World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2005/apr2005/opel-a13.shtml

Almanya: Opel iş komitesi "Gelecek İçin Anlaşma"ya imza attı

Dietmar Henning ve Peter Schwarz
13 Nisan 2005
İngilizce’den çeviri (16 Mart 2005)

General Motors’un Avrupa’daki çeşitli yan şirketlerinde çalışan bütün işçileri temsil eden sendikalar ve iş komiteleri, geçen yıl 19 Ekimde toplam 63.000 işçiden 12.000’inin işten çıkarılacağının ilan edilmesi üzerine, üyelerini bir eylem günü düzenlemeye çağırdılar.

Eylem gününü düzenleyenler, Almanya’daki Bochum fabrikasında kendiliğinden işi bırakan işçilerin eylemlerini desteklemeyi reddederken, bu eylemle günü kurtaracaklarını hesap ediyorlardı.

Beş ay sonra, GM sadece önerdiği işten çıkarmaları kabul ettirmekle kalmadı, aynı zamanda işten çıkarılmayan işçilerin ücretlerinde de büyük boyutlu indirimlerin yapılması öngören anlaşmaların imzalanmasını sağladı -bütün bunlar sendikaların ve iş komitelerinin sağladıkları tam boy destekle gerçekleşti.

Sendikalar ve iş komiteleri 19 Ekim gösterilerinde yapacaklarını söyledikleri şeyin tam tersini yaptılar. Tekil fabrikaları birbirine karşı oynayarak ve işçiler arasındaki dayanışmanın altını oyarak şirketin dilediği her şeyi yerine getirdiler.

İşçiler ağır bir bedel ödeyecekler. Almanya’da Opel’de istihdam edilen 32.000 işçiden üçte birine yakını işini kaybedecek ve ücretler yüzde 15’e varan oranlarda indirilecek. İsveç’te toplu işten çıkarmalar planlanıyor ve Trollhättan’daki Saab fabrikası büyük bir olasılıkla kapatılacak.

Haftalar süren zorlu çekişmeler sonucunda Alman iş komitesi nihayet GM’yi 2008 yılında başlayacak olan yeni orta-sınıf bir modelin üretiminin Trollhättan yerine Almanya’da, Rüsselsheim’da gerçekleştirilmesinin daha ucuza mal olacağına ikna etti. Birleşik iş komitesinin 2004 yılının Aralık ayında 9.500 kişinin işten çıkarılmasını kabul etmesinin ardından, komite başkanı Klaus Franz 4 Martta ücretlerin düşürülmesini ve çalışma koşullarının kötüleştirilmesini kabul eden başka bir anlaşmanın altına imza attı. Bu önlemler Opel’e her yıl yarım milyar Euro tasarruf sağlayacak.

Anlaşma ironik bir biçimde "Gelecek İçin Anlaşma" başlığını taşıyor. Bu anlaşma ile iş komitesi GM’den 2010 yılına kadar hiçbir fabrikanın kapatılmayacağına dair (son derece kuşkulu) bir güvence kopartmaya çalışıyor.

"Gelecek"e yapılan göndermenin bir tehdit olarak görülmesi gerekir. İş komitesinin ve sendikanın şirketin taleplerine teslim olmasının ardından, bir sonraki masraf kısma ve ücret indirimi dalgası şimdiden ufukta gözüktü bile.

General Motors aylardır Opel’de ücretlerin, metal işçilerinin ücret cetvelinin yüzde 20 altında kalacak şekilde aşağıya çekilmesini talep ediyor. "Gelecek İçin Anlaşma" batı Almanya’daki üç fabrikada (Rüsselsheim, Kaiserslautern ve Bochum) ücretlerin çeşitli oranlarda indirilmesini öngörüyor.

Her üç bölgede de daha önce 2004 ve 2005 yılları için kararlaştırılmış olan toplam yüzde 3,5 oranındaki ücret artışı iptal edilecek. Kaiserslautern’de ücretler buna ek olarak yüzde 6,5 oranında düşürülecek.

Bochum’da ücretlerin yedi yıl için dondurulması kararlaştırıldı. 2010 yılının sonuna kadar hiçbir ücret artışı söz konusu olmayacak.

Bu önlemler Rüsselsheim’daki işçiler için yüzde 8,5 ve Kaiserslautern’dekiler için ise yüzde 15 oranında ücret indirimine karşılık geliyor. Ücret oranlarının gelecekte göstereceği gelişmelere bağlı olarak Bochum’daki işgücü yüzde 10 ile 12 arasında değişen oranda ücret kaybına uğrayacak.

Noel ikramiyeleri de indiriliyor. Daha önce 2001 yılında üzerinde anlaşmaya varılan yeniden yapılanma planı (Olympia Programı) gereği bu yıl Rüsselsheim’daki ve Kaiserslautern’deki işçiler aylık toplam ücretlerinin yüzde 130’u tutarında ikramiye alacaklar. Buna karşılık Bochum’da ikramiye oranı yüzde 85’e düşürülecek.

2006 yılından itibaren bütün fabrikalarda Noel ikramiyeleri sadece yüzde 70 üzerinden hesaplanacak. Ancak şirketin başa baş noktasına gelmesi ya da kâr etmesi durumunda bu oran yüzde 100’e yükseltilecek. Opel Başkanı Hans Demant daha şimdiden şirketin önümüzdeki birkaç yıl boyunca kâr etmesinin beklemediğini açıkça ifade etti.

Anlaşma bu ücret indirimlerinin yanı sıra çalışma saatlerindeki sınırlamaların daha da gevşetileceğini ilan ediyor. Çalışma saatleri haftada 30 ile 40 saat arasında değişebilecek ancak işçiler ne kadar çalıştıklarına bakılmaksızın 35 saatlik ücret alacaklar. Buna ek olarak işçiler, talep edilmesi durumunda, her yıl toplam 15 Cumartesiye varan süreyle çalışmak durumunda kalacaklar - ki bu durum Bochum’daki işçiler için 17 Cumartesi ya da Pazar akşamı olacak. Bu çalışma karşılığında fazla mesai ücreti ödenmeyecek.

İlk kez, bu önlemlerle birlikte birleşik iş komitesi şirket yönetiminden şimdilik Almanya’daki hiçbir fabrikanın 2010 yılından önce kapatılmayacağına dair bir anlaşma satın almış oldu. Buna karşılık GM’in başında bulunan Rick Wagoner Ocak ayındaSüddeutsche Zeitung’la yaptığı bir görüşmede duruma açıklık getirdi: "Eğer Avrupa’da başarılı sonuç alamazsak fabrikaları kapatacağız." Wagoner yoğun rekabetin yaşandığı ve sektörde aşırı kapasitenin bulunduğu koşullarda "dünya üzerindeki herhangi bir ülkede fabrika kapatma olasılığını göz ardı" edemeyeceğini söyledi. Eğer Opel’de zarar büyürse, görüşmeler yeniden başlayacaktır.

İş komitesi yeni orta sınıf modellerin üretiminin Trollhättan’a değil, Rüsselsheim’a tahsis edilmesinin her sorunu çözeceğini düşündü. Birleşik iş komitesi başkanı Klaus Franz anlaşmayı bu noktaya bağlı hale getirdi. 2008 yılından itibaren Rüsselsheim fabrikası yıllık toplam 293.000 araç kapasitesiyle hem Opel Vectra ve Signum’un yeni modellerinin hem de Saab 9-3’ün üretimine başlayacak.

Trollhättan’daki iş komiteleri büyük miktarda ücret indirimi yapmayı ve esnek çalışma uygulamalarını kabul etmeyi önerdilerse de, GM’ye göre Rüsselsheim’daki fabrika bütün üretim dönemi boyunca yaklaşık olarak 200 milyon Euroluk bir maliyet avantajına sahip. Alman fabrikaları saatte 60 araba üretebilirken, Trollhättan saatte sadece 39 araba üretebiliyor.

Bu karar Trollhättan’daki Saab fabrikasının varlığını sürdürüp sürdüremeyeceğini kuşkulu hale getiriyor. Geçen yıl fabrika üçte ikisi 9-3 modelinden olmak üzere, 105.000 araba üretti ve şimdi bu modelin yeni versiyonu Rüseelsheim’da üretilecek. Üretim kaybını karşılayabilmek için bu fabrikada kimi ileri ve özel modellerin küçük miktarlarda üretimi yapılacak -yılda 10.000 kadar Cadillac BLS; Saab’ın kendi üst düzey modeli 9-5; ve yeni piyasaya çıkmış olan 9-3 üstü açık spor araba ve spor motorlu kamyonetler. Fabrikanın yıllık kapasitesinin 200.000 araç olması Trollhättan’da istihdamın ve ücretlerin üzerinde büyük baskının oluşmasına yol açacak -elbette eğer fabrika yakın gelecekte kapatılmazsa.

Bochum’daki Opel fabrikasında istihdamın ve ücretlerin durumu iki yıl içinde tekrar sorunlu hale gelecek. O tarihte yeni kuşak Astra’nın 2010 yılından itibaren nerede üretileceği kararlaştırılacak. Bochum iş komitesi başkanı Rainer Einenkel’e göre en geç 2010 yılına kadar Avrupa’daki Opel fabrikalarından en azından biri süresiz olarak kapatılacak. Bochum fabrikası Britanya’daki Luton fabrikasıyla ve Belçika’daki Antwerp fabrikasıyla rekabet halinde.

İş komitelerinin oynadıkları rol şirket yönetimleriyle görüşmeleri yürütmek ve şirketlerin lehine hükümler içeren sözleşmelerin altına imza atmakla sınırlı değil. Bunlar aynı zamanda varılan anlaşmalarda yer alan hükümlerin uygulanmasını sağlamaktan da sorumlular. Bu nedenle gittikçe daha fazla zorlukla karşılaşıyorlar.

Bu durum iş komiteleri işten çıkarılma tazminatı karşılığında işi "gönüllü" olarak bırakmaya hazır 6.000 işçiyi bulamadıkları zaman gözle görülür hale geldi. Aralık ayında imzalanan, toplam işgücünü 9.500 kişi azaltmayı öngören anlaşmaya göre 6.000 işçi -2.700’ü Rüsselsheim’da, 3.000’i Bochum’da ve 300’ü Kaiserslautern’de- kıdem esas alınarak hesaplanacak böyle bir paketle işini bırakacaktı. Geriye kalan işten çıkarmalar ise kısmi ve erken emeklilik yoluyla uygulamaya konulacaktı.

Ocak ayının sonunda öngörülen süre bittiğinde gönüllü olarak ayrılmak isteyenlerin sayısı 6.000 hedefine yaklaşamamıştı bile. Bu bir ölçüde işten çıkarılma tazminatları çok yüksek tutarlarda olacağı için kıdemli işçilerin işten ayrılma talebini reddeden şirketin kendisinden kaynaklandı.

Anlaşmayı işçilere daha cazip gösterebilmek için iş komitesi yüksek kıdemli işçilerin elde edecekleri yüksek tutardaki ödemeleri vurgulayıp, öne çıkarmıştı. Sonunda şirketin küçük miktarda bir para alabilecek olan daha genç ve eğitimsiz işçilerden kurtulmak istediği ortaya çıktı.

Şirket yönetimi Rüsselsheim’da 600, Bochum’da 300 işçinin ayrılma taleplerini bakım işlemlerinde "vazgeçilmez" oldukları mazeretini öne sürerek reddetti. Buna karşılık Bochum iş komitesi başkanı Einenkel ayrılma taleplerinin "esas olarak maliyet etmenleri nedeniyle" reddedildiğini doğruladı.

Ocak ayının sonunda 6.000 hedefine ulaşılamayınca son başvuru tarihi 25 Şubata uzatıldı. Şirket yönetimi ve iş komitesi bu süre içinde işçiler üzerinde büyük bir baskı kurdular. İnsan kaynakları bölümü, genç işçilerle, zorla işten çıkarmalar başladığında ilk gidecek olanın kendileri olacağının söylendiği teke tek görüşmeler yaptı.

En sonunda Rüsselsheim ve Kaiserslautern’de kota tutturuldu. Ne var ki Şubat ayının sonuna gelindiğinde Bochum’da sadece 1.500 işçi işten ayrılma anlaşmasının altına imza atmıştı. Şimdi plan 2007’ye kadar gönüllü olarak işten ayrılmayı kabul edecek 1.500 kişi daha bulmak.

İş komitelerinin şimdiki işi "Gelecek İçin Anlaşma" yoluyla ücret indirimlerinin ve daha esnek çalışma saatlerinin uygulanmasını sağlamak. İş komitesi başkanı Einenkel "çalışanlardan talep edilenlerin aşırı derecede fazla" olduğunu kabul ediyor. Einenkel "[anlaşmanın] uygulanması sırasında zorlu tartışmaların gündeme geleceğini" tahmin ettiğini söyledi.

Bochum’da işten gönüllük olarak ayrılmak isteyen işçilerin bulunması konusunda yaşanan zorluklar, işçilerle Sosyal Demokrat Parti (SPD) arasındaki artan yabancılaşmayı ortaya koyuyor. Gönüllü olarak işten ayrılma, erken emeklilik uygulamaları ile birlikte Almanya sanayinin kalbi olan Ruhr bölgesinde on yıllardır, işten çıkarmaları gerçekleştirirken en sık kullanılan yöntemler oldular. Bu tür araçlar madencilik, çelik ve metal sektörlerinde yüz binlerce işin ortadan kaldırılmasını sağlamak için kullanıldılar.

SPD geçtiğimiz 38 yıl boyunca, Ruhr’u içine alan Kuzey Ren Westphalia (KRW) eyaletinde hükümeti yönetti. Sendikalar ile birlikte büyük çaplı işten çıkarmaları uygulamaya koymak için el ele çalıştılar. Genel olarak, sendika yöneticilerinin çoğu hem geçmişte hem de bugün SPD’de belirli mevkilere sahip oldular. SPD’nin şimdiki eyalet başkanı ve aynı zamanda eyalet istihdam bakanı Harald Schartau, eskiden, metal işçileri sendikası IG Metall’in, Bochum’un da bağlı olduğu Dortmund şubesinin önde gelen üyelerinden biriydi.

Gönüllü olarak işten ayrılmaya artık olumlu tepki verilmiyorsa, bu SPD’ye ve sendikalara olan derin güvensizliğin bir ifadesidir. Ruhr bölgesinde bir başka iş bulmak aslında boşa kürek çekmek anlamına geliyor ve işten çıkarmalardan etkilenmiş olan işçiler SPD hükümetiyle işlerin görünür gelecekte daha iyiye gideceğine artık inanmıyorlar.

Ruhr bölgesinde işsizlik oranı Şubat ayında dramatik bir biçimde yükseldi ve şu anda doğu Almanya’nın ekonomik durgunluk içindeki bölgelerinde görülen işsizlik oranlarına ulaşmış durumda. Bochum’da işsizlik oranı Ocak ayında yüzde 14,8’den Şubat ayında yüzde 17,8’e yükseldi. Komşu Essen ve Dortmund şehirlerinde işsizlik oranı sırasıyla yüzde 16,6 ve yüzde 20 oranında. Gelsenkirchen şehrinde işsizlik oranı yüzde 26,4. Ruhr bölgesinde toplam olarak 362.000 insan iş arıyor.

Bunların üzerine asıl olarak Berlin’de SPD önderliğindeki federal hükümettin sorumlu olduğu son Hartz IV yasaları ve bunların işsizlik ödeneklerinde yaptığı büyük çaplı kesintiler ekleniyor. İşlerini bırakan Opel işçileri on iki ay içinde, sahip oldukları nitelikli emek gücü karşılığında aldıkları görece yüksek ücretlerden, sosyal fonlardan sağlanan çok düşük düzeydeki işsizlik ödeneğine düşme tehlikesiyle karşı karşıyalar.

İşçiler istihdam bürosundan para alabilmek için yıllardır taksitlerini ödedikleri hem apartman dairelerini ya da evlerini hem de arabalarını satmak zorunda kalabilirler. Genellikle on yıllar boyunca çalışarak elde ettikleri her şey bir yıl içinde ellerinden uçup gidebilir -SPD’nin ve sendikaların işçilere önerdikleri gelecek bu.

Şu anda SPD 1966’dan bu yana ilk kez Kuzey Ren Westphalia eyaletinin yönetimini kaybetme olasılığıyla karşı karşıya. Hali hazırdaki kamuoyu yoklamalarına göre muhafazakar partilerin -CDU (Hıristiyan Demokratik Birliği) ve FDP (Hür Demokratlar)- Mayıs ayında yapılacak eyalet seçimini kazanmaları ve yönetimdeki SPD-Yeşiller Partisi koalisyonunun yerini alması bekleniyor.

SPD’nin 1970’lerdeki yükselişi maden ocaklarının kapatılmasına karşı militan mücadeleler yürüten madencilerle yakından bağlantılıydı. O tarihte SPD hükümeti eski madencilere iş sağlayabilmek için Opel fabrikalarını hızla genişletmeye yöneldi. Bu, Opel’in varlığını sürdürüp sürdüremeyeceğinin kuşkulu olduğu ve SPD’nin işsizlikten ve Hartz IV’ten başka sunacak bir şeyinin olmadığı günümüz koşulları ile keskin bir karşıtlık içinde.

SPD’nin bütün yapabildiği Opel’de üretim hatlarının işlemeye devam edeceğine dair sözlü bir anlaşma için bastırmak oldu. KRW İstihdam ve Ekonomi Bakanı Schartau, Opel’deki durumun ve artan işsizliğin yaklaşan seçimlerde SPD’yi önemsiz bir parti haline getirebileceğini söylediğinde SPD’nin korkularını dillendirmiş oluyordu ve görüşmeler sırasında Opel’e devamlı olarak belirli "ödünler vererek" anlaşmaya varma çağrısı yaptı.

Schartau, Westphalia "Rundschau" televizyonunun haber programında şunları söyledi: "Eğer insanlar Bochum fabrikası için uzun vadeli bir güvencenin olduğunu bilirlerse, fedakarlık yapma konusunda daha istekli olacaklardır." Ne var ki varılan yeni anlaşmanın SPD’nin seçimdeki şansını arttırması çok zor.

SPD ve sendikalar derin bir çürüme içinde olsalar da, ortaya bunların yerini dolduracak, varlığını bağımsız olarak sürdürebilecek kitlesel bir siyasi alternatif çıkmış değil.

Yaklaşan KRW seçimlerinde, Opel fabrikalarında belirli bir ölçüde desteğe sahip olan Seçim Alternatifi adıyla tanına oluşum -Emek ve Sosyal Adalet (ESA)- yer alacak. Ne var ki ESA esas olarak SPD’nin elinde bu derece felaketli bir biçimde başarısızlığa uğramış olan aynı sosyal demokrat reformist perspektifi canlandırmayı öneriyor. ESA ağrılıklı olarak eski SPD üyelerinden oluşuyor ve sendikalarla yakın işbirliği içinde çalışmayı amaçlıyor.

Geçtiğimiz aylarda Opel’de yaşanan deneyimler açıkça gösterdi ki sendikalar sadece General Motors gibi küresel şirketlere karşı etkin bir kampanya yürütme becerisinden yoksun değiller fakat üyelerinin işten çıkarılması, ücretlerinin düşürülmesi ve diğer tür saldırıların uygulamaya konmasında önemli bir rol oynuyorlar. Bu sadece münferit, kokuşmuş sendika ve iş komitesi yöneticilerinin neden oldukları bir durum değil, fakat sendikalist perspektifin mantıki sonucu.

Kapitalist üretimin küreselleştiği ekonomik ve siyasi koşullar altında sendikaların üyelerine önerebildikleri "en iyi" şey şirketler lehine büyük çaplı ödünler vermek oluyor. Sendikalar "kendi" fabrikalarını ve "kendi" ülkelerinin çıkarlarını koruyabilmek için siyasetçileri ve şirket yönetimini kendi yanlarına çekme endişesi içindeler.

Bu amaçlara ulaşabilmek için her türlü ödünü vermeye hazırlar -bu konuda zorlayamayacakları hiçbir sınır yok. Ulus-ötesi şirketlerin ve uluslararası mali piyasaların egemenliği altındaki küresel bir ekonomide sendikalar kâr ve pazar için yapılan küresel yarışta kendilerini kaçınılmaz olarak kendi şirketlerinin ve hükümetlerinin suç ortağı haline getirdiler -bu kendisi sadece Opel anlaşmasında değil, fakat aynı zamanda kısa bir süre önce sendikaların altına imza attıkları DaimlerChrysler, Volkswagen, Siemens ve hatta kamu hizmetleri sözleşmelerinde gösteren bir gerçek.

Opel’de olup bitenlerden çıkarılması gereken ders şudur: bugün işçilerin çıkarları ancak işçileri ulusal sınırların ötesine geçerek birleştiren uluslararası bir strateji temelinde savunulabilir. Böyle bir stratejinin kapitalist sisteme karşı çıkması ve toplumu sosyalist çizgide yeniden örgütlemek için mücadele etmesi gerekir.



Telif Hakkı 1998-2005, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır