World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2005/apr2005/brus-a15.shtml

Brüksel: Doğulu ve Batılı işçiler "sosyal" bir Avrupa için gösteri yaptılar

Dietmar Henning
15 Nisan 2005
İngilizce’den çeviri (21 Mart 2005)

Cumartesi günü Avrupa’nın dört bir yanından gelen 60.000 insan Belçika’nın başkenti Brüksel’de sosyal harcamalardaki kesintilere karşı gösteri yaptı. Esas olarak çeşitli Avrupa ülkelerinden sendikacılar tarafından desteklenen gösteri, "Daha fazla ve daha iyi iş olanakları, Sosyal Avrupa’yı Savun, Bolkestein’ı Durdur" sloganı altında Avrupa Sendika Konfederasyonu tarafından düzenlendi.

Doğudan ve batıdan işçiler, Avrupa Birliği’nin doğuya doğru genişlemesinden bu yana bir gösteriye ilk kez yan yana katılıyorlardı. Hem Fransa, Hollanda, Belçika ve Almanya’dan kalabalık sendika delegasyonları -İtalya, İspanya, Britanya ve Portekiz’den daha küçük gruplar - hem de Polonyalı, Romen ve Sloven işçiler Brüksel’e geldiler.

Brüksel gösterisi ilk başta Irak savaşına karşı dünya çapında yapılacak protestoların bir parçası olarak planlanmıştı. Avrupa Sosyal Forumu (ASF) 2004 yılının Ekim ayında Londra’da bu merkezi gösteri için çağrı yağmayı kararlaştırdı. Ancak, ATTAC ve diğerleri gibi, ASF’nin önderleri de siyasi olarak, sosyal demokrat ve Stalinist partilere ve - asgari düzeyde yapılacak sosyal reformları ve küresel şirketlerin faaliyetlerini kısıtlayacak yasal önlemlerin uygulanmasını savunan - sendika aygıtlarına sol bir ambalaj sağlamak yanlısılar. Dolayısıyla eylemi kendi çıkarları doğrultusunda kullanacak olan sendika bürokrasisine devrettiler. Bu şekilde bir savaş karşıtı protesto ulusal korumacılığı savunan bir sendika gösterisine dönüştü. Avrupa Sendika Konfederasyonu gösteri için yaptığı çağrıda Irak savaşından hiç söz etmedi.

Sonuç olarak gösteri için üç toplanma yeri vardı; bunlardan biri sendikalar, bir diğeri artan işsizliği ve ırkçılığı protesto etmek isteyen Belçikalı gençlik örgütleri ve biri de ASF’yi destekleyen örgütler idi. Protestocular güneydeki Gar du Midi tren istasyonundan, Brüksel şehir merkezini kat ederek Gar du Nord istasyonuna yürüdüler. Göstericiler yol boyunca büyük Avrupalı şirketlerin, AB hükümetinin ve Avrupa Sendikalar Konfederasyonu’nun devasa cam kaplı binalarının önünden geçtiler.

Gösteriyi düzenleyenler bunun 22 ve 23 Martta Brüksel’de toplanacak olan AB hükümetinin başındakiler üzerinde baskı yaratacağını iddia ettiler. Bu AB zirvesi, şu anda yarı yola gelmiş olan ve "Lizbon süreci" olarak adlandırılan kararların bir bilançosunu çıkartmayı amaçlıyordu. AB, beş yıl önce Lizbon’da, 2010 yılına kadar Avrupalı büyük güçleri ve şirketleri Amerika ve Asya’daki rakiplerine karşı güçlendirme ve AB’yi dünya çapında en önde gelen ekonomik bölge haline getirme kararını almıştı.

Bu süreç, bir AB askeri gücünün oluşturulmasını ve emekçilerin toplumsal kazanımlarına sürekli saldırılar düzenlenmesini öngörüyordu. AB’nin genişlemesiyle birlikte doğu ve batıdaki işçiler birbirlerine karşı kullanılıyor. Batının toplumsal standartları Doğu Avrupa’da uygulamaya konmadı ancak bunun yerine Doğu Avrupalı işçilerin çalışma koşulları bütün Avrupa için yeni norm haline gelmeye başladı. Ücretlerin ve sosyal hakların genel olarak aşağıya çekilmesi bütün Avrupa’da gündemde.

Polonyalı Dayanışma [Solidarnosc] sendikasından Andrzej Matla, bir basın kuruluşunun kendisiyle yaptığı bir görüşmede Alman et işleme sektöründe ücret indirimlerini durdurabilmek için bir asgari ücret belirlenmesi çağrısı yaptı. Alman ve Danimarkalı et işleme şirketleri kısa bir süre önce Polonya’dan Almanya’daki fabrikalarında çalışmak üzere kısa süreli sözleşmelerle işçi istihdam etmeye başladılar. Alman işçiler işten çıkarıldı ve yerlerine çok daha az ücret alan ve hiçbir sosyal hakka sahip olmayan Polonyalı işçiler yerleştirildi. Matla görüşmede bunun sonu olmayan bir girdap olduğuna işaret ediyor. Bu arada daha da ucuz emek gücü Ukrayna’dan Polonya’ya doğru akıyor.

Öğütme aletleri üretiminde dünya lideri olan Alman şirketi August Rueggerberg GmbH tarafından İspanya’nın Bask Ülkesinde, Vitoria Gasteiz’de istihdam edilen işçilerin başına gelenler bu sürecin bir başka örneğini oluşturuyor. Bu işçiler 16 aydır süren grevlerini duyurmak ve destek sağlamak için Brüksel’e bir delegasyon göndermişlerdi.

Dünya Sosyalist Web Sitesi Ilde Ogayar ve Pedro Barragan ile konuştu. 16 ay önce şirket 220 işçisinden 77’sini işten çıkartmış. Şirket, üretimin bir bölümünün İtalya’da Bologna’ya ve Doğu Avrupa’daki ve Asya’daki düşük ücretli ülkelere kaydırılması yoluyla gerçekleştirilen rasyonalizasyon önlemlerinin bir sonucu olarak "gereksiz" hale geldiklerini öne sürmüş.

İşçiler grev kararı almışlar çünkü şirket yasal yükümlülüklerinin hiçbirini yerine getirmemiş. Şirket yönetimi sendika üyesi işçileri keyfi bir biçimde işten çıkarmış. Aynı zamanda iki kadını da, birini hamile, diğerini hasta olduğu için işten çıkarmış.

Fabrikada sadece 20 işçi hâlâ çalışmayı sürdürüyor. Pedro Barragan, "Yüzondördümüz hâlâ grevi sürdürüyor" dedi. "Şirket yönetimi çalışanların çalışma saatlerini uzatarak ya da daha düşük ücretler karşılığında çalışarak üretim maliyetini düşürmeye yönelik bütün önerilerini reddetti."

Ilde Ogayar şunları ekledi: "Şirket yönetimi yurtdışında başka fabrikalara kaydırılabileceğimizi söyledi. Ancak bizlerin aileleri var, bir ülkeden, dilini bilmediğimiz bir başka ülkeye öyle kolayca gidemeyiz."

Çalışanlardan hiçbiri şirketin önerdiği "gönüllü" işten çıkarılma tazminatını kabul etmemiş.

İki işçi "Direnmek zorundayız," dediler. Bu kolay bir şey değil. Sendika, işçileri destekliyor olmasına rağmen, hiçbir şey yapamayacağını söylüyormuş. "Bizler yaşamımızı büyük ölçüde kasabamızda yaşayan işçilerin yaptıkları yardımlarla sürdürüyoruz. Bazılarımız pazarda tezgah açıp gömlek ve giysi satmak zorunda."

Rueggerberg işçileri sadece ASF’nin toplanma noktasında birkaç yüz kişiye seslenebildiler ve gösterinin sonunda on binlerce insandan oluşan kalabalığa hitaben konuşma yapmalarına izin verilmedi.

Bunun yerine mitingde 10 adet üst düzey Avrupalı sendika yöneticisi konuştu. Yaptıkları kısa konuşmalar özellikle "Bolkestein yönergesi" adı verilen düzenlemeyi hedef alıyordu.

Bu yönerge taslağı eski Avrupa Komisyonu Üyesi Frits Bolkestein’ın (Hollandalı bir liberal) gözetiminde kaleme alındı. Yönerge, eğer kabul edilirse, AB içindeki bütün hizmetler özel sektörün rekabetine açılacak. Yönerge, Avrupa Birliği Komisyonu’nun en önemli projelerinden biri olarak görülüyor. Hizmetler bütün AB ekonomisinin üçte ikisini oluşturuyor. İç pazar ve hizmetler konusunda Avrupa komisyon vekili Charlie McCreevy yönergeyi, yüz binlerce iş olanağı yaratacağını öne sürerek, hararetli bir biçimde destekliyor.

Gerçekte yönerge ücretlerde ve sosyal haklarda aşağıya doğru inişin sürmesine neden olacak. Yönerge, "anavatan" temelinde işleyecek ve yurtdışında hizmet arz edenlerin, kendi ülkelerinin iç pazarında geçerli olan koşullara göre faaliyet göstermelerine izin verecek. Örneğin Doğu Avrupa’daki inşaat-taahhüt şirketleri ya da bu ülkelerde faaliyet gösteren uluslararası inşaat şirketleri, yeni AB üyesi devletlerde iş güvenliği ya da çalışma süreleri alanında uygulanmakta olan daha düşük standartları kullanarak, Batı Avrupa’da ihalelere katılabilecekler.

Sendikalar Avrupalı işçileri birleştirmekle ilgilenmiyorlar. Avrupa’nın ulus devletleri arasında savaş sonrasında varılan siyasi anlaşmalar temelinde, kendilerinin büyük sermayenin taleplerinin yürütücüsü olduklarının kabul edilmesini istiyorlar. Rueggeberg işçilerinin kaderinin gösterdiği biçimde küreselleşme sadece bu tür önlemlerin dayandığı temeli ortadan kaldırmadı, fakat aynı zamanda - korumacılık Brüksel’de hazırlanmış "tüm Avrupa’yı kapsayan" ilerici bir önlem olarak satılmaya çalışıldığında bile - ulusal korumacılık talepleri Avrupalı işçileri bölüyor ve şirketlerin işçileri birbirlerine karşı kullanmasını mümkün hale getiriyor.

Sendika yöneticileri yaptıkları kısa konuşmalarda Avrupa hükümetlerini uyguladıkları politikaların patlayıcı sonuçları konusunda uyardılar. Avrupa işçilerinin resmi siyasetten uzaklaşmasından ve kendi denetimlerinin dışında bir hareketin oluşmasından korkuyorlar.

Bu en açık biçimde Alman Sendika Federasyonu başkanı Michael Sommer tarafından ifade edildi. "Kapitalistler ve Avrupa Komisyonu şunu göz önünde bulundurmalı: Bu ya bir emekçilerin Avrupası olacak ya da bundan vazgeçecekler. Biz bunun olmasını istemiyoruz." Sommer komisyonu "sonuçlarını göz önünde bulundurmadan" kararlar aldığı için eleştirdi ve komisyondan "sendikaların sesine artık kulak vermesini" talep etti.

Dünya Sosyalist Web Sitesi taraftarları gösteride, Avrupa işçi sınıfı için militarizme ve sosyal harcamalardaki kesintilere karşı ayrıntılı bir perspektif sunan binlerce bildiri dağıttılar.



Telif Hakkı 1998-2005, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır