World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2005/sep2005/pds-s16.shtml

Yeni isim, eski program

Almanya’daki Demokratik Sosyalizm Partisi ismini "Sol Parti" olarak değiştirdi

Lucas Adler
16 Eylül 2005
İngilizce’den çeviri (25 Temmuz 2005)

Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) delegeleri bu ay başında Berlin’de yapılan olağanüstü bir kongrede partilerinin adını "Sol Parti" olarak değiştirme kararını aldılar.

İsim değişikliği, en başta PDS’nin yeni seçim müttefiki olan ve bir isim değişikliğini Eylül ayında yapılacak Alman parlamentosu (Bundestag) seçimlerine ortak adaylarla katılmanın önkoşulu olarak öne süren Seçim Alternatifi’ne (WASG) verilmiş bir ödün. Alman seçim yasası seçim ittifaklarına izin vermediğinden, Demokratik Sosyalizm Partisi’nin aday listesinde WASG’nin adaylarının yer alabilmesi için bu iki partinin bir anlaşmaya varmaları gerekiyordu.

Demokratik Sosyalizm Partisi ve WASG önümüzdeki parlamento döneminde tam olarak bütünleşmeyi amaçlıyorlar. WASG’nin müttefikinden ismini değiştirmesini istemesi, kendisinin asıl olarak PDS içinde eritmekte olduğuna dair iddiaları çürütmeyi amaçlıyordu. Buna karşılık her iki örgütün üye sayısı karşılaştırıldığında (Demokratik Sosyalizm Partisi 85.000, WASG 4.000 üyeye sahip) tek başına bir isim değişikliğinin bu tehlikeyi ortadan kaldırılamayacağı görülür.

Demokratik Sosyalizm Partisi için WASG ile ittifak yapmak PDS’ye nihayet, hiçbir varlık gösteremediği batı Almanya’da siyasi etkinlik elde etme olanağını sunuyor. İsim değişikliği PDS’ye ayrıca yeni "Sol Parti"nin talepleri ve politikaları ile eski PDS’nin politikaları ve pratiği arasında suni bir ayrım yapma olanağını da veriyor.

SED’in (Sosyalist Birlik Partisi - Doğu Almanya’da iktidarda olan Stalinist parti) 1989 yılında Demokratik Sosyalizmin Partisi olarak isim değiştirmesi, PDS’nin kendisini geçmişin siyasi yükünden kurtarma yolundaki ilk girişimiydi. Buna karşılık PDS Stalinist köklerine bağlı kaldı ve işçi sınıfının her türlü bağımsız hareketini ortadan kaldırmaya çalıştı.

Bu parti bugünlerde Almanya’da iktidarda olan SPD-Yeşiller Federal Hükümetinin anti-sosyal politikalarını yüksek sesle eleştirirken, yönetime ortak olduğu yerel yönetimlerde [eyalet hükümetlerinde ve belediyelerde - ç.n.] bütünüyle aynı politikaların uygulanması ve derinleştirmesinde önemli rol oynadı. Üç yıldan daha uzun bir süredir Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve PDS koalisyonu tarafından yönetilmekte olan, Almanya’nın başkenti Berlin’de koşullara şöyle bir bakmak bile çok öğretici olacaktır.

Berlin’de yaşayan yarım milyondan fazla insan (şehrin toplam nüfusu yaklaşık olarak 3,5 milyon) resmi yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve ayda 600 eurodan daha az bir gelirle hayatta kalmaya çalışıyorlar. Resmi işsizlik oranı yüzde 20 civarında seyrediyor ve bu oran şehrin bazı bölgelerinde yüzde 30’a yaklaşıyor.

Belediye meclisi tarafından istihdam edilen kamu hizmetleri işçilerinin ve diğer çalışanların ücretleri ve maaşları sürekli saldırı altında. Geçtiğimiz son birkaç ay içinde belediye meclisi, sendikalarla işbirliği içinde şehrin toplu taşıma işçilerini yüzde 10 oranında bir ücret indirimine zorladılar. Aynı zamanda, çocuk bakımı ve eğitim sağlayanlar dahil olmak üzere toplumsal tesisler kesintisiz şiddetli bir saldırı altında ve bunlar için ödenmesi gereken ücretler sürekli olarak artırılıyor. Sonuç olarak insanlar PDS’nin şehir yönetiminde oynadığı rolle ilgili olarak çok yaygın bir öfke ve hoşnutsuzluk duyuyorlar.

Bu koşullar altında bu son isim değişikliğinin kongre delegelerinin büyük çoğunlu - yüzde 74,6’sı - tarafından desteklenmiş olmasına şaşırmamak gerekir. Kongreye katılanları PDS ismini fırlatıp atmaya razı etmek için pek bir çaba gerekmedi ve hem konferans öncesinde hem de kongre sırasında siyasi tartışma adına gerçek anlamda pek bir şey yoktu.

Olağanüstü kongrede delegeler ve parti yöneticileri tarafından yapılan konuşmalar esas olarak, Demokratik Sosyalizm Partisi ile WASG ittifakının parlamentoda temsil edilme konusunda sağlayacağı avantajlarla sınırlıydı. Halihazırda kamuoyu yoklamaları seçmenlerin batı Almanya’da yüzde 11’inin ve ülkenin doğusunda yüzde 30’unun ittifaka oy vermeye hazır olduğunu gösteriyor. Bu, Sol Parti’yi doğuda en büyük seçmen desteğine sahip örgüt haline getirecek.

Almanya’da parlamenter demokrasinin krizi yoğunlaşırken ve sosyal demokrasinin etkisi önemli ölçüde zayıflarken, Demokratik Sosyalizm Partisi şimdi bir bütün olarak doğu Almanya’da düzenin garantörü olarak oynamakta olduğu rolü genişletmek zorunda hissediyor. Bu amaçla parti delegeleri geçmişin kimi günahlarını halının altına süpürme ve kendilerine taze bir başlangıç yapan bir parti havası verme şansını memnuniyetle karşıladılar.

Sol Parti’nin Alman siyasetinde yeni bir şeyleri temsil ettiği ve kendisine Bundestag’da en azından bir şans verilmesi gerektiği izlenimi yaratıldı. Gerçekte yeni ismin ardında aynı yıpranmış ve itibarını yitirmiş örgüt yatıyor. Eski Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde (Demokratik Almanya) iktidarda olan parti olarak SED işçi sınıfı muhalefetini acımasızca bastırmıştı. Bu parti, PDS olarak yeniden canlanırken, Almanya’nın birleşmesi döneminde işçi sınıfı muhalefetinin dikkatini başka yere çeken ve bu şekilde ülkenin doğusunda düzenin korunmasını güvence altına alan en önemli siyasi güç olarak ortaya çıktı. Şimdi aynı rolü - Şansölye Gerhard Schröder’in Sosyal Demokrat Partisi’nin bunu yapma gücünü yitirmiş olduğu koşullarda - Sol Parti adı altında ulusal düzeyde oynamaya gayret ediyor.

Yaşanan tek gerçek değişim PDS’nin kapılarını, uzun yıllardır PDS gibi işçi sınıfının her türlü bağımsız hareketine karşı antipati duymuş olan, bir grup eski SPD üyesine ve batı Almanya’dan sendika bürokratına açıyor olmasıdır.



Telif Hakkı 1998-2005, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır