World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2005/apr2005/akit-a04.shtml

Almanya: İçişleri Bakanı Schily bir Türk gazetesini yasakladı

Justus Leicht
4 Nisan 2005
İngilizce’den çeviri (25 Mart 2005)

Alman içişleri bakanı Otto Schily (Sosyal Demokrat Parti - SPD) Şubat ayının sonunda bir gece yarısı operasyonuyla, merkezi Almanya’nın Hesse eyaletinde bulunan ve İslamcı Anadolu Vakit gazetesini yayınlayan Yeni Akit şirketini yasakladı. Aynı zamanda şirketin mal varlığına da el konuldu.

Anadolu Vakit, Türkiye’de tamamen yasal olarak yayınlanan Vakit gazetesinin Avrupa baskısı. Alman İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan bir basın açıklamasında şöyle deniyordu: "Bu yasaklama kararının yasal temelini 3. ve 17. maddelerle (örgütlenme yasası) birlikte ceza yasasının 130. maddesi (kışkırtıcılık) oluşturmaktadır. Yeni Akit şirketi uluslar arasındaki karşılıklı anlayışlılık kavramına karşı çıkıyor, amaçları ve faaliyetleri yasaları ihlal ediyor. Gazetede yayınlanan çok sayıda makale Soykırımı inkar ediyor ya da önemsizleştirmeye çalışıyor ve anti-Semitik/Batı karşıtı propaganda yapıyor."

2004 yılı sonunda yayınlanan kimi gazete haberlerine göre bir Hıristiyan Demokratik Birliği milletvekili gazetede yayınlanmış olan, Soykırımın varlığını ret eden bir makale konusunda daha önceden içişleri bakanlığının dikkatini çekmişti.Spiegel Online’a göre gazete Soykırımı ve "sözde gaz odalarını", "yalan" ve "Siyonist bir şarkıdan başka bir şey değil" diyerek tanımlamıştı.

İçişleri bakanı yasaklama kararının esas olarak Soykırımı inkar eden "çok sayıda" makale nedeniyle mi alındığına ya da makalelerin çoğunun sadece "Batı karşıtı propaganda"dan mı oluştuğuna açıklık getirmedi. Sadece, kararın münferit örneklere dayalı olmadığını fakat "hiçbir biçimde hoş görülemeyecek" olan "sistematik bir kışkırtıcılığa" dayandığını belirtti. Bakan sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Geçtiğimiz yıllarda devlet savcılığı tarafından yürütülen çok sayıda soruşturmaya karşın, yayınevinin ortakları ve yöneticileri herhangi bir tepki vermediler ve bunun yerine kışkırtıcı içeriğe sahip makalelerin keskinliğini ve sıklığını artırdılar."

Bir gazetenin yasaklanmasını desteklemek için yapılan bu açıklama dikkate değer. "Sistematik bir biçimde kışkırtıcılık yapmak" yani ceza yasasının sürekli olarak ihlal edildiği iddiasının, devlet savcılığının son birkaç yıl boyunca "çok sayıda soruşturma" yürütmüş olmasıyla kanıtlandığını belirtiyor. DSWS’nin bilgi istemesinin ardından Alman içişleri bakanlığı yürütülen soruşturma sayısının sekiz adet olduğu bilgisini verdi. İçişleri bakanlığına göre bu soruşturmaların hiçbirinde resmi bir şikayet gündeme getirilmedi.

O halde, gazete birkaç yıl boyunca devlet savcılığı tarafından farklı zamanlarda yürütülen yaygın kışkırtıcılık soruşturmalarının başarılı sonuç vermemesi nedeniyle yasaklandı. Devlet savcılığının yaptığı baskılara karşın gazete "herhangi bir tepki vermedi" yani polis ve Alman hükümeti tarafından talep edildiği şekilde değişiklikler yapmayı reddetti. Bu açıkça keyfi devlet sansürünün bir örneğidir.

Türkiye’de Vakit gazetesi Almanya’daki yasaklamaya verdiği tepkide Schily’nin bir Nazi olduğunu ilan etti ve birinci sayfadan verdiği haberlerde Schily’i gama haç bandajıyla gösterdi. Schily, CDU temsilcileri ile birlikte, böyle bir benzetme karşısında duyduğu öfkeyi ifade etti. CDU meclis grubu başkan yardımcısı Wolfgang Bosbach, Bundestag’da Schily’e doğrudan seslendi ve şöyle dedi: "Sizin Türk basınında nasıl taciz edildiğinizi, nasıl Adolf Hitler gibi gösterildiğinizi gördüğümüzde, işte o zaman, muhalefet içişleri bakanı ile aynı safta yer alır, çünkü bizler de kendimizi incinmiş hissediyoruz."

Schily,Vakit’e karşı iftira ettiği gerekçesiyle dava açabilirdi ancak bunun yerine Türk mukabili Abdülkadir Aksu’ya bir mektup yazarak, açık denilebilecek bir ifadeyle gazeteye karşı harekete geçmesini istedi. Mektupta bu tür "kara çalmaların kabul edilemez" olduğu belirtiliyordu.

Avrupa parlamentosunda sosyal demokrat grubun başkanı Martin Schultz daha da açık sözlü davrandı: "Konu ılımlı İslamcı bir parti tarafından yürütülen hükümetin bu yayının arkasında yer alan çılgın İslamcı örgütle ilgili olarak ne diyeceğidir. Bu Ankara’daki hükümetin radikallere ve aşırı uçlara karşı harekete geçme konusunda ne derece hazır olduğuna dair bir sınav olacaktır." Schultz "Almanya tarafından alınan önlemlerin Türkiye tarafından desteklenmesini" örneğin Vakit muhabirlerine ve yazı kuruluna karşı yasal önlemlerin uygulanmasını talep etti.

Bu talep önemli çünkü şu ana kadar Türk hükümetinin ve yargısının muhalif kampta yer alan basına ve siyasetçilere karşı baskıcı uygulamaları Türkiye’nin AB’ye girmesine karşı bir iddia olarak sürekli kullanıldı. Ne var ki şimdi ünlü bir AB siyasetçisi Türk hükümetine, Türk devletinin solcuları ve Kürt ulusal hareketinin taraftarlarını tanımlamak için sürekli olarak kullandığı ifadelere başvurarak, "radikallere ve aşırı uçlara" karşı harekete geçme çağrısı yapıyor.

Yaklaşık iki yıl önce Avrupa parlamentosunun bir oturumunda İtalyan Başbakanı Silvio Berlusconi’ye birkaç eleştirel soru yöneltince, Schulz Berlusconi tarafından Nazilerle kıyaslanmıştı. Berlusconi sözlerinden dolayı özür dilemeyi açıkça reddetmesine karşın, Alman hükümeti konuyu önemsizleştirmeye çalışmış ve o tarihte AB konseyi başkanı olan Berlusconi’ye destek vermeyi sürdürmüştü.

Berlusconi’nin Almanya’nın AB içindeki en önemli partnerlerinden birinin hükümet başkanı olduğunu belirtmek gerekir. Aynı zamanda İtalya’nın en büyük zengini ve ABD’de Bush yönetiminin en yakın müttefikidir. Berlusconi, Schily’nin temel demokratik hakları ayaklar altına alarak korumaya çalıştığı türden "Batılı değerleri" cisimleştiren birisidir.



Telif Hakkı 1998-2005, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır