilan etti. Yeşiller Parisi, neredeyse oybirliğiyle, Nisan 2010’da benimsenmiş seçim programını sürdürmeye karar verdi. Bu program, bütçenin dengelenmesi üzerinde odaklanıyor.

Diğer partiler, CDU, FDP ve Sol Parti, SPD ile Yeşillerin mali düzenlemelere ilişkin hedeflerini destekliyorlar. Kraft başkanlığındaki SPD-Yeşiller azınlık hükümeti, iki yıllık görev süresinde, kendisine 2010 ve 2011 bütçelerini geçirmek için gereksinim duyduğu çoğunluğu sağlayan Sol Parti’ye bel bağlayabildiler. Son kamuoyu yoklamaları, Sol Parti’nin yüzde 5 seçim barajını aşmayı başaramayıp yeni eyalet parlamentosunda temsil edilemeyebileceğini gösteriyor. Aynı durumun FDP için de geçerli olduğuna neredeyse kesin gözüyle bakılıyor.

Korsan Partisi medyanın özel ilgisini çekiyor ve son kamuoyu araştırmalarına göre, Yeşilleri geçerek, oyların kabaca yüzde 13’ünü alabilir. Korsan Partisi, bütün partilerle işbirliği yapmaya hazır olduğunu açıklamıştı. Parti, bu haftasonu eyalet seçim programını kararlaştıracak. Bu parti de, seçim kampanyasının merkezine mali düzenlemeyi yerleştirmektedir.

NRW seçimlerinden bir ay önce, Ren ve Ruhr bölgelerindeki bu seçimlerin aynı zamanda federal düzeydeki politikalar üzerinde bir etkiye sahip olacağı ortada. Bütün düzen partileri kemer sıkma önlemleri ve sosyal hizmetlerde kısıntılar üzerinde birbirleriyle yarışıyorlar. Tartışmalar, politikacıların, sendikaların ve şirketlerin, halkın zararına daha fazla kesintileri dayatabilmesi için, asıl olarak siyasi kararların nasıl alınacağı sorunu etrafında dönüyor.



Telif Hakkı 1998-2009, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır