World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : İşçi mücadeleleri : Opel ve GM

Almanya’daki grevin ardından GM Opel işçilerini işten çıkardı

Wolfgang Weber ve Dietmar Henning
2 Kasım 2004

Almanya’da, Bochum’daki Opel fabrikasında işçilerin gerçekleştirdikleri yedi günlük grevin üzerinden sadece günler geçmişken şirket yönetimi biri fabrika iş konseyi üyesi olan iki işçiyi işten attı. Bu iki işçinin haksız yere kurban edilmesi açıkça bütün çalışanların gözünü korkutmayı ve General Motors’un Opel’de ve Avrupa’daki diğer yan şirketlerinde uygulamaya koymayı planladığı kitlesel işten çıkarmalara karşı daha başka direnişler olmasını engellemeyi amaçlıyor.

Bochum’daki Opel fabrikası No. 2’de çalışan ve bir iş konseyi üyesi olan Turan Ersin ve montaj hattında çalışan bir başka işçi geçen hafta şirket yönetimi ve iş konseyinin Bochum’da uygulamaya konulacak işten çıkartmalar konusunda anlaşmaya varmalarından sadece birkaç gün önce işten çıkarıldıklarını bildiren ihbarnameler aldılar.

Opel’in sözcülerinden biri olan Andreas Graf Praschma’nın yaptığı açıklamaya göre şirket yönetimi bu iki kişiyi gece vardiyasındaki iş arkadaşlarını greve çıkmaya zorlamak için baskı kurmakla ve tehdide başvurmakla suçluyor. Şirket bütün bunların sözleşme yükümlülüklerinin ağır bir biçimde çiğnenmesi anlamına geldiğini öne sürüyor.

İşten atılan iki işçi bu iddiaları reddettiler. 25 Ekimde yaptığı toplantıda fabrika iş konseyi bu iki işçinin işten çıkarılmasına oy birliği ile karşı çıktı. Alman çalışma yasasına göre bu durum iki işçinin işten çıkarılmasını yasadışı hale getiriyor ve şirketin işten çıkarma kararını uygulamaya koyabilmesi için iş mahkemesinden gerekli kararı çıkartması gerekiyor.

İş konseyi bu işten çıkarmaları reddetmeseydi, şirket büyük bir olasılıkla kendiliğinden patlak veren grevlerle tekrar karşı karşıya kalacaktı. Bu durumda çalışanların sekiz yıl önce yapmış oldukları gibi bir imza kampanyası başlatıp iş konseyinin görevden alınmasını ve yeni bir komitenin seçilmesini talep edeceklerine neredeyse kesin gözüyle bakılıyordu.

Bochum işçileri GM’nin Almanya’daki Opel fabrikalarında binlerce işçiyi işten çıkarma planlarına karşı yaptıkları bu gayrı resmi grev sırasında iş konseyinin çoğunluğunun ve IG Metal sendikasının açık düşmanlığı ve sabotajıyla karşı karşıya geldiler. Sendika ve sendikanın fabrika temsilcileri sadece sistematik bir biçimde işçilerin verdikleri mücadelenin altını oymakla kalmadılar, şirketin çalışanlara karşı saldırısının bir parçası olarak kimi işçileri kurban etmesinin yolunu da açtılar.

Geçtiğimiz otuz yıldan fazla süre boyunca Bochum işçileri tarafından verilen her mücadelenin ardından sendika bu mücadeleleri ister desteklemiş ister desteklememiş olsun sendika ve iş konseyi, şirket yönetimiyle greve karışmış olan işçilerin işten çıkarılması ya da bu işçilere karşı cezai önlemler alınması konularında anlaşmaya vardı. Bu durum, örneğin 2000 yılında Opel’de yapılan grevin ardından yaşandı.

Geçen ay basında şirket yönetiminin greve önderlik eden işçileri derhal işten çıkarmayı planladığına dair haberler yer almasına rağmen, iş konseyi ve sendika hiçbir işçinin mağdur edilmemesini işbaşı yapmanın bir koşulu olarak öne sürmedi. Bu, şirket yönetimine militan işçilere karşı saldırıya geçmesi için açık davetiye çıkartmak anlamına geliyordu. Sendikanın politikalarına karşı çıkanların ve şirkete karşı direnmeye çalışanların başına neler geleceğini göstermek için birkaç kişi ibret için kurban edildi.

İş konseyi ve sendika Bochum’daki bütün çalışanları harekete geçirmeyi reddetti ve Avrupa ve Amerika’daki General Motors fabrikalarındaki diğer işçileri Bochum’da iki işçinin işten atılmasına karşı eyleme geçirmek üzere hiçbir çaba göstermedi.

Bu, grevi kırmayı amaçlayan sendikanın ve iş konseyinin yaptığı manevralarının ortaya çıkardığı bir sonuçtu. Grev 14 Ekim Perşembe günü bir avuç işçi ve temsilci tarafından başlatıldı ve derhal hemen hemen bütün çalışanların desteğini kazandı. Bochum fabrikasındaki işçilerin aileleri ve yerel halkın çoğunluğu grevcilerle dayanışma içinde olduklarını gösterdiler. Yerel halktan yüzlerce insan fabrikanın kapısını bloke etti ve grevcilere para ve yiyecek yardımı yaptı.

Grevin altıncı gününde, bütün Avrupa’daki GM fabrikalarında dayanışma eylemleri patlak verirken, 15.000 insan Bochum’un merkezinde 10.000 grevci işçiyi desteklemek için gösteri yaptı. Gösteriye katılanlar refah devleti karşıtı politikaları ile (Hartz IV) büyük sermayenin eline çalışanları sindirmek için gerekli araçları vermiş olan iktidardaki Sosyal Demokrat Parti’den (SPD) politikacıları yuhaladılar.

İş konseyi ve başkanı Dietmar Hahn (SPD) ile birlikte Rainer Einenkel ve Lothar Marquardt (her ikisi de eski Alman Komünist Partisi üyesi) bu gelişme karşısında ürktüler. Durumu derhal kontrol altına alamayınca, başlangıçta geri planda kalıp sessiz durdular.

Sendika grev fonundan ödeme yapmayı reddetti ve grevcilere yiyecek ve diğer türden destek vermek için hiçbir girişimde bulunmadı. Grevciler eylemlerinden vazgeçmeyi reddedince ve fabrika kapıları önünde kurdukları barikatları bütün Ruhr bölgesi halkının artan desteğiyle birlikte - hafta sonu boyunca kaldırmayınca, iş konseyinde sinirler iyice gerildi.

18 Ekim Pazartesi günü 10-12 iş konseyi üyesi Bochum’daki üç Opel fabrikasını dolaştılar ve işçileri işbaşı yapmaya ikna etmeye çalıştılar. Ellerinde şirket yönetiminden ve ortak iş konseyinden gelen bir e-posta vardı ve mesajda şöyle deniyordu: "Her iki taraf da, yani Opel yönetimi ve iş konseyi, Rüsselsheim ve Bochum’daki fabrikaları, bunların 2010 yılı sonrasında da otomobil üreten yerler olarak kalmasını sağlamak için yeterli rekabet gücüne ulaştırma konusunda aynı amacı taşıyorlar. Bu söylenen aynı zamanda Kairserslautern’daki fabrika için de geçerlidir."

İşçiler iş konseyi üyelerine bu e-postanın "saçmalık" olduğunu söylediler. Mesajın üzerinde herhangi bir imza bulunmuyordu ve herhangi bir taahhüt içermiyordu. Böylelikle iş konseyinin işçileri işbaşı yapmak üzere kandırma girişimi hüzünlü bir biçimde başarısızlığa uğradı.

İş konseyinin çoğunluğu grevi örgütleyenlere ve sözcülüğünü yapanlara gittikçe daha fazla kızmaya ve düşmanca tavır almaya başladılar. Bir işçi, komite üyelerinin grevin önderleri için "komünist domuzlar" dediğini söyledi.

Ortak iş konseyi başkanı Klaus Franz, Bochum işçilerine saldırdı ve işçileri bencillikle suçladı. Franz altı yıl önce Michigan, Flint’te bir GM fabrikasında yapılan grevi örnek göstererek bu tür "mantıksız grevlerin" sadece GM hisselerine "kalıcı zararlar vermeye" yaradığını söyledi.

19 Ekim Salı günü, grevin beşinci gününde, iş konseyi üyeleri yeniden Bochum’daki en büyük fabrikaları dolaştılar ve "Avrupa Eylem Gününün" ardından, aynı günün öğleden sonrasında iş başı yapmalarını istediler.

Bir kez daha işçilerden istedikleri gibi bir yanıt gelmedi. Avrupa Eylem Gününe katıldıktan sonra 1. ve 2. fabrikaya dönen işçilerin yüzde 90’ı el kaldırılarak yapılan oylamada greve devam etmekten yana tavır aldı.

Bunun üzerine iş konseyi greve devam etme kararının ancak bütün çalışanların katıldığı kapalı bir oylama sonucunda alınabileceğini açıkladı. Ertesi gün, 20 Ekim Çarşamba günü kitlesel bir toplantı düzenledi.

Bu hareket hattı, iş konseyinde oy birliği ile, yani kendisini konseyin içinde bir muhalif eğilim olarak sunan Gegenwehr ohne Grenzen (GOG)grubunun üyelerinin de verdikleri lehte oylarla kabul edildi.

20 Ekimde yapılan kitlesel toplantıda sadece iş konseyi başkanı Dietmar Hahn’ın, yardımcısı Rainer Einenkel’in ve uzun yıllardır sendika patronluğu yapan Ludger Hinse’nin konuşma yapmasına izin verildi. Toplantıda hiçbir tartışmanın yapılmasına olanak verilmedi hatta toplantı salonunda izleyicilerin bulunduğu yerlere mikrofon yerleştirilmemişti. Hiçbir sıradan işçinin konuşmasına izin vermemek için şirketin güvenlik görevlilerine podyumu ve ön tarafa konan mikrofonları koruma görevi verilmişti.

Önceki akşam birkaç iş konseyi üyesinden oluşan küçük bir grup oy pusulasında grevin kırılmasını sağlayacak ifadeyi formüle ettiler. Başlangıcından itibaren grevin ilan edilmiş olan amacı, fabrikaların kapatılmayacağına ya da kitlesel işten çıkarmaların yapılmayacağına dair resmi bir anlaşmanın iş konseyi ile şirket yönetimi arasında yapılan görüşmelere dahil edilmesiydi. Ancak iş konseyi oy pusulasına grevin her tür görüşmeye karşı çıktığını ve görüşmelerin ancak grevin sona erdirilmesinden sonra başlayabileceğini ima eden bir ifade koydu.

"İş konseyi şirket yönetimi ile görüşmeyi sürdürmeli ve yeniden iş başı yapılmalı mı?" oy pusulasında yer alan ve "evet" ya da "hayır" diye cevap verilmesi gereken tek soruydu.

Bütün bu manevralara karşın salondaki 8.000 işçinin üçte biri grevin devam etmesinden yana oy kullandı ve iş konseyine ve sendika bürokrasisine yönelik muhalefetin boyutlarını ortaya koydu.

Şirket işte bu nedenle çalışanların direncini kırmak ve kendi planlarını uygulamaya koymak için işten çıkarmalara başvurdu.

İşten çıkarmalara ve ücretlere yönelik olarak yapılan saldırılara karşı başarılı bir mücadele verebilmek için bu deneyimlerden gerekli dersleri çıkarmak gerekiyor:

  • Sendikaya ve iş konseyine güvenilemez!
  • Sendika görevlileri ve iş konseyi üyelerinin çoğunluğu barikatın diğer tarafında yer alıyorlar. Onlar ortaklaşa karar alma ve sınıf işbirliği anlayışının tutsağı olmuş durumdalar. Sendika ve iş konseyi çalışanları temsil etmiyor, fakat bunun yerine şirket yönetiminin ajanı olarak faaliyet gösteriyor.
  • İşten atılan Bochum işçilerine kayıtsız destek!
  • Bu tüm işçilerin ücretlerini ve işlerini korumak üzere etkili bir mücadele verebilmelerinin önkoşuldur.
  • Bütün General Motors işyerlerindeki işçileri harekete geçir!Dünya Sosyalist Web Sitesi’ni bu amaçla kullan. DSWS yazı kuruluna fabrikalarınızdan ve iş yerlerinizden mektuplar ve haberler gönderin.
  • DSWS, Polonya’daki, İsveç’teki, Belçika’daki ve ABD’deki işçi kardeşlerinizle bağlantı kurmaya yaracak bir araçtır.

14-20 Ekim eyleminde yer alan işçilerin işten çıkarılma kararının geri alınmasını ve bu işçilere karşı uygulanan diğer bütün cezai önlemlere son verilmesini talep et.

Turan Esin’in ve iş arkadaşının işten çıkarılmasına karşı aşağıda belirtilen adreslere protesto mektupları gönder:

Management of the Opel Works, Bochum, Adam Opel AG
Opelring 1
44803 Bochum

ve

Hans H. Demant
Executive Chairman
Adam Opel AG
Friedrich-Lutzmann-Ring
65423 Rüsselsheim

Bu protesto mektuplarının bir kopyasını şu adreslere gönder:

Betriebsart der Opel-Werke Bochum Adam Opel AG
Opelring 1
44803 Bochum

ve

Dünya Sosyalist Web Sitesi Yazı Kurulu

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır