World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz

Yazıcıya hazırla

Fransız seçmenler Avrupa anayasasını reddetti

Peter Schwarz
8 Haziran 2005
İngilizce’den çeviri (30 Mayıs 2005)

Aşağıda yer alan metin Fransa’da Avrupa Birliği anayasasıyla ilgili olarak Pazar günü yapılan referandum sonuçlarına ilişkin bir özet haber niteliği taşıyor. Oylama ve siyasi sonuçları ile ilgili daha kapsamlı bir tahlil daha sonra yayınlanacak.

Fransız seçmenler Pazar günü yapılan ulusal referandumda Avrupa Birliği (AB) anayasasını kararlı bir biçimde reddettiler. Seçmenlerin yüzde 56’sından fazlası "hayır" oyu kullanırken, yüzde 44 lehte oy kullandı. Seçime katılım oranı olağanüstü derecede yüksekti. Bir yıl önce yapılan Avrupa parlamentosu seçimlerine, seçmenlerin yüzde 43’ü katılmışken bu kez sandık başına gidenlerin oranı yüzde 70’in üzerindeydi.

Oylamanın hemen öncesinde yapılan kamuoyu yoklamaları anayasanın yenilgiye uğrayacağını öngörüyordu ancak yine de sonuç Fransa’daki ve bütün Avrupa’daki siyasi seçkin için bir şok oldu. Oylama sonucu Avrupa siyasi düzenini derin bir siyasi krize soktu.

Oylama sonucu sadece Devlet Başkanı Jacques Chirac ve onun Siyasi Bir Hareket İçin Muhafazakar Birlik’inin (UMP) değil, fakat aynı zamanda anayasanın kabul edilmesi yönünde kampanya yürüten Chirac ve Başbakan Jean-Pierre Raffarin’e katılan Sosyalist Parti’nin de geniş kitleler tarafından keskin bir biçimde reddedildiği anlamına geliyor. Medyadan büyük bir destek gören Yeşil Parti de resmi "evet" kampının bir parçasını oluşturuyordu.

Savunma Bakanı Michèle Alliot-Marie (UMP) sonucun "Avrupa için bir yenilgi ve Fransa için bir yenilgi" olduğunu söyledi. Dominique Strauss-Kahn (Sosyalist Parti) sonucu "Avrupa için ağır bir yenilgi ve kötü haber" olarak adlandırdı. Lüksemburg başbakanı ve şu andaki AB başkanı olan Jean-Claude Juncker "kafasının karıştığını" söyledi ve sonucun "bir sorun yarattığını" sözlerine ekledi.

Anayasaya karşı verilen oyların geniş bir payla önde çıkmasında, belgede yazılı olan "serbest piyasa" yönelişine yönelik olarak geniş kitlesel karşı çıkışın ve bunun istihdama, yaşam standartlarına ve refah devletine yönelik saldırıların yoğunlaştırılmasında bir model olarak hizmet göreceği endişesinin belirleyici bir rol oynadığı açıktı. Anayasaya karşı muhalefet Chirac ve Raffarin’e ve onların sağcı toplumsal gündemine karşı artan toplumsal hoşnutsuzluk tarafından körüklendi ve bu bağlantıda ortaya çıktı.

Referandum öncesinde geniş bir siyasi hareketlenme yaşandı. Yüzlerce ve bazen binlerce insan ülkenin dört bir yanında anayasa yanlısı ya da karşıtı toplantılara ve gösterilere katıldılar. Perşembe günü, parlamentoda temsil edilmeyen "aşırı sol" denilen örgütlerin de katıldığı, bütün önde gelen partilerin temsilcileriyle yapılan üç saatlik bir televizyon tartışma programı sekiz milyon izleyiciyi ekran başına topladı.

Tartışma yaygınlaştıkça, toplumsal ve demokratik konular tartışmaya egemen olmaya başladı. "Hayır" kampı içindeki aşırı sağ kesimin kampanya temaları - göçe karşı çıkış, Türkiye’nin AB’ye girişine karşı duyulan düşmanlık, kanun ve düzen vb. - gittikçe geri plana düşerken, anayasanın "neoliberal" ekonomik eğilimi ve anti-demokratik özellikleri öne çıktı.

Muhafazakar partilerin ve bunların Sosyalist Partili müttefiklerinin anayasaya karşı çıkışlarını "Avrupa’ya karşı" oluş gibi göstermeye çalışmalarına karşın, bir bütün olarak ele alındığında "hayır" oyu "Avrupa’ya karşı" değildi. Anayasaya karşı çıkan gösterilerde tekrar tekrar gündeme getirilen en popüler düşünce, Fransız halkının anayasayı reddederek bütün Avrupa emekçileri adına bir darbe vuracağıydı.

İlk medya yorumları anayasaya karşı geniş bir payla hayır oyu verilmiş olmasını bütünüyle hükümete karşı duyulan öfkeye bağlama eğilimindeydi. Ne var ki bu tür yorumlar seçmenleri harekete geçiren gerçek saikleri kasıtlı bir biçimde yanlış yansıtıyor.

Hükümete yönelik muhalefet hayır oyunun artmasında büyük bir rol oynadı. Ancak bu muhalefetin Avrupa anayasasına yöneltilmiş olması hiçbir biçimde rastlantısal bir durum değildi. Anayasa, Chirac ve Raffarin tarafından yüceltilen politikaların somutlaşmış bir hali. İnsanlar referandumu bu anti-sosyal politikaları reddetmek için bir fırsat olarak görmeye başlayınca, muhalefet dalgası önüne geçilemez hale geldi.

Düzen partileri - hem Sosyalist Parti ve Yeşiller Partisi, hem de hükümetteki muhafazakar partiler - "hayır" dalgasını tersine çevirebilmek için büyük bir çaba harcadılar. Ancak sonuç alamadılar.

Bu şekilde referandum halkın geniş kesimleri ile düzenin bütün siyasi temsilcilerini birbirinden ayıran derin uçurumu gözler önüne serdi. Bu oylama Fransız toplumundaki toplumsal bölünmeleri yansıtıyor.

Bir kamuoyu yoklamasına göre ücretli işçilerin dörtte üçü, bütün çalışanların üçte ikisi ve çiftçilerin çoğunluğu "hayır" oyu kullanırken, yöneticiler ve akademisyenler genellikle "evet" oyu verdiler. Hükümeti oluşturan partilerin (Chirac’ın UMP’si ve "serbest piyasacı" Fransız Demokrasisi İçin Liberal Birlik - UDF) taraftarlarının yüzde 80’ni anayasa lehinde oy kullanırken, Sosyalist Parti yandaşlarının çoğunluğu ve Yeşillerin taraftarları kendi partilerinin önderlerinin tavsiyelerine karşı çıkarak "hayır" oyu verdiler.

Referandum sonucu Fransız siyasetini derinden sarstı ve yankıları uzun bir süre daha hissedilmeye devam edecek.

Sonucun açıklamasının üzerinden bir saatten daha az bir süre geçmişken Chirac televizyona çıktı ve birkaç gün içinde hükümet ve öncelikleri hakkında önemli kararlar alacağını açıkladı - bu Chirac’ın Başbakan Raffarin’i görevden alacağına ilişkin açık bir işaret. Ne var ki bu, daha şimdiden partinin önderi Nicolas Sarkozy ile Chirac kampı arasında keskin bir mücadelenin yaşanmakta olduğu UMP içindeki sorunları çözmeyecektir.

Esas olarak eski Başbakan Lionel Jospin’in taraftarlarından oluşan Sosyalist Parti’nin resmi önderliği, "evet" oyu verilmesi yönünde yürüttükleri kampanya nedeniyle itibar yitirdi. Bu konuda derin bir bölünme yaşamış olan parti pekala bir parçalanma da yaşayabilir.

Avrupa Birliği açısından, Avrupa Topluluğu’nun altı kurucu üye ülkesinden biri olan Fransa’da anayasanın reddedilmiş olması kalıcı bir krizin habercisi. Yeni siyasi bütünleşmelerin önü hatırı sayılır bir süreyle kesileceğe benziyor - Avrupa Birliği’nin kendisi toptan dağılmaya başlamazsa eğer.

Aynı zamanda bakınız
Makalenin İngilizce orijinali
(30 Mayıs 2005)

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır