World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2007/jun2007/trot-j14.shtml

Bir CIO görevlisi ile yapılan tartışma

Lev Trotskiy
14 Haziran 2007

Trotskiy bu makalesini, o sırada Sanayi Örgütleri Kongresi’nin üyesi olan ABD sendikalarından Uluslararası Kadın Giysileri İşçileri Sendikası’nın Midwest temsilcisi Abraham Plotkin’le (1892-1988) Meksika’daki evinde yapmış olduğu iki tartışmayı temel alarak yazmıştır.

CIO görevlisi:Bizim sendikamızın politikaları işçilerin tamamen işsiz kalmalarının önüne geçmeyi hedefliyor. İşleri, saatlik ücretlerde hiçbir indirime gidilmeksizin bütün sendika üyeleri arasında dağıttık.

Trotskiy:Peki, işçileriniz şimdi eski toplam ücretlerinin yüzde kaçını alıyorlar?

CIO görevlisi:Yaklaşık olarak yüzde 40’ını.

Trotskiy:Neden? Bu korkunç bir şey! Saatlik ücretlerde herhangi bir değişiklik yapılmaksızın çalışma saatlerinin eşel mobil sistemiyle ayarlanmasını mı kabul ettiniz? Ancak bu yalnızca, işsizliğin bütün yükünün, tüm ağırlığıyla işçilerin omuzlarına yüklenmesi anlamına gelir. Her bir işçinin toplam ücretinin beşte üçünü feda ettirerek, burjuvaziyi kaynaklarını işsizler için harcama zorunluluğundan kurtarmış oluyorsunuz.

CIO görevlisi:Bu söylediğiniz bir ölçüde doğru. Ancak ne yapılabilir ki?

Trotskiy:Söylediğim bir ölçüde değil, bütünüyle doğru! Amerikan kapitalizmi kronik ve tedavi edilemez bir hastalıktan mustarip. İşçilerinizi mevcut krizin geçici bir karaktere sahip olacağı ve yakın gelecekte yeni bir refah döneminin başlayacağı umuduyla avutabilir misiniz?

CIO görevlisi:Kişisel olarak, ben kendimi böyle hayallere kaptırmam. Çevremizdeki birçok insan kapitalizmin çöküş dönemine girdiğini anlıyor.

Trotskiy:Ancak elbette bu işçilerinizin eski ücretlerinin yarın yüzde 30’unu, daha sonraki gün 25’ini alacağı ve bunun bu şekilde devam edeceği anlamına geliyor. Belirli zamanlarda iyileşmelerin yaşanmasının mümkün olduğu doğrudur ve hatta bu kaçınılmazdır, ancak genel eğri çöküş, düşüş ve yoksullaşma yönündedir. Marx ve Engels bunu daha Komünist Manifesto’da öngörmüşlerdi. Sizin sendikanızın ve bir bütün olarak CIO’nun programı nedir?

CIO görevlisi:Maalesef siz Amerikan işçilerinin psikolojisini bilmiyorsunuz. Onlar geleceği düşünmeye alışkın değiller. Yalnızca tek bir şeyle ilgilenirler: şu anda, hemen ne yapılabilir. Sendikal hareketin önderleri arasında elbette işçileri tehdit etmekte olan tehlikeleri açıkça görebilenler yok değil. Ancak bu insanlar kitlelerin psikolojisini bir anda değiştiremezler. Amerikan işçilerinin alışkanlıkları, gelenekleri ve düşünceleri onları bağlıyor ve yapabilecekleri şeyleri kısıtlıyor. Bütün bunlar bir gün içinde değiştirilemez.

Trotskiy:Tarihin size hazırlanmanıza yetecek kadar uzun yıllar vereceğinden emin misiniz? Amerikan kapitalizminin krizinin "Amerikan" temposu ve boyutları var. Gürbüz bir organizma, hastalık nedir bilmezken, belirli bir noktada, çok hızlı bir biçimde kötüye gitmeye başlar. Kapitalizmin dağılması aynı zamanda, sendikaların onsuz var olamayacakları demokrasiye yönelmiş doğrudan ve acil bir tehdittir. Örneğin Vali Hague’in* yaptıklarının yalnızca rastlantısal bir durum olduğunu mu düşünüyorsunuz?

CIO görevlisi:Ah hayır, kesinlikle öyle düşünmüyorum. Son zamanlarda sendikacılarla bu konuyla ilgili bir çok toplantı yaptım. Benim görüşüme göre, her eyalette daha şimdiden - şu ya da bu bayrak altında - ulusal düzeyde faşizme destek olabilecek, hazır yapım gerici bir örgüt var. On beş ya da yirmi yıl beklememize gerek yok. Faşizm üç ya da dört yıl içinde bizlere hakim olabilir.

Trotskiy:Bu durumda sizin-?

CIO görevlisi:Programımız mı? Sorunuzu anladım. Zor bir durum; kimi büyük adımların atılması gerekiyor. Ancak ben bunun için gerekli olan güçleri veya önderleri göremiyorum.

Trotskiy:Öyleyse bu, kavga vermeden teslim olmak anlamına mı geliyor?

CIO görevlisi:Güç bir durum. Sendika aktivistlerinin çoğunluğunun tehlikeyi görmediklerini ya da görmek istemediklerini kabul etmem gerekir. Bildiğiniz gibi, bizim sendikalarımız kısa bir süre içinde olağanüstü bir büyüme gösterdiler. CIO yöneticilerinin bir balayı psikoloji içinde olmaları doğaldır. Güçlükleri hafife alma eğilimi içindeler. Hükümet yalnızca onları çözmekle kalmadı, onlarla oynuyor bile. Geçmiş deneyimlerinden buna alışık değiller. Başlarının bir parça dönmüş olması doğaldır. Bu tatlı baş dönmesi eleştirel düşünceye yer bırakmıyor. Yarını düşünmeden bugünün zevklerinden tat almaya bakıyorlar.

Trotskiy:Çok doğru! Bu konuda size bütünüyle katılıyorum. Ancak CIO’nun başarısı geçicidir. CIO’nun elde ettiği başarı yalnızca Amerika Birleşik Devletleri işçi sınıfının harekete geçmeye başladığı, alışkanlıklarından kurtulduğu, varlığını tehdit eden uçuruma karşı kendisini korumak için yeni yollar aradığı gerçeğinin bir belirtisidir. Sizin sendikalarınız yeni yollar bulamamaları durumunda silinip yok olacaklardır. Hague daha şimdiden Lewis’ten daha güçlüdür; çünkü Hague içinde bulunduğu durumun getirdiği sınırlamalara karşın ne istediğini tam olarak biliyorken, Lewis bilmiyor. Bütün bunlar sizin yöneticilerinizin "tatlı baş dönmesinden" uyanırken kendilerini toplama kamplarında bulmalarıyla sonuçlanabilir.

CIO görevlisi:Ne yazık ki Amerika Birleşik Devletleri’nin tarihi sunduğu sınırsız fırsatlar ve bireyciliğiyle, işçilerimize toplumsal olarak düşünmeyi öğretmedi. Size örgütlü işçilerin en iyi durumda yüzde 15’inin sendika toplantılarına katıldığını söylemem yeterli olur sanırım. Bu üzerinde düşünülmesi gereken bir şey.

Trotskiy:Peki ama, işçilerin yüzde 85’inin toplantılara katılmamasının nedeni, konuşmacıların tabana söyleyecek bir şeyleri olmaması olamaz mı?

CIO görevlisi:Hmm. Bu söylediğiniz bir ölçüde doğru. Ekonomik durum öyle bir halde ki, işçileri dizginlemek, hareketi frenlemek ve geri çekilmek zorunda kaldık. Bu elbette işçilerin hoşuna gitmiyor.

Trotskiy:İşin özü işte burada yatıyor. Suçlanması gereken taban değil önderlerdir. Sendikalar kapitalizmin klasik döneminde de krizler sırasında zor durumda kaldılar ve geri çekilmeye zorlandılar, üyelerinin bir bölümünü kaybettiler ve yedek fonlarını harcadılar. Ancak o zamanlar en azından gelecekte yaşanacak toparlanmanın kayıpları karşılamaya ve bunun ötesine geçmeye izin vereceğinin güvencesi vardı. Bugün böyle bir şeyin olması konusunda en ufak bir umut bile yok. Sendikalar adım adım güçten düşecekler. Sizin örgütünüz CIO yükseldiği kadar hızlı biçimde çökebilir.

CIO görevlisi:Ne yapılabilir?

Trotskiy:Her şeyden önce birilerinin kitlelere neyin ne olduğunu anlatması gerekiyor. Saklambaç oynamak kabul edilemez. Elbette siz Amerikan işçilerini benden daha iyi tanıyorsunuz. Buna karşılık sizi temin ederim ki, onlara hâlâ eski gözlüklerle bakıyorsunuz. Kitleler, önderleriyle kıyaslanamayacak kadar daha gözüpek ve kararlılar. CIO’nun hızla yükselmiş olduğu gerçeğinin kendisi Amerikan işçi sınıfının, savaş sonrası dönemin, özellikle de son on yılın korkunç ekonomik sarsıntılarının etkisiyle radikal bir biçimde değiştiğini göstermektedir. Daha mücadeleci sendikalar inşa etme yolunda küçük bir adım attığınız zaman işçiler buna hemen karşılık verdiler ve size olağanüstü, eşi görülmemiş bir destek sağladılar. Kitlelerden şikayetçi olmaya hakkınız yok.

Peki ya oturma grevleri denilen eylemlere ne demeli? Bu eylem biçimini önderler değil, bizzat işçiler buldu. Bu, Amerikan işçilerinin daha kararlı mücadele yöntemlerine başvurmaya hazır olduklarının açık bir işareti değil midir? Vali Hague bu oturma grevlerinin doğrudan bir ürünüdür. Ne yazık ki sendikaların üst katmanları toplumsal mücadelenin keskinleşmesinden kapitalist gericiliğin çıkardığı türden cüretkâr sonuçlar çıkartmaya henüz cesaret edebilmiş değiller. Bugünkü durumun temelinde bu yatmaktadır.

Sermayenin önderleri, proletaryanın önderlerinden - kitlelerin mücadele ruhunu öldüren şu kuşkuculardan, alışılmış çalışma yöntemlerinin dışına çıkamayanlardan, bürokratlardan - kıyaslanamayacak ölçüde daha sağlam, çok daha gözüpek bir biçimde düşünmekte ve davranmaktadır. Faşizmin zafere ulaşması, hatta bunu çok kısa bir süre içinde yapabilecek olması tehlikesi buradan kaynaklanmaktadır.

İşçiler toplantılarınıza gelmiyorlar, çünkü programınızın yetersizliğini, içeriksizliğini, cansızlığını ve bariz sahteliğini içgüdüsel olarak hissediyorlar. Her işçi felaketin başının üzerinde gezindiğini hissederken sendika önderleri basmakalıp sözler söylüyorlar. Bürokratik yanılsamalara değil, çürümekte olan kapitalizmin gerçek koşullarına karşılık gelen dili bulmak gerekiyor.

CIO görevlisi:Ben daha önce ortada önder görmediğimi söylemiştim. Farklı gruplar, sektler var ancak ben, kitlelerin mücadele etmeye hazır oldukları konusunda sizinle aynı görüşte olmama karşın, işçi kitlelerini birleştirebilecek birini göremiyorum.

Trotskiy:Sorun önderler değil, program. Doğru program yalnızca kitleleri ayağa kaldırmakla ve birleştirmekle kalmaz; aynı zamanda önderleri de eğitir.

CIO görevlisi:Doğru bir programdan neyi kastediyorsunuz?

Trotskiy:Benim bir Marksist olduğumu; daha kesin söylemek gerekirse bir Bolşevik olduğumu biliyorsunuz.

Benim programımın çok kısa ve yalın bir adı var:sosyalist devrim. Ancak ben sendika hareketinin önderlerinden Dördüncü Enternasyonal’in programını derhal benimsemelerini istemiyorum. Benim onlardan istediğim şey, onların kendi çalışmalarından, kendi durumlarından sonuçlar çıkarmaları; kendileri ve kitleler için yalnızca şu iki soruya cevap vermeleri: (1) CIO iflastan ve yıkımdan nasıl korunabilir? (2) Amerika Birleşik Devletleri faşizmden nasıl korunabilir?

CIO görevlisi:Eğer siz kendiniz bugün Amerika Birleşik Devletleri’nde bir sendika örgütleme görevlisi olsaydınız ne yapardınız?

Trotskiy:İlk olarak sendikaların işsizlik ve ücretler sorununu ters yüz etmeleri gerekiyor. Örneğin, sizde olduğu gibi çalışma saatlerinin eşel mobil sistemiyle ayarlanması doğrudur: herkesin işi olması gerekir. Ancak çalışma saatlerinin eşel mobil sistemiyle ayarlanmasına ücretlerin eşel mobil sistemiyle ayarlanması eşlik etmelidir. İşçi sınıfı yaşam standartlarının sürekli olarak aşağıya doğru çekilmesine izin veremez, çünkü bu insanlık kültürünün yok edilmesine karşılık gelmektedir. 1929 krizinin hemen öncesindeki en yüksek haftalık ücret oranları başlangıç noktası olarak alınmalıdır. İşçiler tarafından yaratılmış olan kudretli üretici güçler ortadan kaybolmadı ya da yok edilmedi; bunlar elimizin altında duruyorlar. İşsizlikten, bu üretici güçlere sahip olanlar ve onları kontrol edenler sorumludur. İşçiler nasıl çalışılacağını biliyorlar ve çalışmak istiyorlar. Mevcut işler bütün işçiler arasında paylaştırılmalıdır. Her bir işçiye ödenen haftalık ücret geçmişte elde edilmiş olan en yüksek ücretten daha az olmamalıdır. Sendikaların doğal, vazgeçilmez ve ertelenemez talebi bu olmalıdır. Aksi halde tarihsel gelişmeler tarafından bir çöp gibi süpürülüp gideceklerdir.

CIO görevlisi:Bu program gerçekleştirilebilir mi? Bu kapitalistlerin mutlak yıkıma uğramaları anlamına gelir. Bu program bizzat faşizmin büyümesini hızlandırabilir.

Trotskiy:Elbette bu program teslimiyet değil, mücadele demektir. Sendikaların önünde iki seçenek var: bunlardan biri manevra yapmak, ileri geri yön değiştirmek, geri çekilmek, olup bitenlere gözlerini kapamak ve mülk sahiplerini "kızdırmamak" veya tepki vermelerine "yol açmamak" için adım adım teslim olmak. Alman ve Avusturya Sosyal Demokratları ile sendikacıları bu yolla kendilerini faşizmden korumaya çalıştılar. Diğer yol, bugünkü toplumsal krizin değiştirilemez karakterini anlamak ve kitleleri taarruza geçirmektir.

CIO görevlisi:Ama faşizmle ilgili soruyu, yani sendikaların radikal taleplerde bulunarak üzerlerine çekebilecekleri doğrudan tehlikeye ilişkin olanı hâlâ cevaplamadınız.

Trotskiy:Sorunuzu bir an için olsun unutmuş değilim. Faşist tehlike zaten karşımızda ve radikal taleplerin ortaya çıkmasından önce de bu tehlike mevcut. Faşizm tehlikesi kapitalizmin çöküşünden ve dağılmasından kaynaklanıyor. Radikal bir sendikal programın baskısıyla bir süre için güçlenebileceği varsayılabilir. İşçileri bu konuda açıkça uyarmak gerekir.

Hemen şimdi, pratik yoldan özel savunma örgütlerinin oluşturulmasına girişmek gerekiyor. Başka bir yol yok! Nasıl ki kendinizi diplomatik notaların yardımıyla bir süvari birliğinden kurtaramazsanız, faşizmden de demokratik yasaların, karar önergelerinin veya bildirgelerin yardımıyla kurtulamazsınız. İşçilere, sermayenin gangsterlerine ve haydutlarına karşı kendi yaşamlarını ve kendi geleceklerini elde silah, savunmayı öğretmek gerekiyor. Faşizm cezadan muaf tutulduğu bir ortamda hızla büyür. Faşist kahramanların, işçilerin üzerine gönderdikleri her birliğe karşılık işçilerin kendi saflarından iki, üç ya da dört birlik göndermeye hazır olduklarını fark ettiklerinde, kuyruklarını bacaklarının arasına kıstırıp kaçacaklarından bir an için şüphe duymamak gerekir. Yalnızca işçi örgütlerini korumanın değil, fakat aynı zamanda kayıpları asgaride tutmanın da tek yolu, işçilerin güçlü bir öz savunma örgütünü zamanında kurmaktır. Eğer yüz kızartıcı bir biçimde yok olup gitmek istemiyorlarsa, sendikaların en önemli sorumluluğu budur. İşçi sınıfının bir işçi milisine gereksinimi var!

CIO görevlisi:Peki ama bunun ötesindeki perspektif ne olmalıdır? Bu tür mücadele yöntemleri sendikaları son tahlilde nereye götürür?

Trotskiy:Eşel mobilin ve işçilerin öz savunmasının kendi başlarına yeterli olmadıkları açıktır. Bunlar sadece işçilerin açlıktan ya da faşistlerin bıçaklarıyla ölmekten korumak için atılması gereken ilk adımlardır. Bunlar öz savunmanın acil ve zorunlu araçlarıdır. Ancak kendi başlarına sorunu çözmeyeceklerdir. Temel görev, üretici güçlerin bütün insanların çıkarına olacak şekilde, daha adil, daha rasyonel ve daha yararlı bir biçimde kullanılmaları için, daha iyi bir ekonomik sistemin temelini atmaktır.

Bu, sendikaların, sıradan, "normal", alışılagelmiş yöntemleriyle gerçekleştirilemez. Kapitalizmin gerileme içinde olduğu koşullarda, yalıtılmış sendikalar işçilerin yaşam ve çalışma koşullarının daha da kötüleşmesine engel olamaz hale geldiklerinden, bu söylediğime itiraz edemezsiniz. Daha kesin ve köklü yöntemlerin kullanılması gerekiyor. Üretim araçlarına egemen olan ve devlet iktidarını elinde tutan burjuvazi ekonomiyi toptan ve umutsuz bir karmaşanın içine sokmuştur. Burjuvazinin ehliyetsiz olduğunu; ekonominin taze ve dürüst ellere, yani bizzat işçilerin ellerine devredilmesi gerektiğini ilan etmek gerekmektedir.

Bu nasıl yapılabilir? İlk adımın ne olacağı açıktır: bütün sendikalar birleşmeli ve kendi emek partilerini kurmalıdırlar. Bu, Roosevelt’in veya La Guardia’nın partisi ya da yalnızca sözde bir "emek" partisi değil, işçi sınıfının gerçekten bağımsız siyasi örgütü olmalıdır. Yalnızca böyle bir parti, yıkıma uğramış çiftçileri, küçük zanaatkarları, dükkan sahiplerini kendi etrafında toplayabilir. Ancak bunu yapabilmesi için, bankalara, tröstlere, tekeller ve onların siyasi temsilcilerine, yani Cumhuriyetçi ve Demokrat partilere karşı uzlaşmaz bir mücadele vermesi gerekecektir. Bu emek partisinin görevi, iktidarı, bütün iktidarı kendi ellerine almak ve ardından ekonomiyi düzene sokmak olmalıdır. Bu, bütün ulusal ekonominin, bir avuç sömürücünün kârını değil, 130 milyonluk bir halkın maddi ve manevi çıkarlarını amaçlayan tek bir rasyonel plan göre örgütlenmesi anlamına gelir.

CIO görevlisi:Aktivistlerimizin birçoğu siyasi gelişmelerin izlediği yolun bir emek partisine doğru uzanmakta olduğunu anlamaya başladılar. Ancak Roosevelt’in popülaritesi hâlâ çok büyük. Eğer başkanlık seçimine üçüncü kez katılmayı kabul ederse, yeni bir emek partisi sorununun bir dört yıl için daha ertelenmesi gerekecektir.

Trotskiy:İşte burada, Önder Efendilerin aşağılarına doğru bakacak yerde yukarılarında yer alanlara bakıyor olmalarından kaynaklanan bir trajedi söz konusu. Yaklaşmakta olan savaş, Amerikan kapitalizminin çöküşü, işsizliğin ve yoksulluğun artışı, on milyonlarca ve yüz milyonlarca insanın kaderini doğrudan belirleyen bütün bu süreçler Roosevelt’in aday olup olmamasına ya da "popülaritesine" bağlı değildir. Sizi temin ederim ki, Roosevelt yüksek ücretler alan CIO yöneticileri arasında, işsizler arasında olduğundan çok daha popülerdir. Bu arada, sendikalar, sendika yöneticileri değil işçiler için vardır.

CIO fikri milyonlarca işçiye ilham verdiyse, ekonomik anarşiye, işsizliğe ve sefalete son vermeyi, halkı ve onun kültürünü korumayı amaçlayan bağımsız, militan bir emek partisi düşüncesi, böyle bir partiyi inşa etme düşüncesi on milyonları kendine çekme gücüne sahiptir. Elbette emek partisi ajitatörlerinin hiç zaman yitirmeksizin, sözleriyle ve davranışlarıyla, kitlelere Roosevelt, La Guardia ve şürekası için seçim çalışması yürüten ajanlar değil, sömürülen kitlelerin çıkarlarının gerçek savaşçıları olduklarını göstermeleri gerekir.

Sendikaların toplantılarında konuşmacılar Beyaz Saray ajanlarının değil de işçi önderlerinin diliyle konuşmaya başladıkları zaman, üyelerin yüzde 85’i toplantılara katılırken, yüzde 15’lik yaşlı muhafazakâr, işçi aristokratı ve kariyerist kesim uzak duracaktır. Kitleler önderlerinden daha iyi, daha cesur ve daha kararlıdırlar. Kitleler mücadele etmek istiyorlar. Mücadeleyi frenleyenler, kitlelerin gerisinde kalmış olan önderlerdir. Önderler, kendi kararsızlıklarını, kendi muhafazakarlıklarını, kendi burjuva önyargılarını kitlelerin geriliğinden söz ederek gizlemektedirler. Şu andaki gerçek durum budur.

CIO görevlisi:Şimdi, söylediklerinizde büyük bir doğruluk payı var. Ancak -pekala- bunu da artık daha sonraki bir görüşmemizde konuşuruz.

Notlar:

(*) İşçi örgütlerine karşı bütünüyle faşistçe yöntemleri başarıyla uygulamış olan Jersey City [New Jersey] valisi. - Lev Trotskiy

29 Eylül 1938



Telif Hakkı 1998-2007, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır