World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2009/feb2009/turk-f03.shtml

Türkiye’nin sanayi üretimi daha da geriledi

Sinan İkinci
3 Şubat 2009
İngilizce’den çeviri (13 Ocak 2009)

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yapılan bir açıklamaya göre Türkiye’deki fabrikaların, madenlerin ve elektrik, gaz ve su sektörünün gerçekleştirdiği sanayi üretimi, Kasım ayında ardı ardına dördüncü kez düşüş gösterdi. Bu, 2001 yılının Şubat ayında yaşanan yıkıcı mali ve ekonomik kriz sonrasında, 2001 yılının Kasım ayından bu yana üretimde görülen en büyük daralma oldu.

TÜİK’in açıklamasında imalat sanayinde en büyük düşüşün, Türkiye’nin önde gelen ekonomik sektörlerinden biri olan otomotiv sanayinde yaşandığı belirtiliyor: "İmalat sanayi üretim endeksi alt gruplarının 2008 yılı Kasım ayı 2007 yılı Kasım ayı ile karşılaştırıldığında, en yüksek düşüş oranının yüzde 41,2 ile motorlu kara taşıtı, römork ve yarı römork imalatında gerçekleştiği görülmektedir. Bunu, yüzde 27,2 ile tıbbi, hassas aletler ile saat imalatı ve yüzde 25,7 ile ana metal sanayi imalatı takip etmektedir."

Türkiye’nin sanayi üretimi Ağustos, Eylül ve Ekim aylarında sırasıyla yüzde 3,5, yüzde 4,2 ve yüzde 7,2 oranında gerilemişti. Bütün öncü göstergeler sanayi üretiminin Aralık ayında da çok hızlı bir biçimde düşeceğine işaret ediyor. Örneğin otomobil sektöründe ihracat 2008 yılının Aralık ayında 2008 yılının aynı ayına göre yüzde 45,4 oranında geriledi ve yeni bir rekor kırdı. TÜİK, 12 Ocak Pazartesi günü imalat sanayinde kapasite kullanım oranının geçen ay, 2007 yılının Aralık ayına göre 16 puanlık keskin bir düşüş keskin bir düşüş göstererek yüzde 64,7’ye gerilediğini açıkladı.

Türkiye kapitalizmi, sanayi üretiminde ardı ardına dört ay süreyle üretim düşüşünü son olarak, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ülkenin gördüğü en büyük kriz olan, 2001 krizi sırasında yaşanmıştı.

Bu rakamlar Türkiye kapitalizminin, iktidardaki İslamcı AKP’nin (Adalet ve Kalkınma Partisi) yöneticilerinin defalarca öne sürdükleri gibi küresel ekonomik krizden bağışık olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz birkaç ay boyunca küresel krizin Türkiye üzerindeki etkilerinin asgari düzeyde olacağını, hatta böbürlenerek Türkiye’nin bu krizi bir fırsata dönüştürme potansiyeline sahip olduğunu iddia eden bir dizi konuşma yaptı.

TÜİK’in açıklamasından birkaç gün önce, Fiat’ın Türkiye’deki üreticisi olan Tofaş, 657 çalışanını işten çıkarırken, 241 kişi de emekliliğini alarak işten ayrıldı. Şirket, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’na yaptığı yazılı açıklamada, "İşten çıkarmaya global ekonomik durgunluğun sürmesi, ihracat siparişleri ve iç piyasa satışlarının daralması sebebiyle başvurulmuştur," dedi.

Bütünüyle yozlaşmış, sağcı Türk-Metal sendikası (Türkiye Metal, Çelik, Mühim, Makine, Metalden Mamul Eşya ve Oto, Montaj ve Yardımcı İşçileri Sendikası) gerek bu işten çıkarmaların ve "istifaların" uygulamaya konmasını kolaylaştırmak gerekse de Tofaş işçilerinden hiçbir kolektif direnişin gelmemesini sağlamak konusunda önemli bir rol oynadı.

Sendika bürokrasisinin bu tutumunda şaşılacak bir yan yok. Türkiye’de, bütün dünyada olduğu gibi, sendika bürokrasileri on yıllardır, istihdama ve yaşam standartlarına yapılan saldırıları kolaylaştıran bir rol oynuyorlar. Türkiye’nin İMF ile kemer sıkma önlemlerini içeren yeni bir anlaşma imzalaması durumunda, Türk-Metal ve geriye kalan bütün sendikaların, bir kez daha işçilerin direnişini bastırmaya çalışacakları öngörülebilir.

Tofaş’ın yanı sıra Toyota ve Ford’un Türkiye’deki üretim birimleri de Kasım ayında üretime uzun sürelerle ara verdiler. Bu şirketlerin toplam araç üretimi Kasım ayında, 2007 yılının Kasım ayına kıyasla yarı yarıya azaldı.

Hisseleri borsada işlem gören şirketlerin yaptıkları kitlesel işten çıkarmaları izlemek mümkün olsa da, bu şirketler işçilerin yalnızca, görece küçük bir kesimini istihdam ediyorlar. Türkiye’de şirketlerin yüzde 90’dan fazlası 30’dan az sayıda işçi istihdam ediyor ve bunların yarıya yakını kayıt dışı.

Bununla birlikte, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’na gönderilen şirket açıklamaları hem işten çıkarma uygulamaları, toplu işten çıkarma planları ve üretime ara verilmesiyle hem de kapanan şirketlerle ilgili ayrıntılı bilgiler içeriyor.

Traktör üreticisi Türk Traktör geçen hafta Pazartesi ile Cuma günleri arasında üretime ara verdi. Otobüs ve zırhlı araç üreticisi Otokar, 11 Ocak tarihine kadar üretime yedi gün ara verdi ve 26 Ocak - 1 Şubat tarihleri arasında da üretime yeniden ara verecek.

Edirne’de, Türkiye’nin önde gelen iplik fabrikalarından birine sahip olan Edip İplik üretimi süresiz olarak durdurdu. İki ay önce, önde gelen bir sentetik elyaf ve iplik üreticisi olan Sönmez Filament de sektörden çıkmaya karar vermişti. 5 Ocak’ta, demir, çelik mamulleri üreticisi Componenta Dökümcülük, 425 işçisini işten çıkaracağını duyurdu.

Sanayi üretiminde yaşanan hızlı düşüşe paralel olarak, özellikle Kasım ve Aralık aylarında, işsizlik maaşı alan Türk vatandaşlarının sayısı keskin bir artış gösterdi. Aralık ayında işsizlik maaşı başvuruları 2007 yılının Aralık ayına kıyasla yüzde 90 oranında arttı.

Türkiye İş Kurumu (İşkur) tarafından yayımlanan veriler işsizlik maaşı alanların sayısının geçen yıl yüzde 90 oranında arttığını ortaya koyuyor.

2000 yılında ülkedeki işsizlik oranı yüzde 6,5’ti ve bu oran 2001 yılında yaşanan yıkıcı mali krizin hemen sonrasında yüzde 10,3’e sıçramıştı. Son resmi işsizlik oranı bir kez daha yüzde 10,3’e ulaşmış durumda ve bu yılın ilk aylarında büyük olasılıkla 2001 yılı düzeyini de aşacak.

Türkiye’de işsizlik maaşı çok kısa süreler için ödeniyor ve işsiz kalanlara ayda 265 TL (170 dolar) ile 533 TL (343 dolar) arasında değişen tutarlarda ödeme yapılıyor. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) tarafından yapılan son bir araştırmaya göre, dört kişilik bir aile yalnızca gıda harcamaları için (açlık sınırı) 740 TL’ye ve gıdanın yanı sıra ulaşım, sağlık ve eğitim gibi zorunlu harcamalarını karşılayabilmek için (yoksulluk sınırı) 2.490 TL’ye ihtiyaç duyuyor.

İktidardaki AKP, Türkiye kapitalizminin içinde bulunduğu durumun önemini gözlerden gizlemeye çalışsa da, gerçek şu ki, ülke 40 milyar dolardan fazla bir cari işlemler açığına ve 250 milyar doları bulan toplam dış borca sahip durumda. Bugünkü mali kriz ortamında bu Türkiye’yi hem Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinin hem de Meksika ve Güney Afrika’nın yanı sıra dünyanın en kırılgan konumdaki ülkelerinden biri haline getiriyor.

2003-2007 döneminde Türkiye kapitalizmi, esas olarak yabancı sermaye girişlerine dayalı, spekülatif yönlü büyümeyi temel alan, görece hızlı bir ekonomik büyüme dönemi yaşadı. Bu büyüme dönemi gerçek işsizlik düzeyini çok az oranda aşağıya çekti ve yalnızca toplumsal ve ekonomik eşitsizliğin daha da artmasına hizmet etti.

Bugünlerde hükümet İMF ile yeni bir stand-by anlaşmasının hazırlıklarını sürdürülüyor ve bu anlaşma muhtemelen Şubat ayında imzalanmış olacak. Böyle bir anlaşma hiç kuşkusuz işçi sınıfına yönelik -daha sıkı kemer sıkma önlemlerini, "esnek" ve güvencesiz çalışma uygulamalarının genişletilmesini ve reel ücretlerin daha fazla bastırılmasını içeren- daha sert saldırılar anlamına gelecek.

AKP, 2009 yılının Mart ayında yapılacak olan yerel seçimler öncesinde yeni bir İMF anlaşmasının yaratacağı olumsuz etkiden endişe ettiğinden, aylardır zaman kazanmaya çalışıyor. İMF’nin Türkiye masası yetkilileri, diğer birçok önlemin yanı sıra, seçimler öncesinde AKP’nin ellerini bağlayacak olan, "yerel yönetimlerin harcamalarına daha sıkı denetim getirmek gerekliliğinden," söz ediyorlar.

Erdoğan yürütülmekte olan İMF görüşmeleriyle ilgili olarak bir defasında şu sözleri söyleyecek kadar ileri gitti: "Eğer benim menfaatlerim yerine gelirse oturur anlaşmamızı yaparız. Yoksa ‘fırsatı bulduk ümüğünü sıkalım’. Kusura bakmayın bedeli ne olursa olsun buna da fırsat vermeyiz."

Bununla birlikte, derinleşen mali kriz ve artan ekonomik gerileme karşısında AKP yönetimi retoriği bir tarafa bıraktı ve Aralık ayının sonunda, yeni bütçe için üç hafta süren görüşmelerinin ardından, gerek adalet, eğitim, tarım ve sağlık gerekse de kamu yatırımları kalemlerinde büyük boyutlu harcama indirimleri yapmayı kabul etti. Bu kesintiler büyük bir olasılıkla, İMF anlaşması imzalanmadan önce hükümet tarafından, İMF’den gelen talimatlar doğrultusunda atılmış kimi ön adımlar ve yakında bunları çok daha acımasız önlemler izleyecek.



Telif Hakkı 1998-2008, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır