World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2007/nov2007/trad-n30.shtml

Türk sendika bürokrasisi milliyetçi kampanya korosuna katıldı

Sinan İkinci
30 Kasım 2007
İngilizce’den çeviri (14 Kasım 2007)

Türkiye’nin en büyük sendikal örgütü olan Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), Türk ordusunun son üç yıldır başını çektiği, sürüp gitmekte olan milliyetçi ve şovenist kampanyanın zirveye çıktığı koşullar altında, bu zehirli atmosferi, gerek kendi üyelerine gerekse de genel olarak Türkiyeli emekçilere bir kez daha, açıkça ve utanmazca ihanet etmenin yolunu hazırlamak için kullanma çabası içine girdi.

Türk-İş’in genel mali sekreteri ve Türkiye Demiryolu İşçileri Sendikası (Demiryol-İş) genel başkanı Ergün Atalay 30 Kasım’da yaptığı bir açıklamada, ülkenin karşı karşıya olduğu terörizm sorununun üstesinden gelininceye kadar Türk-İş’in bütün faaliyetlerini durduracağını ve hükümetten hiçbir talepte bulunmayacağını ilan etti. Atalay, terörizmden söz ederken, PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) Türk askerlerine karşı düzenlediği son saldırılara göndermede bulunuyordu.

Aslında Türk-İş bürokrasisi her zaman için, iktidarda hangi hükümet olursa olsun, onunla iyi ilişkiler içinde oldu ve hiçbir zaman için üyelerinin ücretlerini ve çalışma koşullarını savunmak ve iyileştirmek için ilkeli ve ciddi bir gündem oluşturmadı. Bununla beraber, sendika yönetiminin bu son taahhüdü hem Türk hükümeti hem de ordusu tarafından yürütülmekte olan mevcut şovenist kampanyaya yeni ve tehlikeli bir uyarlanmayı temsil ediyor.

Atalay basına şunları söyledi: "Bugün sırt sırta vermek ve kol kola olmak günüdür. Önemli bir dönemden geçiyoruz. İnsanları bebek demeden genç yaşlı demeden onların canını alan kanlı terör örgütünün üstesinden, birlik ve beraberlik içinde gelmek zorundayız. Bugün siyasetçisi, sendikacısı ve kitle örgütü herkes politikayı bırakıp kol kola girmiş bu ülkenin birliği ve beraberliği doğrultusunda hareket ediyor. Bu benim için en önemli gösterge."

Atalay’ın "kol kola olmak" ve "politikayı bir kenara bırakmak" dediği şey aslında yalnızca PKK’ya karşı değil, fakat aynı zamanda hem Türkiye’deki hem de Irak’taki Kürtlere karşı derhal bir savaş başlatılmasını talep eden, bir dizi Kürt karşıtı yürüyüş ve gösteridir. Faşist gençlik örgütü Ülkü Ocakları’nın üyeleri ve sempatizanları hem Kürt milliyetçisi DTP’ye (Demokratik Toplum Partisi) ait binalara hem de Kürt kökenli masum insanlara karşı çeşitli saldırılar düzenlediler.

Şuna şüphe yok ki Atalay’ın açıklaması, 16 Ekimden bu yana grevde olan 26.000 Türk Telekom işçisini satmak için fırsat kollayan Haber-İş (Türkiye Posta, Telgraf, Telefon, Radyo ve Televizyon İşçileri ve Hizmetlileri Sendikası) bürokrasisine destek vermeyi amaçlıyor. Türk Telekom işçileri toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde 4’ü ücret ve ücrete bağlı maddelerden oluşan 23 maddede uyuşmazlık halindeler.

Faşist hareketle bağları herkesçe bilinen Haber-İş genel başkanı Ali Akçan, 27 Ekim’de bürokrasinin grevi satmanın hazırlıklarını yaptığını ortaya koydu ve şu açıklamayı yaptı: "Ülkenin içinde bulunduğu koşullarda bu grev bize zor gelmektedir. Ancak bunu söylerken kimse bundan korktuğumuzu sanmasın. Türkiye normal bir günde olsun, sonuna kadar, bedeli ne olursa olsun gitmeye hazırız"

Oger Telecom 2005 yılında Türk Telekom’un hisselerinin yüzde 55’ini 6,55 milyar dolara satın aldı ve hisselerin geri kalanı devletin elinde bulunuyor. Oger Telekom, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin akrabalarının kontrolü altında olan Suudi Arabistan şirketi Saudi Oger holdingin bir yan kuruluşu.

Haber-İş, Türk Telekom’un özelleştirilmesinden hemen sonra şirket yönetimi tarafından uygulamaya konulan yeniden yapılandırma sonucunda, üyelerinin üçte birine yakınını kaybetti. Aynı zamanda şirket içinde kapsam dışı olup sendika üyesi olmayan işçilerin oranı da o tarihten itibaren sürekli olarak arttı (şu anda toplam işgücünün yüzde 30’unu oluşturuyorlar).

Haber-İş bürokrasisi yıllarca "hiçbir şey yapmama" politikası izledikten sonra, kısa bir süre önce şirket yönetiminin gerçek amacının sendikayı tasfiye etmek olduğunu fark edince paniğe kapıldı. Yıllarca, Haber-İş yönetimi özel cep telefonu şirketleri Turkcell, Vadofone ve Avea işçilerini örgütlemek için hemen hemen hiçbir şey yapmadı. Sendika bürokratları eskiden devlete ait olan Telekom şirketindeki üye tabanı üzerinde asalaksı varlıklarını koruyabileceklerini umuyorlardı.

Grevdeki Türk Telekom işçilerinin birçoğu bu durumun farkında ve sendika yöneticilerinden grevi satma konusunda her türlü manevrayı bekliyorlar. Buna karşılık, küçük burjuva sol partiler ve gruplar, faşist partinin sempatizanlarının kontrolündeki Haber-İş bürokrasisinin sicili konusunda tek bir kelime etmeyerek bu farkındalığı köreltmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Atalay sözlerini konfederasyonun kuzey Irak’taki olası bir sınır ötesi harekâtın ekonomik yönüyle ilgilenmediğini söyleyerek sürdürdü ve Türk-İş’in faaliyetlerini bu sorun çözülene kadar askıya alacağını tekrarladı. "Biz işin ekonomik yönüne bakmıyoruz. Biz Türk- İş olarak bütün her şeyi durdurduk. Bu mesele bitene kadar ülkeyi yönetenlerden hiç bir talebimiz yok.

"Durumun hiç ekonomik yönüne bakmıyoruz. Bağımsız bir ülke olmadığınız zaman sendikacılık yapamazsınız. Siyaset yapamazsınız. Biz bu doğrultudayız. Bizim gibi kimsenin bakmaması lazım. Bugün Irak'ta sendikacılık yapamazsınız. Politika yapamazsınız. Demokrasinin olmadığı bağımsızlığın olmadığı yerde hiç bir şey yapamazsınız."

Bürokrasi, bu açıklamalarıyla emekçilerin herhangi bir kesimi tarafından -en temel hakları savunmak amacıyla bile olsa- yapılacak her türlü eylemi ya da yükseltilecek her türlü talebi ihanet olarak ilan etmektedir.

Türk-İş’in tarihi bu tür kara lekelerle dolu. Örneğin, Türkiye 20 Temmuz 1974’te kuzey Kıbrıs’ın istilasına başladığı zaman, Türk-İş yönetimi, hükümeti ve askeri harekâtı desteklemek için bütün grevleri derhal askıya almayı kararlaştırdı. Konfederasyon "Türk işçi hareketinin Türk ulusunun ve onu kahraman silahlı kuvvetlerinin emrinde olduğunu" ilan etti.

Türk-İş benzer bir biçimde, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra cuntaya meşruluk sağlayabilmek için, mevcut bir çok özgürlüğü ortadan kaldıran ve işçileri en temel haklarından mahrum bırakan yeni anayasa ve sendikalar kanunu ile ilgili yapılan tartışmalarda yer aldı.

Türkiye geçtiğimiz 13 yıl içinde, emekçilere eşi görülmemiş bir yoksullaşma getiren üç şiddetli ekonomik kriz yaşadı. Türk-İş bürokrasisi hükümetlerle, bir biri ardınca, ulusal çıkarları savunmak adına gerçek ücretleri sistematik bir biçimde aşağıya çeken anlaşmalar imzaladı.

Türk-İş bürokrasisi işçi sınıfının daha fazla sömürülebilmesi için gerekli yasal çerçeveyi oluşturan 2003 tarihli İş Kanunu’nun hazırlığı aşamasında, bu yasal düzenlemeye önsel olarak onay vererek haince bir rol oynadı.

AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) hükümeti işçilere ve diğer emekçi katmanlara, uluslararası bankaların talepleri doğrultusunda daha başka saldırılar başlatmak amacıyla şimdiden yeni yasa tasarıları hazırlamış durumda. Türk-İş bürokrasisinin faaliyetlerini askıya almaya yönelik son kararı yalnızca büyük sermayenin işçi sınıfına saldırılarını yoğunlaştırma konusunda cesaretlendirmeye hizmet edecektir.



Telif Hakkı 1998-2007, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır