World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : İşçi mücadeleleri : Opel ve GM

Belçika: Opel sendika konseyleri şirket yönetiminin dalkavuğu gibi hareket ediyor

Antwerp’teki GM fabrikasından bir haber

Helmut Arens ve Andreas Kunstmann
18 Aralık 2004

"100 milyon dolar tasarruf etmemiz gerekiyordu ve biz de bunu yaptık." Rudi Kenneth bu sözleriyle Belçika’da, Antwerp’teki General Motors Opel fabrikasında sendikaların ve fabrika konseyinin oynadığı rolü özetledi. Kısa bir süre önce Dünya Sosyalist Web Sitesi muhabirleri Belçika’daki fabrikayı ziyaret ettiler.

Fabrika, dünyanın dördüncü büyük limanı olan, Antwerp’teki büyük limanın tam ortasında yer alıyor. Fabrikaya giden yol devasa konteynır gemilerine ve yükleme terminallerine açılıyor. Burada her yıl 130 milyon tonun üzerinde yük gemilere yükleniyor. 1988/89’da kapatılmış olan eski Opel/GM fabrikası da (Fabrika 1) görülebiliyor. O yıllarda çalışan sayısı 12.000’den 9.000’e düşürülmüş, üç bin Opel işçisi işini kaybetmişti.

Rudi Kenneth fabrikada 27 yıl boyunca çalışmış bir muhasebeci. Kenneth 1983’te fabrika iş konseyine seçildi ve şimdi sosyal demokrat Belçika Genel İşçi Sendikası’nın (ABVV) asil delegesi. 15 yıl önce Fabrika 1’in kapatılmasından bu yana çalışanların erozyonu hızla sürüyor. Kenneth DSWS’ye, şu anda GM Antwerp’te sadece 5.600 işçinin olduğunu söyledi. "En son yeniden yapılanma bu yıl 1 Haziran’da tamamlandı. Bin kişi işini kaybetti."

1997 ve 1999 yıllarında, 2001 yılında "Olympia" adı verilen programla taçlandırılan daha bile ciddi yeniden yapılanma önlemleri uygulamaya konulmuştu. Almanya’daki durumda olduğu gibi, İsveç’teki yönetim "Olympia" planı kabul edilmediği sürece üretimi bütünüyle durdurmakla ve fabrikayı kapatmakla tehdit etti. O zaman Belçikalı iş komitesi aynen bugünkü Alman yandaşlarının davrandığı gibi davranmış. Kenneth’a göre iş konseyi, her defasında ödünler vermek yoluyla uzlaşarak, en olumsuz senaryodan kaçınmaya çalışmış. Kenneth şunları sözlerine ekledi; "Fabrikaların bütünüyle kapatılmaması için sınırlı ödünler vermemiz gerekti. Paylaşılan ıstırap, ıstırabın yarısını çekmektir."

Verilen bu ödünlerin sonucu sadece iki yıl sonra açık hale geldi. İşten çıkartmaların kaçınılmaz olduğunu iddia eden Kenneth şu açıklamayı yaptı: "1 Ocak 2003 bütün bir üretim hattı kapatıldı. O tarihte Avrupa’da 350.000 otomobillik kapasite fazlası vardı. Bu nedenle Astra’nın üretimini durdurduk." Bu yılın Haziran ayına kadar bu yeniden yapılanmanın bir sonucu olarak 1.000 işçi işini kaybetti.

Ve bugün? "GM halihazırda ilave olarak 300 kişinin daha işten çıkarılmasını istiyor." Kenneth şöyle ekledi: "Bununla birlikte gelecek yılın bütçesi bu yılınkinden aşağı yukarı yüzde 10 oranında daha küçük. Bu 324 daha az işe tekabül ediyor." Kenneth, Antwerp’teki fabrikaların kapanma tehlikesinden kurtulmuş olmasından memnun ancak çalışanlar tarafından ödenmiş olan bedel yüksek.

Geçtiğimiz son beş yıl boyunca sürekli işten çıkartmalarla birlikte, pek çok işçi için dramatik sonuçlar yaratan, yoğun bir yeniden yapılanma süreci yaşandı. Şirket yönetimi Antwerp’te 100 milyon dolarlık tasarruf sağlanması konusunda bir ültimatom verdi ve iş konseyi, şirketin sunduğu planın ana hatlarını dikkatli bir biçimde uygulamaya koymaktan başka bir olasılık göremedi. Bu tasarruflar işten çıkarmalarla ve özellikle de bütün fabrika hatlarının "taşeronlaştırılmasıyla" sağlandı. "Bütün lojistik, mesela trenlerin yüklenmesi ve boşaltılması taşeronlaştırıldı."

Alman şirketi Volkswagen’de kısa bir süre önce varılan anlaşmada olduğu gibi sendikalar, şu andan itibaren taşerona devredilmiş işlerde iki farklı sınıftan işçinin yan yana istihdam edilmesine razı oldular. "Eski Opel işçileri daha önceki sözleşmelerindeki koşullara tabi olacaklar ancak yeni işçilerin sözleşmeleri farklı olacak". Yeni işçiler yüzde 12,5 oranında daha düşük ücret alacaklar. Kenneth şu şekilde devam etti: "Bununla birlikte bu işçiler lojistik sektöründe kazanabileceklerinden yüzde 12,5 oranında daha fazla para kazanacaklar." Aynı ilke fabrikanın kafeteryasının ve itfaiyesinin taşeronlaştırılmasında da uygulanmış –yeni işçiler eski Opel işçilerine kıyasla yüzde 12,5 daha düşük ücret alıyorlar.

Şirketin mevcut Opel çalışanlarını değiştirmeye ve onların yerine yeni sözleşmelerle çalışan almaya çalışıp çalışmayacağı sorulduğunda Kenneth kendisini bağlayacak bir cevap vermeyi reddetti. Bunu kabul etmek istemeyerek, onun yerine şöyle dedi: "100 milyon dolara yakın tasarruf sağlamanın tek yolu buydu."

Kenneth, GM’ye yılda 100 milyon euro sağlayacak olan bu kesintilerin iş konseyi ve sendika tarafından nasıl hazırlandığını ve uygulamaya konduğunu ise rahatça anlattı. "O tarihlerde çok az sayıda belirli süreli hizmet akdiyle çalışan işçi vardı –sayıları 1.000’den biraz daha fazlaydı" diye açıkladı. "Yeni şirketlerde güvenceli iş akitleri elde ettiler. Bu insanlara iş güvencesi sağlandığından, koşullar kötüleşmiş olsa da bu bir ilerlemeyi temsil ettiğinden dolayı çok sayıda protesto olmadı." Buna karşılık Antwerp fabrikasında şu anda hâlâ belirli süreli hizmet akdiyle istihdam edilen yüzlerce işçi var.

Kenneth bir GM yöneticisi edasıyla burada sorun maliyetler dedi. "Burada bir işçinin aldığı her bir euro için şirket devlete ilaveten iki euro ödemek zorunda. Biz neredeyse Almanya kadar pahalıyız ama cebimize çok daha az para giriyor. Antwerp’te bir işçi toplam 11-13 euro alıyor –bu Rüsselsheim’da ödenen ücretlere benzemiyor." Kenneth’e göre gerçek sorun şirket tarafından devlete ödenen vergi. Aşırı otomobil üretimi çalışma saatlerinin ücretlerde bir artış olmadan artırılmasının da geçerli bir seçenek olmadığı anlamına geliyor. "Biz daha şimdiden gelecek yıl 20.000 daha az otomobil üretmeyi hedefliyoruz."

GM en büyük üretkenlik artışını ve tasarrufu çalışmayı yoğunlaştırarak sağladı. Buna ek olarak sendikalar zaten oluşturulmakta olan grup çalışmasını genişletmek için "atölyeler" kurmayı önerdi. "Temsilciler her vardiya için kendi takımları tarafından seçiliyor. Bunlar daha sonra işin daha basit ve hızlı bir biçimde nasıl yapılabileceğini –örneğin işçilerin vardiya sırasında daha az yürümelerini sağlayarak- ele alıyorlar. Böyle bir atölye çalışması altı işçi temsilcisi, bir sendikacı, bir ustabaşı ve bir iş örgütleme uzmanından oluşuyor. Bir değişikliğin yapılabilmesi için çalışanların temsilcilerinin en az üçte ikisinin fikir birliğine varması gerekiyor. Bu iş tasarrufu demektir. Tasarruf edilen paranın onda biri ilgili takımlara dağıtılıyor."

Kenneth, çalışma temposunu gittikçe arttıracak olan bu yöntem için sendikanın işbirlikçiliğini şu sözlerle haklı çıkarıyor: "Eğer sendika karışmasa o zaman işler daha da kötü olur." Bununla birlikte Kenneth bu atölyelerin yalnızca sendikanın anlaşmaya varmasıyla gerçekleşebildiğini belirtmeyi ihmal ediyor.

Kenneth, Avrupa İş Konseyi’nin nasıl esas olarak GM yönetiminin bir uzantısı işlevi gördüğünü tarif etti. Konsey, Kenneth’in istekli bir biçimde sözünü ettiği şekilde, GM’in Avrupa’daki bilançosu hakkında tartışmanın yapıldığı yer: "Avro-iş konseylerinde karşılaştırmalı emek maliyetleriyle ilgili olarak şu rakamlar verildi. Eğer Almanya 100 olarak kabul edilirse, bu durumda Antwerp 91,1, Doğu Almanya’daki Eisenach yaklaşık olarak 82, İsveç 57 ve Portekiz 32 puan oluyor. Polonya sadece 15,4 düzeyinde."

Hali hazırda Avrupa İş Konseyleri ayda en az bir kez –diğer kuruluşlardan çok daha sık- toplanıyor. Bu toplantıların merkezinde şirket yönetimi tarafından verilen rakamlar ve ana noktalar ve şirket yönetiminin planlarını gerçekleştirmek için uygun önlemlerin uygulamaya konması yer alıyor. Avrupa çapında yapılacak her türden direniş biçimi bütünüyle dışarıda bırakılıyor: "Eylemin son gününde üç vardiyada çalışmayı 20 dakika için durdurduk ve kafeteryada buluştuk." İş konseyleri Avrupa çapında düzenli olarak toplanırlarken, tekil işyerlerindeki GM/Opel işçileri birbirlerinden kopuk durumdalar. Kenneth "Antwerp’teki personel ile diğer ülkelerdeki meslektaşları arasındaki tek bağ eğitim önlemleri bağlamında oluyor" dedi.

Bochum’daki işten çıkartmalar konusunda hiç kimsenin bilgisi yok

Avrupa İş Konseylerinin oynadığı rol Almanya’daki Bochum fabrikasında işten çıkarılan iki işçi ile ilgili olarak da kendisini açıkça gösterdi. Bu iki işçi Bochum işliklerinde gerçekleştirilen yedi günlük grevin tamamlanmasından kısa bir süre sonra herhangi bir uyarı olmadan işten atıldılar. Genellikle bu tür eylemlerin ardından sendika ve şirket yönetimi arasında yapılan, greve katılanların işten çıkartma ya da başka bir yolla cezalandırılmayacağına dair anlaşma, son Bochum grevi sırasında iş konseyi tarafından yapılmadı.

Kenneth "Bundan sadece dolaylı olarak haberdar olduk" dedi. Avro-iş konseyinin 24 Kasım’da Brüksel’de yapılan toplantısında Bochum’daki işten çıkartmalarla ilgili hiçbir şey söylenmedi. "Bize hiç bir şey söylenmedi. Bunu ancak gazetede konuyla ilgili bir haberi okuduğumuzda öğrendik. Buradaki kimi işçiler bu işten çıkartmaları duymuşlar." Bochum’daki iş konseyi işten çıkartmalarla ilgili tek bir kelime bile etmemiş.

İşten çıkartmaları gazete haberleri aracılığıyla öğrendikten sonra bile Antwerp’teki iş konseyi kendi işçilerini bilgilendirebilmek için Bochum’dan daha fazla bilgi almak üzere hiçbir girişimde bulunmadı. Hiçbir şey yapmamış oluşlarını haklı çıkartmak için Belçika iş konseyi temsilcisi şöyle dedi: "Resmi olarak bilgilendirilmediğimizden gazetedeki haberin doğru olup olmadığından emin değildik… gazetede yer alan her şey doğru olacak diye bir kural yok."

24 Kasım Avro-iş konseyi toplantısında Alman iş konseyi üyelerinden bilgi almak üzere neden girişimde bulunmadığı sorulduğunda Kenneth açık ve samimi bir şekilde cevap verdi: "Bu biraz netameli bir konu. IG Metall bunu nasıl yorumlardı? Muhtemelen bunun bir iç mesele olduğunu söyleyeceklerdi. Böyle bir cevabı bir ölçüde anlayabiliyorum. Eğer IG Metall bize ne yapmamız gerektiğini söyleyecek olsa biz de çok istekli davranmazdık."

Antwerp fabrikasındaki işçiler ise çok farklı bir tarzda tepki verdiler. DSWS muhabirleri vardiya değişimi sırasında Bochum’daki iki Opel işçisine karşı girişilen cezalandırma eylemlerini anlatan Flamanca bir bildiri dağıttılar. Belçikalı işçilerin birçoğu, Bochum’daki meslektaşlarının grevini sempatiyle izledikten sonra, olayla ilgili hiçbir bilgi alamamış oldukları için öfkeliydiler.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır