World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Tarih : DEUK

Yazıcıya hazırla

Sosyalist Eşitlik Partisi’nin Tarihsel ve Uluslararası Temelleri

1. Bölüm | 2. Bölüm


10 Ocak 2009
İngilizce’den çeviri (29 Eylül 2008)

Sosyalist Eşitlik Partisi (ABD), bugün, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin Tarihsel ve Uluslararası Temelleri’nin Türkçe çevirisini yayınlamaya başlıyor. Bu belge SEP’in 3-9 Ağustos 2008’de toplanan Kuruluş Kongresi’nde kapsamlı biçimde tartışıldı ve oybirliğiyle kabul edildi. (Bkz. Sosyalist Eşitlik Partisi kuruluş kongresini gerçekleştirdi.)

DSWS daha önce, yine bu Kuruluş Kongresi’nde kabul edilmiş olan, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin İlkeler Bildirisi’ni yayınlamıştı.

SEP üyeliği hakkında daha fazla bilgi almak için bizimle buradan temasa geçin.

Sosyalist Eşitlik Partisi’nin İlkesel Temelleri

1. SEP’in programı, konjonktürel ve pragmatik değil, ilkesel karakterde bir programdır. Bu program dünya kapitalizminin krizinin tahliline ve işçi sınıfının ve dünya sosyalist hareketinin stratejik devrimci deneyimlerinin özümsenmesine dayanmaktadır. Dünya ekonomik ve siyasi sistemi temel özellikleri açısından emperyalisttir. Dünya kapitalist sistemi, teknolojide sağlanan ilerlemelere, üretici güçlerin gelişimine ve kapitalist üretim ilişkilerinin tüm dünya genelinde yayılmış olmasına karşın, 20. yüzyılın iki dünya savaşının yaşattığı dehşete, faşizme, bitmek bilmeyen bir bölgesel askeri çatışmalar dizisine ve sayısız acımasız siyasi diktatörlüklerin kurulmasına yol açan çözümsüz çelişkilerle kuşatılmış durumdadır.

2. Bugünkü dünya ekonomik ve siyasi düzenini, emperyalizmin Lenin tarafından I. Dünya Savaşı sırasında saptanmış olan temel özellikleri (üretimin tekelci yoğunlaşması, finans kapitalin ve ekonomik asalaklığın egemenliği, büyük gücün küresel jeopolitik ve ekonomik egemenliği ele geçirme çabası, daha güçsüz ulusların ezilmesi ve siyasi gericilik yönünde gösterilen evrensel eğilim) tanımlamaktadır. 1914’te (I. Dünya Savaşı’nın eşiğinde) ve 1939’da (II. Dünya Savaşı’nın eşiğinde) olduğu gibi, temel çelişkiler küresel ekonomi ile ulus devlet sistemi ve toplumsallaşmış üretim ile üretim araçlarının özel mülkiyeti arasındadır. Bu çelişkilerden, yalnızca bir başka yıkıcı dünya savaşı tehlikesi değil, fakat aynı zamanda, kapitalizmin devrilmesinin nesnel koşulları da -sanayinin ve finansın toplumsallaşması, ekonomik yaşamın küreselleşmesi ve işçi sınıfının toplumsal gücü- çıkmaktadır.

3. Burjuvazinin ideologları ve özürcüleri, Sovyetler Birliği’nin 1991’de çökmesinin ardından "Tarihin Sonu"nu ilan etmişlerdi. Onlar bununla, "Sosyalizmin Sonu"nu ve kapitalizmin nihai zaferini kastediyorlardı. Daha sonra yaşanan olaylar, tarihin kendisi şöyle dursun, devrim için verilmiş olan bu ölüm ilanlarının zamansız olduğunu gözler önüne serdi. 21. yüzyıl, 20. yüzyıldan daha az çalkantılı olmayacaktır. Uluslararası işçi sınıfı, bir önceki kuşağın çözemediği tarihsel sorunlarla karşı karşıya kalacaktır.

4. Devrimci sosyalist strateji yalnızca geçmişteki mücadelelerin dersleri temel alınarak geliştirilebilir. Sosyalistlerin eğitimi, her şeyden önce, Dördüncü Enternasyonal’in tarihinin ayrıntılı bir biçimde kavranmasına yönelik olmalıdır. Marksizmin, sosyalist devrimin teorik ve siyasi koçbaşı olarak gelişmesi, en gelişmiş ifadesini, 1938’de kurulmasından bu yana Dördüncü Enternasyonal tarafından Stalinizme, reformizme, Trotskizmin Pablocu revizyonlarına ve siyasi oportünizmin diğer bütün biçimlerine karşı verilmiş olan mücadelelerde bulmuştur.

5. Yirminci Yüzyıl’ın tarihsel deneyimlerinin ve onların belli başlı stratejik derslerinin ortak bir değerlendirmesi olmaksızın, parti içinde programa ve görevlere ilişkin temel konular üzerinde siyasi fikir birliği sağlanamaz. Rosa Luxemburg bir keresinde tarihi, işçi sınıfının "Via Dolorosa"sı olarak tanımlamıştı [Latince "çile yolu" anlamına gelen "Via Dolorosa", İsa’nın çarmıha gerilmeye götürülürken geçtiğine inanılan eski Kudüs’teki bir sokağın adıdır - ç.n.]. İşçi sınıfı, ancak tarihten -yalnızca zaferlerinden değil fakat aynı zamanda yenilgilerinden de- öğrendiği ölçüde, yeni bir devrimci mücadele döneminin taleplerine hazır hale getirilebilir.

Marksizmin kökenleri ve gelişimi

6. Emperyalist çağ, modern biçimiyle, 19. yüzyılın son birkaç on yılında ortaya çıktı. Kapitalist sanayinin yayılması, beraberinde işçi sınıfının da büyümesini ve Avrupa ile Kuzey Amerika’da burjuvazi ile yeni sanayi proletaryası arasında sınıf mücadelesinin patlak vermesini getirdi. Bu tarihsel süreç, Marksizmin gelişimi içinde teorik olarak öngörülmüştü.Komünist Manifesto, 1847 yılının Kasım ayında, işçi sınıfının ilk devrimci mücadelelerinin eşiğinde yayınlandı. Karl Marx ile Friedrich Engels’in çalışmaları yoluyla, insanlığın içinde bulunduğu koşulların genel olarak iyileştirilmesi için üretilmiş olan ütopyacı projelerin yerini tarihsel süreci yönlendiren nesnel yasaların keşfi aldı. Engels’in klasik eseriAnti Dühring’de açıkladığı gibi, tarihin maddeci kavranışı şunu saptadı:

…üretimin ve onun yanı sıra üretilen şeylerin mübadelesi, tüm toplumsal yapının temelini oluşturur; tarihte ortaya çıkmış olan bütün toplumlarda, zenginliğin ne şekilde dağıtıldığı ve toplumun sınıflara ya da zümrelere ne şekilde bölündüğü, neyin üretildiğine, nasıl üretildiğine ve bu ürünlerin nasıl mübadele edildiğine bağlıdır. Bu bakış açısından hareketle, bütün toplumsal değişimlerin ve siyasi devrimlerin nihai nedenleri, insanların kafalarında, ezeli ve edebi doğruluk ve adaleti daha iyi kavramalarında değil, üretim ve mübadele biçiminde yaşanan değişimlerde aranmalıdır. Felsefede değil, her belirli dönemin ekonomisinde aranmalıdır. Var olan toplumsal kurumların usa-aykırı ve adaletsiz oldukları, mantığın mantıksızlık ve doğrunun yanlış haline geldiğinin giderek daha fazla sezilir hale gelmesi yalnızca, daha önceki ekonomik koşullara uyarlanmış olan toplumsal düzenin, üretim ve mübadele tarzlarında sessizce meydana gelmekte olan değişimlere artık ayak uyduramadığının kanıtıdır. Bundan aynı zamanda şu sonuç da çıkar: günışığına çıkarılmış olan uyumsuzluklarda kurtulmanın araçları da, değişime uğramış üretim tarzlarının kendi içinde, az ya da çok gelişmiş bir halde bulunmak gerekir. Bu araçlar, icat edilemez, kafada tasarlanamaz, ama üretimin var olan maddi gerçeklerinin yardımıyla kafada keşfedilebilir. [1]

7.Kapital’in 1867’de yayınlanması, işçi sınıfına, kapitalist üretim tarzını yöneten yasalara ilişkin bir kavrayış sağladı. Marx’ın başyapıtının işçi sınıfı içinde önemli sayıda bir izleyici kitlesi bulmasından önce birçok yıl geçmiş olmasına karşın, Kapital, çağdaş sosyalist hareketin gelişmesi için gerekli bilimsel temeli attı. İşçi sınıfının giderek daha geniş kesimleri, özellikle Almanya’da, Marksizmin etkisi altına girdiğinde, bütün Avrupa’da kitlesel sosyalist partilerin kurulması için gerekli olan toplumsal ve teorik emeller ortaya çıkmıştı. 1889’da İkinci Enternasyonal’in kurulması uluslararası işçi sınıfının siyasi birliği için verilen mücadelede bir kilometre taşıydı. İkinci Enternasyonal, kapitalizmin ve sanayi işçi sınıfının gelişimi açısından, Marx ile Engels’in 1864’te Birinci Enternasyonal’i kurdukları dönemde var olandan çok daha olgunlaşmış nesnel temellere dayanıyordu. Birinci Enternasyonal’in feshedildiği 1876 ile 1889 yılları arasındaki dönem, kapitalizmde ve sanayi proletaryasının saflarında muazzam bir büyümeye tanıklık etti. Bunu izleyen çeyrek yüzyıla, kapitalizmin ve uluslararası işçi hareketinin toplumsal, ekonomik ve siyasi gelişiminde etkili olan çelişik eğilimler damgasını vurdu. Görünüşte, ekonomik büyüme ve siyasi istikrar bu dönemin baskın özellikleriydi. Bu çerçeve içinde, örgütlü işçi hareketinin büyümesi, özellikle Batı Avrupa’da, parlamenter ve sendikal hatlar üzerinde ilerledi. Bununla birlikte, siyasi ve ekonomik düzenin görünürdeki istikrarının altında, muazzam iç basınçlar birikiyordu. Emperyalizmin 19. yüzyılın son on yılında ve 20. yüzyılın ilk on yılındaki gelişimine, büyük kapitalist devletler arasında tehlikeli çekişmelerin tırmanışa geçmesi eşlik etti. Aynı zamanda, ekonomik baskılar sınıf uzlaşmasının temellerini zayıflatıyor ve toplumsal gerilimlerin yoğunlaşmasına neden oluyordu.

8. İkinci Enternasyonal’in ve özellikle Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPD) içindeki gerilimlerin altında bu çelişik gelişme yatıyordu. SPD’nin resmi öğretisi sınıf savaşımıydı, ama partinin büyümesi, beraberinde proletaryanın ve sendikaların güçlenmesini sağlayan, Alman kapitalizminin ve ulusal sanayinin büyümesine bağlıydı. Kapitalist büyüme dönemi, burjuvazinin, (Lenin’in daha sonra "işçi aristokrasisi" olarak adlandırdığı) işçi sınıfının ve sendika bürokrasisinin kendi çıkarlarını kapitalist sistemle bütünleştiren bir kesimini kendi yanına çekmesine olanak sağladı. İkinci Enternasyonal içinde, her ülkede açığa çıkan oportünizmin gelişiminin temeli buydu. Bu oportünizm, en gelişkin teorik ifadesini, kapitalist sistemin çelişkilerinin ve bu çelişkilerin devrimci sonuçlarının Marksist tahlilini reddeden Eduard Bernstein’ın yazılarında buldu. Bernstein, aynı zamanda Marksist teorinin bilimsel temelini de reddetti ve sosyalizmin kapitalist gelişmenin yasalarıyla hiçbir zorunlu maddi ilişkisi bulunmaya, ahlaki bir ideal olarak görülmesi gerektiğini öne sürdü. Bu argümanlar, öznel idealist felsefenin çeşitli biçimlerinin, özellikle de Marksist maddeciliğe karşı çıkan yeni Kantçılığın yaygın etkisini yansıtıyordu.

9. Revizyonist anti-Marksist eğilimlerin etkinliği, onların tutarsız ve izlenimci olan argümanlarının düşünsel gücünü yansıtmıyordu. Aksine, revizyonizm, Avrupa’da ekonominin hızla büyüdüğü ve yaşam standartlarının yükseldiği, sosyalistlerin önderliği altında olmasına rağmen, işçi sınıfına kapitalist topluma karşı hiçbir devrimci bir saldırı fırsatı vermeyen bir dönemde gelişim gösterdi. Bu şekilde sosyal demokrat hareket içinde, özellikle Almanya’da, tuhaf bir ikilik ortaya çıktı. Sosyal demokrat hareketin önderleri devrimci Marksizmin dilini kullandılar ama partinin günlük pratik faaliyeti reformizmin sınırları içinde sürdürüldü. Bernstein’ın formülasyonları, Alman Sosyal Demokrat Partisi ve sendikaların günlük pratiğinin reformist karakterini yansıtıyor ve gerekçelendiriyordu. Bernstein’ın teorik revizyonlarının siyasi sonuçları ifadesini 1899 yılında Fransa’da, sosyalist önder Millerand bir burjuva hükümetinin bakanı olduğu zaman buldu.

Bolşevizmin Kökenleri

10. Bolşevik eğilim, Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi içindeki revizyonist ve oportünist eğilimlere karşı siyasi olarak Lenin’in (ve felsefe alanında Plehanov’un) önderlik ettiği mücadeleden doğdu. Lenin (kendisine daha önce SPD’nin baş teorisyeni Kautsky tarafından geliştirilmiş olan görüşe dayandırarak) sosyalist bilincin işçi sınıfı içinde kendiliğinden gelişmediğini, ama işçi hareketine taşınması gerektiğini ısrarla belirtti. Lenin ufuk açıcı çalışmasıNe Yapmalı?’da, Avusturya Sosyal Demokrat Partisi’nin programından aşağıda yer alan şu can alıcı öneme sahip pasajı aktardı:

…Çağdaş sosyalist bilinç yalnızca derin bilimsel bilginin temeli üzerinde yükselebilir. Aslında, çağdaş ekonomi bilimi, çağdaş teknoloji kadar, sosyalist üretim için de bir koşuldur ve proletarya, ne denli isterse istesin, bunlardan ne birini ne de ötekini yaratabilir; bunların her ikisi de çağdaş toplumsal süreçten doğarlar. Bilimin taşıyıcısı proletarya değil burjuva entelijansiyasıdır: çağdaş sosyalizm, bu tabakanın tekil üyelerinin kafalarında oluştu ve koşulların elverdiği yerlerde çağdaş sosyalizmi proleter sınıf mücadelesine sokan proleterlere sunanlar da bunlar oldu. Demek oluyor ki, sosyalist bilinç, proleter sınıf mücadelesinin içinde kendiliğinden gelişmeyen, ona dışarıdan getirilen bir şeydir. [2]

11. Devrimci partinin esas görevi işçi hareketini Marksist teori ile donatmaktı. "Bizzat emekçi kitleler tarafından, kendi hareketlerinin gelişim süreci içinde formüle edilen bağımsız bir ideolojinden söz edilemeyeceğine göre," diye yazıyordu Lenin, "tek seçenek şudur: ya burjuva ideolojisi, ya da sosyalist ideoloji. İkisi arasında bir orta yol yoktur (çünkü insanlık "üçüncü" bir ideoloji yaratmamıştır ve ayrıca sınıf karşıtlıklarıyla parçalanmış bir toplumda sınıf-dışı ya da sınıf-üstü bir ideoloji söz konusu olamaz). Bundan dolayı herhangi bir biçimde sosyalist ideolojiyi küçümsemek, ondan biraz olsun sapmak, burjuva ideolojisini güçlendirmek anlamına gelir." [3] Lenin, çalışmalarını işçi sınıfının eylemlerinin kendiliğinden biçimlerine uyarlayan ve günlük pratik mücadeleleri toplumsal devrimin tarihsel amacından kopartan bütün eğilimlere karşı çıktı. Lenin, Marksizm’in işçi sınıfı içinde gelişmesinin, burjuva ve orta sınıf eğilimler tarafından yapılan siyasi ve ideolojik baskıya karşı ısrarlı bir mücadeleye gereksinim duyduğunu, döneminin diğer bütün sosyalistlerinden çok daha berrak bir biçimde görmüştü. Revizyonizmin ve oportünizmin çeşitli biçimlerine karşı -teori, siyasi strateji ve parti örgütü konularında- verilen kavganın önemi burada yatmaktadır.

12. Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin 1903’teki İkinci Kongresi, Bolşevik ve Menşevik eğilimler arasında yaşanan bir bölünmeyle sonuçlandı. Bu bölünme, devrimci sosyalist hareketin tarihinde bir dönüm noktası oldu. Yaşanan bölünme her ne kadar beklenmedik bir biçimde, ilk bakışta parti tüzüğü ve örgütlenmesi ile ilgili ikincil konular üzerindeymiş gibi göründüyse de, RSDİP içindeki daha büyük boyutlu siyasi oportünizm sorunuyla ve bunun da ötesinde siyasi perspektif ve program konularıyla ilgili olduğu yavaş yavaş berraklaştı. Örgütsel sorunla ilgili olarak, Lenin’inBir Adım İleri İki Adım Geri’de açıkladığı gibi, "Programda oportünizm, doğal olarak taktiklerdeki ve örgütlenmedeki oportünizmle bağıntılıdır." [4] Lenin ayrıca şunu belirtti: "Her partinin oportünist kanadı, ister programda, ister taktiklerde ve isterse de örgütlenmede olsun, her zaman her türlü geriliği savunur ve haklı gösterir." [5] Lenin tahlilini unutulmaz bir açıklamayla son erdirdi:

Proletaryanın, iktidar mücadelesinde örgütten başka bir silahı yoktur. Burjuva dünyasındaki anarşik rekabetin egemenliğiyle birbirinden koparılmış, sermaye için zorla çalıştırılarak sürekli olarak ezilen, mutlak yoksulluğun, vahşetin ve yozlaşmanın "derinliklerine" itilen proletarya, ancak, Marksizmin, milyonlarca emekçiyi bir işçi sınıfı ordusu halinde kaynaştıran örgütün maddi birliğiyle pekiştirilmiş ilkeleri üzerinde, ideolojik olarak birleşerek, yenilmez bir güç haline gelebilir ve gelecektir. [6]

13. İkinci Kongre’nin ardından, Lenin’in uzlaşmaz tutumu, RSDİP’nin birçok kesiminde, onu bölünmeden sorumlu tutan sert eleştirilere maruz kaldı. Lenin’in parti içi mücadeleye yaklaşımı genç Trotskiy (Kongre’nin yapıldığı tarihte henüz 23 yaşındaydı) ve Rosa Luxemburg tarafından sert biçimde eleştirildi. Bu kalburüstü devrimciler, Lenin’in, parti içindeki teorik, siyasi ve örgütsel anlaşmazlıklar ile parti dışındaki sınıfsal konumlanış değişikliklerinin ve kitlesel ölçekte gelişen sınıf çatışmalarının oluşturduğu nesnel toplumsal süreç arasındaki maddi ilişkiye yönelik kavrayışını, henüz anlamamışlardı. Dönemin sosyalistlerinin çoğu, RSDİP içinde ve partinin hizipleri arasında yaşanan çatışmayı, öznel bir yaklaşımla, siyasi olarak kararsız bir işçi sınıfı üzerinde etki gücüne sahip olmak için rekabet eden eğilimler arasındaki bir çatışma olarak yorumlamaya eğilimliyken, Lenin, bu çatışmayı sınıf ilişkilerinde -hem işçi sınıfı ile burjuvazi arasında hem de işçi sınıfı içindeki farklı tabakalar arasında- yaşanan gerçek değişimlerin nesnel bir dışavurumu olarak değerlendiriyordu. Lenin, parti içindeki eğilimlerin mücadelesini, devrimci dönemin gelişmesinin "kilit bir göstergesi" olarak ele aldı. İkinci Kongre’de patlak veren çatışmayla ilgili olarak, tüzük sorununun içinde gizlenmiş olan sorun, Rus işçi sınıfı ve RSDİP’nin, liberal burjuvazi ve onun siyasi partileriyle ilişkisiydi. Menşeviklerin, parti üyelerinin sorumluluklarının tanımlanması gibi örgütsel konulara ilişkin oportünist tutumlarının altında, Rus liberalizmine olan uzlaşmacı bir yönelim yatıyordu. Zaman içinde, Rusya’daki siyasi durum olgunlaşırken, örgütsel konuların yol açtığı geniş kapsamlı sonuçlar daha gözle görülür hale geldi. Trotskiy’in daha sonra kabul ettiği gibi, onun Lenin’in siyasi yöntemlerine ilişkin kavrayışı, arka planda cereyan eden fırtınalı olaylar karşısında giderek derinleşti, o "sınıfla parti, teori ile siyaset ve siyasetle örgüt arasındaki ilişkilerin giderek daha doğru, yani Bolşevik bir kavranışını geliştirdi… Bana ‘bölücülük’, ‘parçalanma’ vb. gibi gelen şey, şimdi proleter partinin devrimci bağımsızlığı için verilen, sağlıklı ve kıyas kabul etmez bir biçimde ileri bir mücadele olarak görünüyordu." [7]

Sürekli Devrim Teorisi

14. 1903 Kongresi’nde yaşanan bölünme Rusya’daki toplumsal altüst oluşu öngörmüştü. 1905 Rus Devrimi, Rus Sosyal Demokrasisi için can alıcı strateji sorunlarını gündeme getirdi. Devrimin yenilgisine rağmen, 1905 olayları, çarlık rejimine karşı mücadelede öncü rol oynamış olan işçi sınıfının sahip olduğu muazzam toplumsal gücü gözler önüne serdi. 1905 öncesinde devrimler, sonuçları iç sosyo-ekonomik yapıların ve ilişkilerin mantığı tarafından belirlenen ulusal olaylar olarak görülmekteydi. Marksist teorisyenler, sosyalist devrimin en ileri Avrupa ülkelerinde (Britanya, Almanya ve Fransa) başlayacağını ve daha az gelişmiş ülkelerin (Rusya gibi) proleter bir sosyalist devrim için "olgun" hale gelmeden önce, uzun bir kapitalist ekonomik ve burjuva demokratik siyasi aşamadan geçmelerinin gerekeceğini varsayıyorlardı. İkinci grupta yer alan ülkelerde, genel olarak, Marksist partilerin devrimci mücadeleyi, ulusal burjuvazinin siyasi önderliği altında, demokratik bir cumhuriyetin kurulmasıyla sınırlaması gerekeceği savunuluyordu. Plehanov tarafından geliştirilmiş olan siyasi stratejiyi izleyen Rus Menşeviklerinin faaliyetine bu geleneksel yaklaşım kılavuzluk etti. Ne var ki, 1905 devriminde burjuvazi Çar’a karşı demokratik mücadeleyi sonuna kadar götürmeyi arzulamadığını ortaya koydu ve bunun yerine, işçi sınıfına karşı Çar’ın yanında yer aldı.

15. Menşeviklerin aksine, Lenin, burjuvazinin siyasi güçsüzlüğünden dolayı, devrime, köylülükle ittifak halinde işçi sınıfının önderlik edeceğini öne sürdü. Bu ittifak, "proletarya ve köylülüğün demokratik diktatörlüğü"nü kuracaktı. Bu formülasyon, Lenin’in demokratik devrime olası en radikal niteliği vermedeki kararlılığını (yani, kırsal alandaki feodal kalıntıların tamamının ve otokratik egemenliğin kararlı bir biçimde yok edilmesini) ifade ediyordu. Ama bu formülasyon ne devrimi ne de onun ortaya çıkaracağı devleti sosyalist terimlerle tanımlıyordu. Demokratik diktatörlük, burjuva kapitalist mülkiyete yönelik bir saldırıyı gerektirmiyordu. Üstelik iktidarın proletarya ile köylülük arasında paylaşımı konusunda da belirsiz kalıyordu.

16. Trostkiy’in Sürekli Devrim Teorisi, Rusya’da demokratik devrim sorununa daha cesur bir çözüm sundu. Onun anlayışında, çarlığın yıkılmasıyla ortaya çıkacak olan devlet iktidarının sınıf niteliğine ilişkin, Lenin’in formülasyonuna damgasını vuran belirsizlik yoktu. Trotskiy, devrimin demokratik görevlerle sınırlı kalmayacağını, sosyalist bir karakter kazanacağını ve işçi sınıfının iktidarı alarak kendi diktatörlüğünü kuracağını öngördü. Trotskiy, Rus Devrimi’nin doğasının, görevlerinin ve akıbetinin ulusal koşullardan çok, uluslararası koşullar tarafından belirleneceğini vurguladı. Rus kitlelerin karşı karşıya olduğu acil görevler -çarlık otokrasisinin devrilmesi ve kırsal alanda feodal kalıntıların tasfiyesi- demokratik nitelikte olmalarına karşın, ulusal burjuvazinin siyasi önderliği altında ya da burjuva demokratik cumhuriyetin çerçevesi içinde gerçekleştirilemezdi. Dünya ekonomisindeki değişimler ve işçi sınıfının etkili bir toplumsal güç olarak ortaya çıkışı, 20. yüzyılda demokratik devrimlerin 19. yüzyılda olduğundan çok daha farklı bir biçimde gelişeceği anlamına geliyordu. Dünya kapitalist sistemiyle bütünleşmiş olan Rus burjuvazisi güçsüzdü ve emperyalizme bağımlıydı. Demokratik görevler, ancak, köylü kitlelerinin desteğiyle, işçi sınıfının önderliğindeki bir devrim yoluyla gerçekleştirilebilirdi. Bununla birlikte, iktidarı ele geçirmiş olan işçi sınıfı kendisini demokratik görevlerle sınırlayamazdı ve sosyalist nitelikte önlemleri hayata geçirmek zorunda kalacaktı. Üstelik Rusya’daki toplumsal devrim, kendisini ulusal bir çerçeve içinde tutamazdı. Ayakta kalması, devrimin gelişmiş kapitalist ülkelere ve en sonunda bütün dünyaya yayılmasına bağlıydı. Trotskiy, 1905 yılının Haziran ayında şöyle yazdı:

Bütün ülkeleri kendi üretim tarzıyla ve ticaretiyle birbirine bağlayan kapitalizm, tüm dünyayı tek bir ekonomik ve siyasi organizmaya dönüştürmüş durumda… Bu şu anda yaşanmakta olan olaylara derhal uluslararası bir karakter kazandırmakta ve geniş bir ufuk açmaktadır. Rusya’nın işçi sınıfı önderliğindeki siyasi kurtuluşu, bu sınıfı tarihte daha önce görülmemiş bir doruğa çıkartacak, ona devasa bir güç ve kaynak aktaracak ve onu dünya kapitalizminin, tarihin bütün nesnel koşullarını yaratmış olduğu tasfiyesini başlatan sınıf yapacaktır." [8]

Lenin’in Maddeciliği Savunuşu

17. Trotskiy daha sonraki yıllarda, Lenin’in çalışmasının en yüksek düzeyde teorik dürüstlükle sivrildiği yorumunu yaptı. Bu, ifadesini özellikle, sosyalist hareketi yönünü yitirmekle tehdit eden felsefi idealizmin ve öznelciliğin farklı biçimlerine karşı Lenin’in Marksizmi savunuşunda buldu. Lenin’in bütün bir yılıMateryalizm ve Ampiryokritisizm’i(1908-1909) yazmaya ayırma kararı, onun felsefi idealizmin, yalnızca-genellikle sosyalizmi etiğin üzerinde temellendirme çabalarıyla bağlantılı olan- yeni-Kantçılığın değil, fakat aynı zamanda Schopenhauer ve Nietzsche’nin etkisini de ifade eden, volontarizmi ve öznel eylem iradesini yücelten, açıkça irrasyonalist düşüncelerin sosyalist hareket içinde yarattığı muazzam tehlikenin bilincinde olduğunu gösteriyordu. Lenin, idealist öznelciliğe, kapitalist topluma ve devrimci mücadeleye hükmeden yasaların bilimsel bir biçimde kavranmasıyla bağdaşmayacağını belirterek karşı çıktı.

18. Lenin, "Marksizm’in felsefesinin maddecilik" olduğunda vurguladı. Maddeciliğin "doğal bilimlerin öğretilerine bağlı, batıl inançlara, yobazlığa ve bunun gibi şeylere düşman tek tutarlı felsefe olarak ortaya çık[tığını]," belirtti. Marksizmin maddeciliği, "klasik Alman felsefesinin, özellikle daha sonra Feuerbach'ın maddeciliğine yol açmış olan, Hegel’in sisteminin kazanımlarıyla," zenginleştirerek, on sekizinci yüzyılda var olduğu biçimin ötesinde geçirerek geliştirmiş olduğunu açıkladı.

Klasik Alman felsefesinin bu büyük katkısı, Lenin tarafından "en tam, en derin ve en kapsamlı biçimiyle gelişmenin öğretisi, bize sonsuz olarak gelişen maddenin bir yansımasını sağlayan insan bilgisinin göreceliğinin öğretisi," olarak tanımlanan diyalektiği, ayrıntılı bir biçimde geliştirmiş olmasıydı. [9] Lenin I. Dünya Savaşı’nın eşiğinde yazarken, Marksizmin felsefi bakış açısına ilişkin şu özlü açıklamayı yaptı:

Marx, felsefi maddeciliği, tam anlamıyla derinleştirdi ve geliştirdi ve doğanın bilgisini insan toplumunun bilgisini içerecek biçimde genişletti. Marx’ın tarihsel maddeciliği bilimsel düşüncede elde edilmiş büyük bir kazanımdı. Tarih ve siyaset konusundaki görüşlere daha önce egemen olan kaosun ve keyfiyetin yerini, üretici güçlerin büyümesi sonucunda, bir toplumsal örgütlenme biçiminden daha yüksek bir başka biçimin nasıl doğup geliştiğini —örneğin, feodalizmden kapitalizmin nasıl doğduğunu— gösteren şaşırtıcı derecede bütünsel ve uyumlu bir bilimsel teori aldı.

İnsanın bilinci nasıl ondan bağımsız olarak var olan doğayı (yani maddenin gelişimini) yansıtıyorsa, insanın toplumsal bilinci de (yani onun çeşitli felsefî, dini, siyasi vb. görüşleri ve öğretileri), toplumun ekonomik sistemini yansıtmaktadır. Siyasi kurumlar, ekonomik temel üzerinde yükselen bir üstyapı oluştururlar. Örneğin, çağdaş Avrupa devletlerinin çeşitli siyasi biçimlerinin, burjuvazinin proletarya üzerindeki egemenliğini güçlendirmeye hizmet ettiklerini görüyoruz.

Marx'ın felsefesi, insanlığa ve özellikle işçi sınıfına, güçlü bilgi araçları veren, eksiksiz bir felsefî maddeciliktir. [10]

19. 1922’de György Lukács’ınTarih ve Sınıf Bilinci’nin yayınlanmasının ardından, akademik eğitim görmüş, idealist felsefe içinde eğitilmiş, sosyalist hareketin içinde ve çeperinde yer alan aydınlar tarafından, diyalektiği maddeciliğin karşısına çıkarmaya ve hatta Lenin’in 1914-15’te Hegel’inMantık Bilimi’ni sistemli bir biçimde ele aldıktan sonra sözüm ona reddettiği iddia edilen Materyalizm ve Ampiryokritisizm gibi çalışmaları "vülger maddecilik" örnekleri olarak gözden düşürmeye yönelik çok çaba sarf edildi. Yalnızca Lenin’inFelsefe Defterleri’nin değil, fakat aynı zamanda onun düşünsel biyografisinin de bariz olarak çarpıtılmasına dayanan (ve dayanmaya devam eden) bu tür iddialar, SSCB’de Stalinizmin zaferi, Almanya’da faşizmin yükselişi ve Avrupa’daki teorik olarak eğitilmiş devrimci kadroların geniş kesimlerinin fiziki olarak yok edilmelerinin sunduğu elverişli ortamdan güç alan klasik Marksizmin temellerine ve mirasına yönelik burjuva saldırısında önemli bir rol oynadılar. İdealistlerin tümüyle retorik düzeyinde önem verdikleri "diyalektiğin", Engels tarafından tanımlanmış olan "şeyleri ve onların tasarımlarını, ideaları, köklü bağlantıları, sıralanmaları, hareketleri, başlangıçları ve bitimleri içinde kavrayan," [11] bilimsel yöntem şöyle dursun, Lenin’in sözünü ettiği "gelişmenin öğretisi" ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Bu, tam aksine, insanoğlundan önce ve ondan bağımsız olarak var olan doğanın, maddi evrenin dışlandığı bir "diyalektik"ti. Hoşnutsuz küçük burjuva aydınla, içinde -doğanın, toplumun ve bilincin gelişimine yön veren nesnel yasalarla bağlı olmayan- bu bireyin dünyayı, onu dilediği gibi "yaratmakta" özgür olduğu çevresinin öznel olarak tasavvur edilen karşılıklı etkileşiminin sahte diyalektiğiydi (ve bugün de öyledir).

Devamı var

Notlar:

1. Frederick Engels, Anti-Dühring, Marx-Engels Collected Works içinde, Cilt 25 (New York: International Publishers, 1987), ss. 254-55.

2. "What Is To Be Done?", V. I. Lenin, Collected Works içinde, Cilt 5, (Moskova: Foreign Languages Publishing House, 1961), ss. 383-84.

3. Age., s. 384.

4. "One Step Forward, Two Steps Back"; V. I. Lenin, Collected Works içinde, Cilt 7 (Moskova: Progress Publishers, 1965), s. 398.

5. Age., s. 395.

6. Age., s. 415.

7. "Our Differences,"; The Challenge of the Left Opposition (1923-25) içinde [New York: Pathfinder Press, 2002), s. 299.

8. Lev Trotskiy, The Permanent Revolution (Londra: New Park, 1971), s. 239-40

9. "Three Sources and Three Component Parts of Marxism,"; V. I. Lenin, Collected Works içinde, Cilt 19 (Moskova: Progress Publishers, 1968), s. 24.

10. Age., s. 25.

11. Anti-Dühring, Marx-Engels Collected Works içinde, Cilt 25, s. 23.

Belgenin İngilizce orijinali
(29 Eylül 2008)

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır