World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2008/jul2008/musl-j15.shtml

Türkiye’de Anayasa Mahkemesi üniversitelerde başörtüsü yasağını kaldıran düzenlemeyi iptal etti

Sinan İkinci
15 Temmuz 2008
İngilizce’den çeviri (9 Haziran 2008)

Türkiye’nin Anayasa Mahkemesi, 5 Haziran’da, kız öğrencilerin üniversitelerde başörtüsü takmalarına izin veren son anayasal değişiklikleri iptal ederek, iktidardaki İslamcı AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) hükümetini devirme yolunda bir başka önemli adım atmış oldu.

Bu karar, demokratik olarak seçilmiş bir hükümeti yargı yoluyla devirmeye yönelik projenin bir parçasını oluşturuyor. Bu, aynı zamanda, geleneksel Kemalist kanat tarafından Türk burjuvazisi içindeki İslamcı, AKP yanlısı kanadın uzun dönemli bir tasfiyesi yolunda atılmış olan bir adımdır.

Egemen sınıfın bir fraksiyonunu diğeri lehine baskı altına almaya yönelik böyle bir proje çok daha otoriter bir rejimi gerektirmektedir. Bu süreç işçi sınıfına ve halkın diğer ezilen kesimlerine yönelik büyük bir tehlike oluşturmaktadır.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Ankara’da gazetecilere yaptığı açıklamada mahkeme üyelerinin kararın ayrıntıları hakkında herhangi bir bilgi vermemeyi kararlaştırdıklarını ve bu bilgilerin ancak gerekçeli kararın yayınlamasıyla birlikte kamuoyuna sunulacağını söyledi. Kılıç bunu şu şekilde gerekçelendirdi: "Mahkememizin üyelerine yapılan ve spekülasyonlara yol açan davranışlardan dolayı, biz bugün gerekçesi açıklanıncaya kadar kararın ne olduğunu, nasıl alındığı konusunda bir bilgi vermiyoruz. Bu nedenle yanlış yorumlar yapılmaması, yanlış değerlendirmeler, sonuçlar çıkarılmaması adına da gerekçeli kararı yayınlanıncaya kadar, sizlerden sabırla hareket etmenizi istiyoruz."

Mahkeme tarafından yapılan yazılı açıklamaya göre anayasa değişikliği paketi Türk Anayasa’sının değiştirilmesi dahi teklif edilemez maddelerini değiştirmeye yönelik bir girişimdi. Açıklamada şöyle deniyor: "9 Şubat 2008 günlü 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanunun 1. ve 2. maddeleri, Anayasa'nın 2., 4. ve 148. maddeleri gözetilerek iptal edilmiştir ve ayrıca yürürlüğü durdurulmuştur."

Anayasa’nın 2. maddesi, değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek olan maddelerden biri ve Türkiye’yi laik bir cumhuriyet olarak tanımlıyor. 4. madde, Anayasa’nın, laiklik dahil Cumhuriyet’in temel niteliklerini tanımlayan ilk üç maddesinin değiştirilemeyeceğini belirtiyor. 148. madde ise Anayasa değişikliklerinin sadece şekil bakımından incelenmesini ve denetlenmesini düzenliyor. Mahkeme almış olduğu bu kararla kendisini gelecekte üniversitelerde başörtüsü giyilmesi yasağını gevşeten her türlü anayasal değişiklik üzerinde karar verme yetkisine sahip olduğunu ilan etmiş oluyor.

Başörtüsü yasağını kaldırmaya yönelik anayasa değişikliği, Yargıtay Başsavcısı tarafından iki buçuk ay önce AKP’ye karşı açılmış olan ve iktidar partisinin "laiklik karşıtı fiillerin odağı" haline geldiğini iddia ederek, bu partinin temelli kapatılmasını talep eden davada merkezi bir rol oynuyor. Başsavcı aynı zamanda Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın ve bugünkü cumhurbaşkanı Abdullah Gül dahil 70 meslektaşının beş yıl süreyle siyasetten yasaklanmalarını da talep etti.

Anayasa Mahkemesi’nin aldığı karar AKP’nin bu davadan yasal bir siyasi parti niteliğini koruyarak kurtulamayacağına işaret ediyor.

AKP’ye karşı kapatma davası açıldığı sırada Dünya Sosyalist Web Sitesi şöyle yazmıştı: "Bu tür bir hareket, savcının kendi kişisel kararının bir sonucu olamaz. Hiç kuşku yok ki davanın açılmasıyla ilgili kararı veren taraf orduydu ve ordu, Anayasa Mahkemesi’nin kararını güvence altına alabilmek için gerekli düzenlemeleri, kapalı kapılar ardında daha öncesinde yaptı.

"Burada söz konusu olan, hedefi ıskalamayı göze alamayacakları tek atımlık bir mermidir. Aksi halde [Yargıtay başsavcısı Abdurrahman] Yalçınkaya gerek kişisel prestijini gerekse de makamının kurumsal prestijini bu şekilde riske atmazdı." (Bkz. Türkiye’nin Yargıtay başsavcısı iktidardaki AKP’ye kapatma davası açtı)

Ordu yeniden müdahale ediyor

Çok anlamlı bir biçimde, Anayasa Mahkemesi’nin toplandığı gün, "Ortadoğu: Belirsizlikleri İçindeki Geleceği ve Güvenlik Sorunları Sempozyumu"nun açılışında bir konuşma yapan Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, Türkiye’yi bir "ılımlı İslam" ülkesi olarak gösterme girişimlerini ağır bir biçimde eleştirdi.

Büyükanıt konuşmasında ülkenin laiklikten asla vazgeçmeyeceğini ve hiçbir gücün "Atatürk Türkiye’sinin" temel sütunlarını değiştirmeyi başaramayacağını vurguladı. Büyükanıt, "bu tür yakıştırmaların Türkiye’ye dışarıdan dayatıldığını" vurguladı.

"Yabancı güçlerin," özellikle de ABD’nin Türkiye’yi bir ılımlı İslam ülkesi haline getirmeye çalıştığı suçlaması ve bununla birlikte AKP’nin bu tür politikalara gizlice göz yumduğu için bu güçlerin "işbirlikçisi" olduğu iddiası, Kemalist-"laik" kampın yürütmekte olduğu propagandanın omurgasını oluşturuyor.

Büyükanıt, Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararla ilgili düşüncesi sorulduğunda, herkesi yargı kararlarına saygı göstermeye çağırdı. "Türkiye; laik, demokratik, sosyal hukuk devletidir. Onların yorumlanması mümkün değil. Bu söz; yorum değil, malûmun ilânıdır," dedi.

Bu sözler daha önce ordu komutanlarının taktik nedenlerden dolayı AKP hükümeti karşısında düşük bir profil çizdikleri sırada yapmış oldukları yorumlara bir göndermeydi. Büyükanıt, üniversitelerde başörtüsü yasağının gevşetilmesine yönelik anayasa değişikliği ile ilgili olarak dört ay önce şöyle demişti: "Türk toplumunun bütün katmanlarında bu konuda askerin düşüncesini bilmeyen yok. Bir şey söylememiz malûmun ilânından ileri gitmez."

Büyükanıt, Ortadoğu sempozyumunda şu açıklamayı da yaptı: "Hiçbir güç laik demokratik Cumhuriyeti kendisine biat ettiremez." Bu, iki hafta önce Yargıtay Başkanlar Kurulu ile hükümet arasında yaşanan söz düellosu sırasında "herkes[in] milli iradeye ram olmak (boyun eğmek) durumunda" olduğunu söylemiş olan AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’a yapılmış açık bir göndermeydi.

Besbelli ki ordu düşük profilli duruşunu ve AKP’ye karşı kampanyayı sahne gerisinden yönetme taktiğini sona erdirmek için Anayasa Mahkemesi’nin kararını beklemişti. AKP’nin geçtiğimiz Temmuz ayında elde ettiği seçim zaferi ordunun başını çektiği kampanya için ciddi bir yenilgiydi ve bu nedenle generaller aylar boyunca düşük bir profil çizmek zorunda kaldılar. Şimdi bir kez daha kamusal arenaya girmeye ve daha doğrudan müdahalelerde bulunmaya hazırlanıyorlar.

Diğer tepkiler

AKP’nin üst düzey yöneticileri ve İslamcı medya mahkemenin aldığı karara karşı sesini yükseltti.Today’s Zaman’ın verdiği bilgiye göre AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ parti adına "en sert açıklamayı yaparak, Yüksek Mahkeme’nin Anayasa’yı ihlâl ettiğini ve kendi yetki alanını aştığını söyledi. Bozdağ gazetecilere yaptığı açıklamada, ‘Anayasa Mahkemesi verdiği bu kararla Anayasa’nın 148’inci maddesindeki bu sınırları aşmıştır. Dolayısıyla Anayasa’da ifadesini bulan hiç bir devlet organı veya kimse, kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz,’ dedi.

"Bozdağ, Anayasa Mahkemesi’nin burada kanun koyucu gibi hareket ettiğini ve Meclis’in yetkisini kısıtlayarak yetki alanını aştığını, hem demokrasi hem de egemenlik alanına müdahale ettiğini belirtti. ‘Bundan sonra TBMM, yasama çalışmalarını yürütürken, Anayasa'da yapabileceği her türlü değişikliklerin denetim yolu da açılmıştır,’ dedi."

Ana muhalefet partisi, CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) kararı memnuniyetle karşıladı. Son birkaç yıldır ordunun sözcüsü gibi hareket eden bu partinin lideri Deniz Baykal, Anayasa Mahkemesi’nin kararının Türk hukukunun önemli bir uygulaması olduğunu söyledi. Basın Baykal’ın şu sözlerine yer verdi: "Ülkeyi yönetenlerin anayasa ile çelişmemesi gerektiğini vurgulamak istiyoruz. Artık anayasamızı zorlayan bir iktidar anlayışı söz konusu olmaz."

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, NTV’ye yaptığı açıklamada, "Artık hiç kimse böyle bir düzenleme yapmaya kalkışmayacaktır," dedi.

Deneyimli sağcı politikacı ve eski meclis başkanı Hüsamettin Cindoruk’a göre, "Bu karar sınırları yeniden çizdi ve devleti yeniden şekillendirdi."

Öte yandan aşırı sağcı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) seçim sonrasında geliştirmiş olduğu, ordunun başını çektiği "laik" kampla arasına, en azından kamuoyu önünde, daha büyük bir mesafe koymaya dayanan yeni taktik hatta bağlı kalmayı sürdürüyor. Bu partinin lideri Devlet Bahçeli yaptığı açıklamada kararın siyasi olduğunu ve Türkiye’deki dini bölünmeleri artıracağını söyledi.

Başbakan Erdoğan 16 Ocak’ta, partisinin son genel seçimlerde elde ettiği seçim zaferinin verdiği özgüvenle donanmış olarak, muhalefet partilerine bir çağrı yaptı. Erdoğan üniversitelerde başörtüsü serbestisi getirecek düzenleme için yeni Anayasa'yı bekleme düşüncesinde olmadıklarını belirterek, "Diyoruz ki bir an önce bu olsun. Bu sorunu çözmek son derece kolay bir iş. MHP bu işte var. CHP’yi boşverin," dedi.

Zaman Erdoğan’ın ne kadar yanlış bir hesap yapmış olduğunu ortaya koydu.

Anayasa değişikliği paketi Şubat ayında Meclis’te büyük bir çoğunlukla kabul edildi -Meclis’in yüzde 80’nini temsil eden 411 milletvekili anayasa değişikliğinden yana oy kullandı. AKP milletvekillerinin yanı sıra, MHP ve Kürt milliyetçisi Demokratik Toplum Partisi de (DTP) anayasa değişikliği paketine destek verdi.

27 Şubat günü, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün değişiklikleri onaylamasının üzerinden sadece beş gün geçtikten sonra, iki Kemalist parti, ana muhalefet partisi CHP ve Demokratik Sol Parti (DSP) anayasa değişikliklerini iptali için Anayasa Mahkemesi’ne götürdüler. Mahkeme 6 Mart’ta bu başvuruyu kabul etti.

İki hafta önce yüksek yargı kurumlarıyla hükümet arasında yaşanan sert söz düellosu yalnızca Türk burjuvazisinin iki fraksiyonunun -yani İslamcı fraksiyonun ve sözde "laik" kanadın- temsilcileri arasındaki çekişmenin tırmanışa geçtiğine değil, aynı zamanda tam boy bir rejim krizinin de başlamış olduğuna işaret ediyordu. Türk burjuvazisinin saflarında yaşanan ve son tahlilde kökleri Türk egemen sınıflarının içindeki derin tarihsel bölünmelere uzanan iç siyasi çatışmalar, şimdi her iki taraf için de yıkıcı sonuçlar doğuran bir savaş biçimini alıyor.

Bu rejim krizi hem bir uluslararası mali kriz ve yükselen sınıf çatışmalarının hem de Ortadoğu’da, Irak’a yönelik Amerikan saldırısı ve ABD’nin İran’a karşı yönelttiği tehditlerle körüklenerek artan gerilimlerin oluşturduğu genel bağlam içinde yaşanıyor.

Türk burjuvazisinin hiçbir fraksiyonu Türkiye’de gerçek demokrasi için gerekli olan koşulları yaratamaz. Bu ancak, işçi sınıfının gerçekten enternasyonalist ve sosyalist bir programı temel alan, siyasi olarak bağımsız bir hareket oluşturulmasıyla gerçekleştirilebilir.



Telif Hakkı 1998-2005, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır