World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Kıbrıs

Kıbrıs’ta Annan Planı için halkoylamasına gidiliyor

Justus Leicht
10 Mayıs 2004

24 Nisan’da BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından öne sürülen adanın birleşmesine yönelik plan için halkoylaması yapılacak. Oylamalar kuzeydeki Türk kesimi ile güneydeki Yunan kesimleri için ayrı ayrı yapılacak. Her iki tarafta planı kabul ederse 1 Mayıs’ta Avrupa Birliği üyeliğini Kıbrıs birleşmiş olarak kabul edecek. Kuzey yada güneyden birisi veya her ikisi birden hayır oyu kullanırsa sadece Yunan kesimi AB’ye girecek.

En son kamuoyu yoklamalarına göre güneydeki Yunan kesimin net çoğunluğu plana karşı oy kullanırken, kuzeydeki Türk kesimin çoğunluğu plan yanlısı oy verecek.

Kuzey Kıbrıs’ta sadece Başkan Rauf Denktaş ve çoğunlukla anavatan Türkiye’den gelerek yerleşenlerin desteğini alan aşırı sağcı milliyetçi bir azınlık açık olarak Annan Planı’nın reddedilmesi için kampanya yürütüyor. Otuz yıl önce Denktaş ve kliği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurarak, o günden beri oradaki siyasete hakim oldular. Cumhuriyet resmi olarak sadece Türkiye tarafından tanınmakta. Geçen Aralık ayındaki meclis seçimlerinde Denktaş’a yakın olan milliyetçi partiler, adanın birleşmesini talep eden birbiri ardı sıra kitle gösterilerinin yapıldığı bir ortamda, ezici bir yenilgi aldılar.

Son zamanlarda Denktaş’ın Türkiye’deki destekçileri 1974 yılında Türk askerinin Kıbrıs’a müdahele etmesini tertipleyen Bülent Ecevit’in Demokratik Sol Parti’si (DSP) ve 1974’de Ecevit hükümetinin koalisyon ortağı Necmettin Erbakan’ın liderliğini yaptığı kökten dinci Saadet Partisi (SP) ile sınırlı kaldı. Denktaş aynı zamanda bir avuç faşist grubun da desteğine sahip. Bu örgütlerin hiç biri şu anda Türk meclisinde temsil edilmiyorlar. Kendi adına, Türk ordusu Annan Planı hakkındaki kuşkularını dile getirmesine rağmen resmi olarak reddetmedi.

Türk hükümetinin başı, ılımlı dinci AKP’nin (Adalet ve Kalkınma Partisi) lideri Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi yönündeki şansını arttırabilmesi için Annan Planı’na destek veriyor. Denktaş’ın en son yaptığı Türkiye turuna yönelik sıkıntısını dile getirerek, "ne söyleyemek istiyorsa Kıbrıs’ta söylesin" dedi. Bu, otuz yıldır ilk kez Denktaş’ın bir Türk başbakanı tarafından bu derecede soğuk tepki alması oldu.

Washington ve Brüksel’den gelen önemli miktardaki baskının ardından Yunan hükümeti ve muhalefeti de planın kabul edilmesinden yana görüş bildirdiler. Öte yandan güney Kıbrıs’ta, Başkan Tassos Papadopoulos, medya ve (baştaki tereddütlerinden sonra) Stalinist AKEL, Yeşiller ve sağcı DIKO’yu da içeren siyasi partilerin büyük çoğunluğunun hepsi birden planın reddedilmesi için kampanya yürütüyorlar. Yunan Ortodoks Kilisesi, planı "şeytan işi" olarak niteleyecek kadar ileri gitti.

Eğer bu farklı konumlar halkoylamasında kesinleşirse, o zaman olayların genel gidişi kısa bir sürede dönüşüme uğramış olacak. Bugüne kadar hep Kıbrıs-Türk kesiminin muhalefeti birleşmenin önünde engel olarak görülüyordu. Kökü derinlerde olan toplumsal sorunların çözülmesi umudu, yaygın işsizlik ve fakirlik bu durumda milliyetçiliğin her çeşidinden daha güçlü olduğunu gösterdi. Diğer yandan, Yunanlı güneyde, Türk azınlığa herhangi bir garanti yada ödün vermeyi reddeden, yıllarca uluslarası yalıtımın ızdırabını çekerek fakirliğe batmış kuzeyin ekonomik gelişebilmesi için gereken masrafı diline dolayan şoven düşünceler galip gelecek gibi.

Annan Planı

Dünya Sosyalist Web Sitesi adanın birleşmesine karşı çıkan gerici güçlerin şoven fikirlerini kesinlikle reddetmektedir. Öte yandan Annan Planı bir alternatifi temsil etmemektedir. Yapılan bütün propagandaların tersine, bu plan şovenizmi zayıflatmayacak ve artmasına neden olacak; adadaki bölünmenin üstesinden gelmeyecek, pekiştirecek; ayrı toplumları birleştirmeyecek, bölecek. Esas amacı Kıbrıs’ın doğu Akdeniz’deki stratejik kavşak olma konumunu kullanmak ve adanın, ABD ve AB’nin Kuzey Afrika ile Yakın ve Orta Doğu’daki müdahaleleri için bir askeri üs ve ekonomik platform olarak geliştirilmesi yönünde sağlıklı ilişkiler kurmaktır.

Ada için önerilen isim "Birleşmiş Kıbrıs Cumhuriyeti"dir ancak daha uygun bir isim "Türk ve Yunanlı Kıbrıslıların Bölünmüş Cumhuriyeti" olacaktır. Ada, kendi bayrağı ile birlikte ortak bir ulusal hükümet ve ulusal marşa sahip olacaksa da aslında kendi ekonomik ve dış politikalarını belirleyecek ve kendi ayrı vatandaşlık haklarına sahip olabilecek iki alt devletten oluşacak.

Anayasanın 3. maddesi siyasi hakların uygulanmasının etnik kimliğe bağlı olacağını açıkça şart koşmaktadır, yani "oluşturucu devlet vatandaşlık statüsüne" bağlı olacaktır. Madde "Kıbrıslı Yunanlılar ve Türkler tarafından ayrı ayrı seçilecek senatörlerin seçimleri dışında, federal düzeydeki siyasi haklar oluşturucu devlet vatandaşlığı statüsüne bağlı olarak uygulanacaktır. Oluşturucu devlet ve yerel seviyedeki siyasi haklar oturma hakkının bulunduğu yerde uygulanacaktır." Yani hiç kimse Kıbrıslı olarak siyaset yapamayacak ve kendisini ilk önce Türk yada Yunanlı olarak tanıtmak zorunda kalacaktır.

Oturma hakkı da etnik kökene dayalı olacaktır. "Kıbrıs, Yunanistan’dan göçenlerin sayısı Yunan Kıbrıs oluşturucu devlet vatandaşlığı statüsüne sahip Kıbrıslıların sayısının yüzde 5’ine ulaşması durumunda, bunların Kıbrıs’taki oturma haklarına sınır getirebilir. Ayni şekilde Türkiye’den göçenlerin sayısı Türk Kıbrıs oluşturucu devlet vatandaşlığı statüsüne sahip Kıbrıslıların sayısının yüzde 5’ine ulaşması durumunda, bunların Kıbrıs’taki oturma haklarına sınır getirebilir.

"...Anayasaya uygun olarak, bir geçiş dönemi boyunca, bir oluşturucu devlet diğer oluşturucu devletten oturma hakkı isteyen kişilerin sayısını sınırlandırabilir. Buna göre, diğer oluşturucu devletten oturma izni isteyenlerin sayısı bir köy yada belediyenin nüfusunun 6. ve 9. yıllar arası yüzde 6’sına ve 10. ve 14. yıllar arası yüzde 12’sine ve 19. yıl ya da Türkiye’nin Avrupa Birliğine girişine kadar - hangisi önce gerçekleşirse ilgili oluşturucu devletin nüfusunun yüzde 18’ine ulaşması durumunda izin verilecek olan sınırlamalardan önce, Kuruluş Yasasının yürürlüğe girmesinin beşinci yılı sonuna kadar bir moratoryum kurabilir. İkinci yıldan sonra 65 yaşından büyük olup eşi yada kardeşi ile yaşayan eski ahaliye yada belirli köylerin eski ahalisine bu gibi kısıtlamalar uygulanmayacaktır."

Bu bağlamda Kıbrıs’ın tarihsel olarak her zaman "Türk kuzey" ve "Yunanlı güney" olarak bölünmediğini hatırlamak önemlidir. Bunun ilk ortaya çıkışı 1960 ve 1970’lerde her iki taraftan da yüz binlerce insanın sürülmesi ve kaçması sonucudur. O zamanlar bu çatışmalar hem Türk hem de Yunan hükümetleri tarafından aktif olarak teşvik edilmiş ve ABD ile "garantör güç" Büyük Britanya tarafından sessizce desteklenmiştir.

Annan Planı’ndaki diğer bölümler millet meclisinde her iki milletten kaç sandalye bulunacağı ve karar verme yetkisi için her ulusal grubun hangi oranda oy vereceğini düzenliyor. "Her meclis 48 üyeden oluşur. Senato eşit sayıda Kıbrıslı Yunanlı ve Kıbrıslı Türklerden oluşur. Her oluşturucu devletin en az dörtte birlik sandalye sayısına sahip olması şartıyla, Temsilciler Meclisi her oluşturucu devletin oluşturucu devlet vatandaşı statüsüne sahip nüfuslarının oranı doğrultusunda kurulur."

"Meclis kararları, her oluşturucu devletin senatörlerinin dörtte birinin oyunu da içeren basit çoğunluk yöntemi ile her iki meclisin onayını gerektirir. Belirlenen konularda, her oluşturucu devletten mevcut senatörlerin beşte ikilik özel çoğunluğu gerekir."

Daha da karmaşık olanı, yürütme yetkisini uygulamaya koyacak olan ve her iki alt devlette veto hakkı bulunan "Başkanlık Konseyi" ile ilgili düzenlemeler.

Resmi olarak anayasanın İsviçre ve Belçika anayasaları doğrultusunda hazırlandığı belirtiliyor ancak gerçekte Bosna anayasası yada İrlanda’da yapılan Paskalya Cuması anlaşması ile ortak yanları daha fazla: her vatandaş kendisini ırk ve din temelindeki bir ulusa ait olarak tanımlamak zorunda kalacak. Bu şekilde belirlenen uluslar birbirlerine karşı manipüle edilecekler ve gerekirse askeri güç yardımı ile birbirlerinden ayrı tutulacaklar.

Emperyalist çıkarlar

Basında, ABD’nin Kıbrıs’a "barış gücü" gönderme olasılıklarını incelediğini belirten haberler mevcut.Asia Times’da yer alan Kıbrıs konulu bir analiz şöyle belirtiyor: "Artık, Kıbrıslı Yunanlılar ve Türkler birleşme konusunda anlaştıklarında eğer anlaşırlarsa, - Washington adadaki yarım yüzyıllık istihbarat konuşlanmasını tam teçhizat askeri üsse çevirme niyetindedir. Strateji uzmanlarına göre, bölünmüş ülkenin olası birleşmesini takiben, Pentagon’un bu doğu Akdeniz adasında işe ‘iskelet’ bir askeri varlık kurarak başlama olasılığı var...

"Özellikle Libya’nın uluslararası toplum içerisinde eski günlerine dönüşünün hızlandığı şu sıralarda, Kıbrıs’ı lojistik üs olarak kullanmak, Pentagon’a Orta Doğu’daki müdahalelerini planlamada daha fazla esneklik sağlayacak ve petrol zengini Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Hazar Denizi bölgelerinde daha sıkı kontrol olanağı tanıyacaktır. Ayrıca, ABD’nin Süveyş Kanalı’nın güney ulaşım noktalarını gözeten Cibuti’deki konuşlanmasının üzerine, kanalın kuzey çıkışında konuşlanma sağlayarak bölgedeki deniz hatlarının daha kolay denetlenmesini olanaklı kılacaktır."

Diğer bir faktör de Kıbrıs’ın kuzey ucunun Türklerin Akdeniz’deki Ceyhan limanına sadece 70 kilometre uzakta bulunmasıdır ki bu Hazar Denizi kıyısındaki Bakü’den başlayan ABD-destekli boru hattının varış noktasıdır.

Kıbrıs’taki iki toprak parçası Akrotiri ve Dikili uzun bir süredir Britanya askeri üssü olarak hizmet vermektedir ve hatta Britanya egemenliği altındadir. Akrotiri dünyadaki en büyük Britanya hava üslerinden bir tanesidir ve ABD istihbarat örgütleri Kıbrıs’ta yıllardır faaliyet göstermekteler. CIA, Kıbrıs’tan Afrika’daki ve Orta Doğu’daki aktivitelerini düzenlemekte ve Arap radyo yayınlarının gözetimini yönetmekte.

Annan Planı sadece Britanya üslerini olduğu gibi bırakmakla kalmıyor, aynı zamanda Yunanistan ve Türkiye ile birlikte, adanın önceki sömürgeci hakimi Büyük Britanya’nın "garantör güç" statüsünü de koruyor. Türk ve Yunan ordularında bir azalma planlanıyor, ki bu uzun vadede adadaki tek önemli askeri gücün Amerika ve Britanya’nınki olacağı anlamına geliyor.

Bu ülkeler, Türk ve Yunan toplumlarının eziyet çekmelerinde tarihi olarak ana sorumluluğu taşıyan iki ülkedir.

1950’lerdeki bağımsızlık mücadelesine, adadaki Britanya sömürgesinin yetkilileri Kıbrıslı Türklerden polis gücü yaratarak ve daha sonra bu gücü bilinçli bir şekilde Yunan vatandaşlarına karşı kullanarak tepki gösterdiler. Türk anavatanındaki istihbarat servisi tarafından kurulan Türk milliyetçisi TMT, Kıbrıslı Yunanlılara saldırmaya başladığında Britanyalılar görmezden geldi. TMT daha sonra kampanyasını sistematik olarak işçi hareketinin liderlerini öldürmek ve üyelerinin gözünü korkutmak yoluyla her şeyden önce Yunanlı işçilerle dayanışma kurmalarını engellemek için, - Türk işçi sınıfını terörize edecek şekilde arttırdığında, Britanya bunu da hoş gördü.

Bunlar olurken, sömürgeci güç, Kıbrıs siyasetindeki rakipsiz en büyük parti olan ve sendika hareketlerine tamamen hakim olan Stalinist AKEL’in politikalarının yardımını gördü. Milliyetçi savaş çığlığı olan "Enosis"e (Yunanistan’la birleşme) katılarak, AKEL adadaki gericiliğin kalesi olan Ortodoks Kilisesi ile işbirliği yapacak kadar ileri gitti.

Enosis’te en önemli rolü, Britanyalılara, solcu Yunanlılara ve Kıbrıslı Türklere karşı terör kampanyası yürüten, aşırı anti-komünist ve milliyetçi subay Goergios Grivas’ın önderliğini yaptığı EOKA oynadı. Anti-komünist olduğu için EOKA, ABD tarafından korundu ve yardım gördü. Türkiye’nin adada bir askeri üs kurmasına izin vermek şartıyla, 1967’ye kadar Washington Enosis tabanlı bir "çözüm" yanlısı idi. Daha sonra, stratejik önemi arttıkça, Türkiye’ye daha geniş bir rol oynaması için güvence verildi.

EOKA gangsteri Nikos Sampson’nun kısa bir süre iktidara gelmesini sağlayan 1974’deki (adanın ayrıldığı yıl) sağcı darbe ve onu takip eden Türk askerlerinin işgaline Washington tarafından yeşil ışık yakılmış olması oldukça olası bir durum olarak görülmekte (birçok yazar bu konuda önemli miktarda malzemeyi bir araya getirmiş durumda). Her durumda sonuç tamamen ABD ve Britanya çıkarlarına uymaktaydı: sonuçta Batı-yanlısı olan ve kontrolü iki NATO ülkesinin elinde tutmasına izin vermeye hazır sağcı, şovenist ve anti-komünist güçler arasında bölünmüş bir ada.

Kıbrıs, yalnızca, çalışanların dini ve etnik engelleri aşarak, Kıbrıs işçi hareketinin özgün ideallerine göre birleşmesi ve Sosyalist Avrupa Birleşik Devletleri’nin bir parçası olacak bir sosyalist Kıbrıs için mücadele vermesi durumunda özgür, birleşmiş ve Avrupa’nın bir parçası olabilir. Annan Plan’ı halkoylamasında açık bir "hayır" oyu ile reddedilmelidir. Aynı zamanda, çalışanlar her türlü Yunan ve Türk şovenizmini reddetmeli ve bütün yabancı askerlerin adadan çekilmesini ve Batılı askeri üslerin kapatılmasını talep etmelidir.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır