World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2006/nov2006/mass-n27.shtml

Irak’ta görev yapmış olan eski asker Jimmy Massey DSWS’ye konuştu

"Irak’ta soykırım yapıyoruz"

Jeff Riedel
27 Kasım 2006
İngilizce’den çeviri (11 Kasım 2004)

Deniz kuvvetlerinde 12 yıl süreyle görev yapmış olan eski üst çavuş Jimmy Massey, Kuzey Carolina, Ashville’in hemen dışında yer alan Smoky Mountains’da küçük bir kasaba olan Waynesville’de yaşıyor. Massey,Dünya Sosyalist Web Sitesi’ne düşüncelerini yaşamını sürdürdüğü bu küçük kasabada anlattı. Jimmy Massey, Irak’tan döndükten sonra savaşa karşı açıkça tavır alan ve sayıları giderek artmakta olan Amerikan askerlerinden biri.

Massey, Irak’a 2003 yılının Mart ayında ilk ABD saldırısı sırasında girmiş. Masum sivillerin öldürüldüğüne tanık olmuş - ve bazı durumlarda buna kendisi de katılmış. Massey anayollar üzerinde kurulan denetim noktalarında, 48 saatlik bir zaman dilimi içinde 30 sivilin ABD ateşi ile öldürüldüğüne tanık olduğunu söylüyor.

ABD ordusunun Irak halkının artmakta olan direnişine karşı giriştiği misillemenin vahşiliği, işgalle ilgili görüşünü ve yaşamanın akışını bütünüyle değiştirmiş. Dehşete kapılan ve olanları bir türlü içine sindiremeyen Massey, üstlerine düşüncelerini açık bir dille ifade etmeye başlamış. Nihayet ambulansa konularak Irak’tan çıkarılmış ve kendisine depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu teşhisi konmuş. Komutanları tarafından vicdani retçi [savaşa karşı olduğu için askerlik yapmayı reddeden kişi-ç.n.] olarak sınıflandırılan Massey, buna karşı dava açmış ve mahkeme 2003 yılının Aralık ayında ordudan çıkarılmasının bir kusura dayanmayıp tamamen mutat yasa hükümleri gereğince olduğuna karar vermiş.

Massey, Kuzey Carolina’nın batısındaki dağlarda büyüdü. Babası, Massey henüz ergenlik çağının ilk yıllarındayken Florida Eyalet Polisi ile girdiği bir çatışma sırasında vurularak öldürülmüş olan bir kamyon şoförüydü. Daha sonra Teksas İslah Evinde bir iş bulan annesiyle birlikte Teksas’a taşındı. Zaman zaman çok az paralarının ve yiyeceklerinin olduğu bir ev ortamında yetişti. Sonrasında deniz kuvvetlerine katıldı ve 1990’ların sonlarında kendisi asker toplamakla görevlendirildi. 2002 yılının Aralık ayında Irak’a yapılacak saldırının hazırlıkları çerçevesinde Kuveyt’e gönderildi.

Massey orduyla ilgili ilk hayal kırıklığını askere adam toplama görevi yaparken, deniz askerlerinin ekonomik sıkıntı içindeki bölgelerden gençleri ikna etmek için kullandıkları yöntemleri sorgulamaya başladığı zaman yaşadı. Kısa bir süre içinde Irak’ta yaşadığı deneyim ile bu hayal kırıklığı daha da derinleşecekti.

Massey, "Neler olup bittiğini gerçekten sorgulamaya, başkalarını asker olmaları için ikna etmeye çalışırken başladım," diyor. "Deniz kuvvetleri askerlerinin tamamı bu insanlara açıkça yalan söylüyor demiyorum, ancak insanları askere alırken izlediğimiz yol çok yanıltıcı. Orduya katılan çocukların birçoğu ‘yoksul mahallelerden’ ve ‘gecekonudulardan’ ya da şu anda oturmakta olduğumuz Appalachia Dağlarının yoksul kesimlerinden geliyorlar. Appalachia ülkedeki en yoksul yerleşim yerlerinden biri -bu şekilde burada gençlerin büyük bölümünü toplayabiliyorlar.

"Biliyorsunuz, bu çocuklar sırf bir miktar sağlık hizmeti görecekleri için seviniyorlar -birçoğu, bir dişçiye bile hayatlarında ilk kez orduya katıldıkları zaman gidiyorlar. Ardından bu insanlara yurtseverlik ve diğer maddi olmayan değerleri -özgüven ve işte bunun gibi şeyleri- pompalıyorsunuz ve şimdi artık genç bir insanın beynini bir ideoloji ile yıkıyorsunuz.

"Acemi birlikleri, insanları canavarlaştırmak ve şiddete karşı duyarsızlaştırmak üzere tasarlanmıştır. Deniz kuvvetlerinin acemi birliğinde iki buçuk yıl eğitim çavuşluğu yaptım ve burasının seni yıkıp yeni baştan inşa etmek üzere tasarlanmış bir yer olduğunu biliyorum. Deniz askerlerinin tek amacı düşmanı savaş alanında karşılamak ve yok etmektir."

Massey, ABD’nin bugün içinde bulunduğu ekonomik koşullar altında, genç Amerikalıların sonuç olarak bir tür ekonomik zorunlu askerlik yaptıklarını öne sürüyor.

Massey şunları söyledi, "Amerika’da sorun şu; içinde yaşadığımız toplum, yoksul halkın ön saflarda savaşmaya teşvik edildiği, giderek daha fazla militaristleşen bir toplum haline geliyor."

"Bu ülkedeki sözde büyümenin büyük bir bölümü ordu ile bağlantılı. Sonuç olarak mesele şuna gelip dayanıyor; savaş Halliburtonlar ve Enronlar için iyi bir şey, ancak yoksullar ve evlerine dönen askerler, özellikle de yaralı olarak dönenler için fazla bir gelecek yok. Ama liseden mezun olmaya hazırlanan bir çok çocuk için ordu çekici görünüyor, çünkü ailelerinin onları üniversiteye gönderecek paraları yok."

Massey’in asker toplama görevi, komutanlarına asker toplama alanında yaşanan sorunlar konusunda kişisel endişelerini özetleyen bir görev raporu yazmasının ardından sona ermiş. Massey düşüncelerini açıkça ifade etme noktasına gelişinin kolay bir süreç olmadığını anımsıyor.

"Sizinle açık konuşacağım, orduda yer aldığınız zaman bu bir mafya ailesinde olmaya çok benziyor. Sen ailenin dışına çıkmazsan bu çok korunaklı bir ortamdır. Yani sana bakarlar. Bir deniz kuvvetleri üssünde yaşarken ayın 1’inde ve 15’inde maaş çekin garantidir; bu bir parça ütopya gibi bir şey. Ancak bu ütopya ile birlikte, ütopyanın sürmesini sağlayan ideolojiye uyum sağlama gelir. Eğer aileden kaçarsan, seni susturmak için ellerinden geleni yapacaklardır.

"Bundan kopmak çok zor -kafana takılmaya başlayan soruları cevaplandırabilmek için ruhunun derinliklerine inmek zorundasın. Ve bana olan ise şuydu: askere toplama görevini yaparken Savaş Karşıtları Birliği gibi gruplarla karşılaşıyordum. Bunlar insanların orduya yazılmamaları için uğraşıyorlardı. Bunların liselerde dağıttıkları broşürlerin bazılarını okumaya başladım. Konu merakımı cezp etti ve kendim araştırma yapmaya başladım ve Amerika’nın diğer ülkelerde yaptığı müdahalelerle ilgili belirli şeyler buldum."

Massey, Irak’ta bu müdahale ile yüz yüze geldi. Bir yanda teknolojik olarak en gelişmiş silahlarla donanmış dünyanın en güçlü ordusu ve diğer yanda on yıllık yaptırımlar sonucu zaten harap olmuş bir ülkenin silahsızlandırılmış ve neredeyse savunmasız haldeki ordusunu karşı karşıya getiren istilanın ilk aşamaları, tek yanlı bir katliam niteliğini aldı.

"Verilen görevin bir bütün olarak ne amaç taşıdığına bakmanız gerekir. Deniz askerleri daha Kuveyt’e gitmeden sekiz ay önce Ar Rumaylah petrol sahalarını kapatma ve ele geçirme konusunda eğitildiklerinden, amacın ne olduğu oldukça açıktı. Basra’nın eteklerindeki bütün petrol yataklarının detaylı şemaları ve mıntıka örneklerine sahiptik ve bir kez bunları ele geçirdikten sonra geriye bir tek Bağdat’a doğru bir gezinti yapmak kalıyordu.

"Şehre girerken sağa sola ateş eden bir kovboy sürüsü gibiydik. Askeri araç olmadıkları açıkça belli olan araçların içinde yanmış cesetler gördüm. Yolun kenarında sivil kıyafetler içinde ölmüş insanlar gördüm. Aslına bakarsanız, bütün bu süre içinde üzerinde askeri üniforma bulunan sadece bir kaç ceset gördüğümü hatırlıyorum.

"Öyle sözü edilecek türden çok sayıda doğrudan çatışma yoktu. Tarafların karşılıklı olarak ateş açtıkları durumlar vardı -yani şunu demek istiyorum Hummerımın [Yüksek Hareket Kabiliyetine Sahip Olan Çok Amaçlı Tekerlekli Vasıta] yan tarafında kurşun delikleri açıldı- ancak bu öyle önemli bir çarpışma değildi. Bağdat’a varıncaya kadar anayolu kullandık. Topları yoktu; hava destekleri yoktu. Bütün o yaptırımlar nedeniyle bu derece zayıf düşmüşlerdi. Bütün teçhizatları çok kötü durumdaydı. Silahlarının çoğu İran savaşından geriye kalmıştı. İlk Körfez Savaşı onları tam anlamıyla harap etmişti. Savaşmaya isteklerinin ya da olanaklarının olduğunu sanmıyorum."

Massey, orada bulunduğu süre içinde Irak halkının ABD ordusunun varlığına karşı düşmanlığının, Amerikan birliklerinin Irak halkının tamamına karşı uyguladıkları vahşi yöntemlere verilen doğrudan bir tepki olarak katlanarak arttığını söyledi.

"Bana kalırsa onlar, bizim masum sivilleri öldürdüğümüzü görene kadar gerçek savaş başlamadı. Yani, sevdiklerinin ABD’li deniz askerleri tarafından öldürüldüğüne tanık oluyorlardı. Az önce çocuğunun vurulduğunu görmüş veya kocasını ya da büyükannesini kaybetmiş birine özgürlüğüne kavuşturulduğunu söylemek zor bir şey."

Massey işgali izleyen aylarda ABD ordusunun bir dizi kontrol noktasında görev yapmış. Kontrol noktalarına gelen araçların kafa karışıklığı ya da başka bir nedenden dolayı durmadıkları zaman kendilerine nasıl ‘onları kalbura çevirmek’ ya da ateş açmak emrinin verildiğini anlattı. Massey’in savaşa karşı tutumu bu kontrol noktalarının birinde dönüm noktasına ulaştı.

"Bir araca durmasını işaret ettik ve durmayınca ateş açtık. Aracın içindekiler masum sivillerdi. Ne silah, ne de patlayıcı madde; hiçbir şey bulamadık. Her nasıl olduysa ve adamın bunu nasıl yapabildiği konusunda hiçbir fikrim yok; ama bir adam aracın içinden çıktı ve çok kötü yaralanmamıştı. Aracın içinde kanlar içindeki, ölmek üzere olan adamlardan birinin kardeşiydi. Bana baktı ve ‘Kardeşimi neden öldürdün? O sana ne yaptı?’ diye sordu. Bu denetleme noktalarında iki gün içersinde 30’dan fazla sivil öldürüldü."

Massey yol kenarlarında kurulan kontrol noktalarının karmakarışık ve pervasız halini ve ordunun üst kademesinin güya yardımcı oldukları insanların kültürlerine karşı kayıtsızlıklarını anlattı.

"Yumruğunuzu havaya kaldırdığınız zaman, bu denizciler arasında karşı tarafın durmasını istediğiniz anlamına gelir," dedi. "Ancak, daha sonra öğrendik ki bu uluslararası işaret dilinde dayanışma anlamına geliyormuş. Iraklılara ise tamamen başka bir anlam ifade ediyormuş - onlara göre bu merhaba demek gibi bir şeymiş. Ve bu bizimle onlar arasındaki kültürel farkı doğru düzgün anlayabilmemiz için gerektiği gibi eğitilmediğimize ilişkin yalnızca bir örnek.

"Sonuç olarak onlar [ordu komutası], tek amacı öldürmek olan adamlara kültür ve insanlık öğretme ihtiyacı duymuyorlar. Ve bu kültür konusundaki ıskalamalarından yalnızca biriydi. Bu konuda Başkandan, Tommy Franks’a [ABD işgal güçlerinin eski komutanı] ve General [James] Mattis’e [Birinci Ordu Komutanı] varıncaya emir komuta zincirinin en tepesinde yer alan herkesi suçluyorum. Hepsi ordunun Müslüman kültürü ve yabancı bir ülkede bulunmanın gerekleri konusunda gerektiği gibi eğitilmediğini biliyorlardı. Ancak bizim orada bulunmamızın nedeni bu değildi."

Massey, sivillerin yaygın bir biçimde öldürüldükleri bir ortamda, ordu komutasının duyarsızlığı ve Irak halkına gerekli insani yardımı yapmamaları karşısında şaşkınlığa düşmüştü. Bu durum onun savaşın gerçek amacı konusundaki şüphelerini daha da derinleştirmişti.

"Gerçekte bizler insani yardım için hazırlanmış olan bütün HY’leri [Hazır Yemekler] Kuveyt’te bıraktık. Bunarı yardım amacıyla dağıtmamız gerekiyordu ve biz onları Kuveyt’te bıraktık. Bunlar film ekipleri kamplara geldiklerinde yalnızca göz boyamak amacıyla oradaydılar. Aynı zamanda tıbbi malzemelerle Irak’lı yaralılar için hazırladığımız büyük bir gösterimiz daha vardı. Güya oraya gidip, onlara tıbbi yardım sağlayacaktık.

"Size gerçekte ne yaptığımız konusunda bir örnek vereceğim. İçinde siviller olan arabaya ateş açtıktan sonra sıhhiyelerden sedye getirmelerini istedim. Geldiler ve iki adamı sedyelere koydular. Beş dakika sonra onları geri getirdiler ve yolun kenarına attılar. Bu insanlar o sırada henüz sağdılar. Kurşunlarla delik deşik olmuşlardı -bir tanesi yolun kenarında büyük bir ıstırap içinde kıvranıyordu."

O sırada istihbarat raporları direnişçilerin ve isyancıların ambulans ve sivil araçları kullandıklarına dair bilgilerle dolup taşıyordu. Artmakta olan bir korku atmosferi içinde ABD askerleri şimdi artık bütün Irak halkı düşman olarak görmeye başlamışlardı.

Massey, "Herkesin bir terörist olduğunu düşünüyorduk," diye anımsıyor. "İşte burada uykusuz bir haldeyiz ve sağdan soldan intihar saldırıları ve Cumhuriyet Muhafızları ve diğer konularda istihbarat raporları geliyor -Amerikan güçlerine karşı saldırılar düzenleniyor. Bu şekilde kontrol noktalarımızdan arabalar geçiyor ve bize verilen emir onları kalbura çevirmek. İşin en şaşırtıcı yanı Iraklılara bunun tam tersini söylüyor olmamızdı. Onlara okullarını açık tutmalarını, hastanelerini açık tutmalarını, normal yaşamlarına devam etmelerini söylüyorduk -‘biz burada sizin canınızı yakmak için bulunmuyoruz, sadece Saddam’ı devirmek için buradayız.’ Bu şekilde o insanlar da yalnızca gündelik yaşamlarını sürdürüyorlardı ve bunu yaptıkları için de çok ağır bir bedel ödüyorlardı."

Yeni bir araştırmaya göre savaşın başladığı 2003 yılının Mart ayından bu yana yaşamını kaybeden Iraklı sayısının 100.000 civarında olduğu tahmin ediliyor. Bu sayının doğru olup olmadığını sorunca Massey şu yanıtı verdi:

"Evet, ancak elbette tıbbi malzeme, temiz su veya gerekli sağlık önlemlerinin yokluğundan dolayı ortaya çıkan hastalıklardan ölecek olan binlerce insanı kapsamıyor. Savaş henüz başlamamışken, Irak’ta yaptırımlardan dolayı ölen yüz binlerce insanı kapsamıyor. Irak’ta soykırım yapıyoruz ve niyet de bu zaten."

Şu anda Irak’a karşı herhangi bir kışkırtma olmadan bu savaşı başlatmak için kullanılan bahanelerin tamamının çarpıtılmış istihbarat ve yalanları temel aldığı açıkça ortaya çıkmış durumda. Bush yönetimi savaşı başlatmak için 11 Eylül saldırılarını ülkenin her yanında korku ve panik yaymak için hilekârca sömürdü ve bu, Massey’nin belirttiği gibi, onun geldiği Güney’de çok etkili oldu.

"Bütün bunlar Nixon’la başladı. Güney her zaman için Demokrat ağırlıklıydı ancak Nixon Güneyin zihniyetini Cumhuriyetçi zihniyete dönüştürme kampanyasını başlattı ve bunu güneyli halkın dini yönelişinden -Güneyli Baptislerden ve diğerlerinden- faydalanarak çok başarılı bir biçimde gerçekleştirdi. Ve Bush, söylediği her şeyin Tanrının sözü olarak kabul edildiği Hıristiyanlığı kullanarak, buradaki dini tabana sızmayı ve Güneylilerin kafalarına girmeyi başardı

"Bush sahip olduğu bu etkiyi, kısmen, korku temelinde, Irak savaşını satmak için kullandı. Ancak işler tersine dönüyor. Sanırım bir çok Güneyli ‘artık yeter - Irak’tan çıkma zamanı geldi,’ diyor. Az önce, burada yayınlanan küçük bir yerel gazete olanMountaineer’in editörüne gönderilmiş bir mektubu okudum. Gazetenin baş sayfasında yer alan baş makale liseler arası bir futbol maçı hakkında -şunu demek istiyorum; bu bir küçük kasaba gazetesi. Mektup ‘Irak’tan çıkmamız gerekiyor’ başlığını taşıyor ve mektupta şöyle deniliyor:

"‘Bu, iki kere iki dört durumudur ve bu savaş hiç başlamamalıydı. Donanmada 20 yıldan fazla süreyle hizmet etmiş bir eski asker olarak ülkemizin savunulması gerektiğinde ilk öne çıkacak kişi ben olurum. Burada söz konusu olan ülke savunması değil -Başkan Bush’un kendi kişisel gündemi var. Arap petrolü herhangi bir Amerikalının yaşamına değmez. Askerlerimizi şimdi hemen geri çekmeliyiz! Gelin becerilerimizi ve enerjimizi alternatif enerji kaynakları bulmaya yönlendirelim.’"

Massey, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu teşhisi konmasının ardından 2003 yazında ordudan ihraç edildikten sonra savunmasını yapmak üzere memleketine gönderildi.

"Onlara, ‘Eğer bana suçsuz insanları öldürmek istemediğim için vicdani retçi damgasını vurursanız, o zaman sizinle mahkemede görüşürüz,’ dedim. Kendisini görmeye gittiğim psikolog ‘Pekala, ben vicdani retçilere bakmıyorum, bu papazın işi,’ dedi. Bu şekilde, ertesi gün - 4.000 deniz askerinden sorumlu olan oldukça kıdemli bir asker olan - alayın başçavuşuyla bir toplantım vardı.

"Başçavuşun bürosuna gittiğimde, bana Irak’taki başçavuşun kendisine bir e-posta göndererek her şeyi açıkladığını ve artık endişe etmemem gerektiğini, her şeyi düzelteceğini ve her şeyin yoluna gireceğini söyledi. Ancak ben konuşmaya başlamadan hemen önce masasındaki çekmeceye uzandığını ve teybin kayıt tuşu olduğunu bildiğim tuşa bastığını gördüm ve ardından çekmeceyi çabucak kapattı ve hiçbir şey olmamış gibi davrandı. Kendi kendime, ‘Allah’ın belası, madem beni tuzağa düşüreceksin bari hiç olmazsa bunu biraz saklamaya çalış,’ diye düşünüyordum.

"Bunun üzerine orada bir şey söylemeden oturdum ve en sonunda başçavuş şunları söyledi, ‘Biliyorsun emekli olmana yalnızca yedi yıl var -seni bir yerlerde küçük hoş bir büroya veya basket topu dağıtımı işine veya bunun gibi bir yere göndereceğiz... Deniz Kuvvetlerinde çok hizmetin var ve emekliliğini düşünmen gerek.’

"Ayağa kalktım ve ‘Pekala Başçavuşum, ben sizin vereceğiniz emekliliği ve yapacağınız iyilikleri istemiyorum. Biz masum sivilleri öldürdük ve bu sorumluluğu üstlenmelisiniz ve ben herkese neler olup bittiğini anlatacağım,’ dedim. Yüzünün kıpkırmızı olduğunu hatırlıyorum. Bana bu kararın beraberinde hukuki sonuçlar doğuracağını söyledi. Ona Deniz Kuvvetlerinden bundan daha aşağısını beklemeyeceğimi söyledim."

Massey toplantıdan sonra doğrudan üssün santralına doğru yürüyerek bir Marine Corps Times gazetesi satın aldığını ve gazetenin arka sayfasında yer alan dizelgeden bir avukatı aradığını anımsıyor. Massey’in aradığı avukat, Vietnam Savaşı sırasındaki My Lai davalarından [Amerikan askerleri 1968 yılında Vietnam’da My Lai köyünde ayrım yapmaksızın herkesi öldürmüştü-ç.n.] bu yana mesleğin içinde olan Gary Meyers’ti. Massey için bir duruşma yapılmadı. En sonunda Deniz Kuvvetleri geri adım attı ve Massey’in ordudan ihracının bir kusura dayanmayıp tamamen mutat yasa hükümleri gereğince yapılmış bir uygulama olarak kabul edilmesine razı oldu. Massey şu anda bir kitap üzerinde çalışıyor ve bu kitaptan elde edeceği gelirin tamamıyla bir travma sonrası stres bozukluğu vakfı kurmayı planlıyor.

Massey şu soruları soruyor: "Ekonomi bu haldeyken ve iş aslanın ağzındayken, hükümeti Cenevre Sözleşmesi’nde yer alan her yasayı ihlal ettiği için masum sivilleri öldürmüş ve çok kısa bir süre önce savaştan ülkesine geri dönmüş bir çocuğa ne söylersiniz? Bu insanın ABD’ye geri dönmesini ve üretken bir yurttaş olmasını bekleyebilir misiniz? Ne yapmak lazım? Ben, büyükbabamın söylediği bir söze sıkı sıkıya bağlı kalacağım: ‘Doğruluk seni özgür kılar.’ İnsanlar dinlediği sürece konuşmaya devam edeceğim."

Ç.n: Jimmy Massey’nin kitabının Türkçe çevirisi yakın geçmişte Versus Kitapevi tarafından yayınlamıştır. Daha fazla bilgi için şu adresi ziyaret edebilirsiniz: http://www.versuskitap.com/öldür_20öldür_20öldür.pdf



Telif Hakkı 1998-2006, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır