World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Fransa: Ulusal Meclis okullarda Müslümanların başörtüsünü yasakladı

Alex Lefebvre
25 Mart 2004

Fransız Ulusal Meclisi, 10 Şubatta yaptığı oylama sonucunda (494 lehte, 36 aleyhte, 31 çekimser) kamuya ait ilkokullarda, ortaokullarda ve liselerde "öğrencilerin dini aidiyetini bariz bir şekilde gösteren işaret ve giysileri" yasaklayan bir yasayı kabul etti. Yasa, 2004 yılının Eylül ayı başından itibaren Fransa’nın her yerinde ve bu ülkeye ait çok sayıdaki adada uygulanmaya başlanacak.

Ulusal Meclis’te yapılan oylamada iktidardaki muhafazakar UMP (Halkçı Hareket için Birlik), düzenin sol partisi PS (Sosyalist Parti) gibi, büyük çoğunlukla yasa tasarısı lehine oy kullandı. Merkez sağın küçük partisi UDF (Fransız Demokrasisi İçin Birlik) ve Stalinist FKP’nin (Fransız Komünist Partisi) her ikisi de oylarını böldüler.

Yasa, görünüşteki tarafsız karakterine rağmen, 2003 yılının başlarından itibaren siyasi çevreler ve büyük medya tarafından yürütülmeye başlanan, Fransa’daki resmi kurumlarda - okul, hastane, devlet daireleri vb. - Müslümanların başörtüsünü yasaklamayı hedefleyen bir kampanya tarafından yönlendirildi. Müslümanların başörtüsünü diğer kurumlarda da yasaklayan başka yasaların hazırlanıp hazırlanmaması konusunda devam etmekte olan bir tartışma var.

Yasaya destek verenler, onu kinik bir biçimde laikliğin bir savunusu olarak tanımladılar ve hatta Fransız Devrimi’nin ruhban sınıfı karşıtı ilerici geleneklerine gönderme yaptılar. Yasanın hazırlanması çalışmalarını başlatmış olan sağcı güçlerin, bu önlemi sözde-demokratik bir kılığa büründürebilmeleri, büyük ölçüde yasayı desteklemiş olan liberal medyanın, Sosyalist Parti’nin ve "uç sol"da yer alan Lutte Ouvrière’in (İşçi Mücadelesi) çabalarıyla ve yasaya karşı tutarsız ve yatıştırıcı bir tutum alan Komünist Partisi sayesinde mümkün olabildi.

Yasanın anti-demokratik karakteri, tartışmaların başladığı sırada başörtüsüne karşı bir yasa çıkarma düşüncesine, böyle bir yasanın anayasaya aykırı olma riskinin bulunduğunu söyleyerek karşı çıkan Eğitim Bakanı Luc Ferry tarafından dile getirilmişti. Buna karşılık Ferry bu türden endişelerini bir kenara bırakıverdi ve geçtiğimiz Aralık ayında yasanın yazımı işine girişti.

Başörtüsü yasağı, sağcı güçleri cesaretlendiren, ilk bakışta Fransız Müslümanlarına karşı yöneltilmiş gibi görünen, ancak sonuç olarak işçi sınıfının tamamının demokratik haklarına karşı olan, ayrımcı bir yasadır.

Toplumsal eşitlik mücadelesi ve emekçilerin nesnel çıkarları açısından bakıldığında, bu tür bir yasayı değerlendirirken göz önünde bulundurulması gereken temel düşünce şudur: bu yasa işçi sınıfının uluslararası birliğini ve siyasi bilincini geliştirmeye katkı mı sunmaktadır ya da bunları engellemekte midir? Bu önlem işçi sınıfının hem uluslararası birliğinin hem de siyasi bilincinin gelişmesinin aleyhine çalışmakta, göçmen karşıtı, bölgeci duyarlılıkları yüreklendirmekte ve işçi sınıfının içindeki bölünmeleri artırmaktadır.

Demokratik haklar açısından bakıldığında, bu yasa temel din özgürlüğü hakkını ihlal ediyor ve Fransız devletine, bireysel düşünce ve ifade konularına müdahale edebilmesi için yeni güçler sağlıyor. İlerici demokratik laiklik ilkesini ve din ve devletin birbirinden ayrılmasını, bireylerin kendi dinsel inançlarını, başkalarının haklarına zarar vermeyecek şekilde ifade etme haklarını kısıtlayan bir hükümet kararı ile eşitlemek temelden yanlıştır.

Yasayı destekleyenlerin birçoğu, yasanın, başörtüsünde simgelenen, kadının ezilmesine yönelik bir önlem olduğunu iddia ediyorlar. Ancak bu sofistçe [safsata kabilinden – ç.n.] bir iddiadır. İnsanların bir kesiminin hepsini birden dinsel adetlerine dayanarak damgalayan bir yasaya demokratik ya da "özgürleştirici" bir karakter atfedilemez. Ne de, yasağı destekleyenlerin genellikle yaptıkları şekilde, bu kanuna karşı çıkmanın köktendinci İslam’a ya da onun kadınları daha aşağı bir konuma koyuyor oluşuna destek vermek anlamına geldiği öne sürülemez.

Tam tersine, bu ayrımcı yasanın kaçınılmaz sonucu, halkın, haklı bir biçimde zulüm gördüğünü hissetmekte olan, baskı gören kesimleri arasında, dini ayrılıkçılığın ve bölgeci düşüncenin gelişimini teşvik etmek olacaktır.

Dini önyargıların üstesinden, yukarıdan, hükümetler tarafından, kendilerini kabul ettirmiş toplumsal seçkinlerin çıkarlarına hizmet eden devlet kararnameleri ile değil, işçi sınıfının demokratik haklar ve sosyalizm için verdiği siyasi mücadele ve eğitim aracılığıyla gelinebilir.

Başörtüsü karşıtı yasa, Başbakan Jean-Pierre Raffarin hükümetinin yasalaştırdığı bir dizi baskıcı önlem ile tutarlılık gösteriyor: küçük suçlar için öngörülen ağır para cezaları, yasal dayanak ve yetkisi olmayan mahkeme hükümlerini zorla kabul ettirmek için yapılan "yerel yargıç" önerileri ve polisin Bölgesel Müdahale Grupları (BMG) biçiminde merkezileştirilmesi. Bu BMG’ler daha şimdiden, büyük çaplı, planlanmış grev kırma operasyonlarının yanı sıra, yoksul mahallelere yönelik kitlesel saldırılar gerçekleştirmiş durumda.

Bu yasaklama, toplumsal huzursuzluğun ve Raffarin ve Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın işçi sınıfı düşmanı politikalarına karşı yaygın karşı koyuşun arttığı koşullarda uygulamaya konuldu. Bu, emekçilerin dikkatini toplumsal koşulların içinde bulunduğu krizden ve hükümetin emeklilik maaşlarında kesintiler yapma, sosyal hizmetlere saldırma ve polis baskısını artırma gündeminden başka bir yere çekmeyi hedefleyen bir girişim. Düzen politikalarının hem sağ hem de sol partilerinin işçilere sunacağı hiçbir şeyleri olmadığından, siyasi seçkin, bir bütün olarak göçmen karşıtı şovenizmi ve yasa-ve-düzen histerisini körükleme politikasına yüzünü dönmüş durumda. Her zaman işe yarayan böl ve yönet taktiği uygulamada.

Bu yasanın yeni bir seçim çevriminden kısa bir süre önce geçirilmiş olması manidardır. Gelecek ay yapılacak olan yerel seçimler öncesinde, kitle iletişim araçları, resmi partilerin keskin bir gerileme yaşaması ve "uç soldaki" partilerin ve aşırı sağın kayda değer kazanımlar sağlaması olasılığı ile ilgili endişeli yorumlarla doluydu. Raffarin hükümeti ağır bir biçimde gözden düşmüş durumda; kısa bir süre önce yapılan bir kamuoyu yoklaması, seçmenlerin yüzde 65’inin oylarını Raffarin’den duydukları memnuniyetsizliği ifade etmek üzere kullanmaya niyetli olduklarını gösterdi. Son aylarda yapılan kamuoyu yoklamaları, seçmenlerin yüzde 30’una yakın bir kesiminin Ligue Communiste Révolutionnaire (Devrimci Komünist Ligası) ve Lutte Ouvrière’in "uç sol" listesinde yer alan adaylara oy vermeye eğilim gösterdiklerini ortaya koydular.

Başörtüsü tartışmasının yakın tarihi, bu tartışmanın artan toplumsal ve siyasi krizi saptırmanın ve sulandırmanın bir aracı olarak öne sürüldüğüne işaret ediyor. Tartışmanın ilk turu – 2003 Nisanında, UMP İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy ve Mayıs – Haziran aylarında PS’nin ağır topları Jack Long ve Laurent Fabius – Raffarin’in emeklilik maaşı kesintilerine karşı kitlesel protesto dalgaları ve grevlerle aynı zamana rastladı. Bu eylemlere, sadece emeklilik maaşlarında kesintiye gitme teklifine değil, fakat aynı zamanda hükümetin kamu eğitim sistemini zayıflatma ve parçalama planlarına karşı mücadeleye itilen öğretmenler öncülük ettiler.

Başörtüsü tartışması çalkalamalarının ikinci turu – 2003’ün Ekiminde Chirac ve sağ kolu UMP başkanı Alain Juppé hukuki yasaklamadan yana tavır almalarıyla başladı – Raffarin hükümetinin, 2003’ün Ağustos ayında 15.000 kişinin yaşamına mal olan sıcak dalgası sırasındaki hareketsizliğinin ardından, kamuoyu yoklamalarında yaşadığı çöküşle çakıştı.

PS yasayı en başından itibaren destekledi ve ünlü günlük gazete Le Monde da dahil olmak üzere, merkez sol medya kuruluşları, Fransız hükümetinin bu ırkçı günah keçisi yaratma politikasına, demokratik bir meşruiyet havası vermekte kilit bir rol oynadılar.

Fransız solunun geriye kalan kesimi de çoğunluğa uydu. Komünist Partisi başkanı Marie-George Buffet resmi olarak yasaya karşı çıkarken, 2003’te yasadan yana tavır almaya başladı ve Ulusal Meclis’te FKP delegasyonunun hatırı sayılır kesimleri yasadan yana oy kullandılar. "Uç sol" bu konuda bölündü; Lutte Ouvriére hükümetin kampanyasını açıkça desteklerken, Ligue Communiste Révolutionnaire yasaya gerek olmadığını öne sürerken için için bölündü. LCR, başörtüsü yasağına resmi olarak karşı çıkmış olsa da, gündeydoğu Fransa’daki Aix-en-Provence’daki yerel adaylardan biri olan, avukat Benoît Hubert’i yasaya karşı bir gösteriye katılmasının ardından istifa etmeye zorladı.

Düzen içi solun UMP’nin Müslüman karşıtı yönelişine arka çıkmış olması, 2002 başkanlık seçiminde Fransız seçmenlerine sunulan kötünün iyisini seçme savının iflas ettiğini gösteriyor. O sırada başbakan olan, Sosyalist Parti adayı Lionel Jospin ilk turda üçüncü sırada kalıp elenince, UMP’nin Chirac’ı ile neo-faşist Ulusal Cephe’nin (UC) adayı Jean-Marie Le Pen’i karşı karşıya kalmış ve Sosyalist Parti, Komünist Parti ve Yeşiller ateşli bir biçimde Chirac için kampanya yürütmüş, onu Le Pen’in ırkçı ve göçmen düşmanı demagojisine karşı, "Cumhuriyet"in kurtarıcısı olarak desteklemişlerdi.

Şimdi Chirac ve UMP Le Pen’in oyun metninden bir sayfa almış ve kendi göçmen karşıtı kampanyalarına girişmiş durumdalar ve resmi sol buna destek vererek ihanetinin boyutlarını büyütüyor. Bu deneyim, oportünist siyaset mantığının bir teşhiri olarak emekçilerin ve gençliğin bilincine kazınmalıdır.

Fransa’da egemen çevreler, kendi göçmen karşıtı propagandalarının Martta yapılacak seçimlere giderken Ulusal Cephe’ye verilen desteği arttıracağının farkındalar ve bir dereceye kadar, bundan endişe duyuyorlar. Le Monde başörtüsü yasasına verdiği desteğe rağmen, bu konuda birbiri ardınca uyarılarda bulundu.18 Aralıkta yayınlanan, "UC Yarar Sağlayacağını Umduğu Bir Tartışmayı Uzaktan Gözlüyor" başlıklı makalede, UC önderlerinin hevesli öngörülerinden yorumsuz alıntılar yapılıyor.

UC önderi Jean-Marie Le Pen’in kızı ve bariz siyasi mirasçısı Marie Le PenLe Monde’a şunları söyledi: "Başörtüsü sorunu ülkemizde göçün taşıdığı önemi vurguluyor ve biz bundan yaklaşık on yıldır söz ediyoruz… Siyaset bilimciler UC’nin mevcut atmosferden kazançlı çıkacaklarını söylüyorlar; onlarla aynı fikirdeyim."

Fransız basını sorunu tamamen ulusal bir bakış açısıyla sunuyor olsa da, Raffarin hükümetinin Müslümanlara karşı giriştiği hareket, daha geniş, Avrupa çapında izlenen bir gündemin bir parçasını oluşturuyor. Bir yandan askeri harcamaları arttırırken, diğer yandan çalışma koşullarına ve sosyal harcamalara saldıran Avrupa hükümetleri, artan toplumsal gerilimleri kontrol altında tutmak için, gittikçe daha fazla göçmen karşıtı ve yasa-ve-düzen demagojisine başvuruyorlar. Diğer Avrupa hükümetleri, kendileri de benzer yasalar çıkarmayı düşündüklerinden, Fransa’daki gelişmeleri yakından takip ediyorlar.

Chirac’ın 17 Aralık 2003’te yasanın hazırlanmasını buyuran konuşmasının ardından, kimi Belçikalı yetkililer Chirac’ı övmüş ve Belçika’nın da Fransa örneğini izlemesi gerektiğini belirtmişlerdi. Belçika İçişleri Bakanı Patrick Dewael şöyle dedi: "Biz de ülkemizde bir o kadarını yapmalıyız… Şu aynı derecede açık olmalıdır ki, devlet okullarında öğrenciler peçe ya da dinsel aidiyetlerini gösteren diğer sembolleri takamazlar." Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt, kamu sektörü işçilerinin Müslüman başörtüsünü takmalarına karşı olduğunu belirtti.

Almanya’da birkaç bölge de bütün kamu kesimi işçileri için (Sarre, Hesse ve Berlin), veya sadece öğretmenlere yönelik olarak (Bade-Wurttemberg, Bavaria, and Lower Saxony) Müslümanların başörtüsü takmasını yasadışı hale getirmeyi düşünüyor.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır