World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Türkiye

Milliyetçiliğin çıkmazı

Türkiye: PKK’nın halefi örgüt ABD’ye yaranmaya çalışıyor

Bülent Kent
22 Nisan 2004

1990’larda Türkiye’nin doğusunda bir Kürt devleti kurmak için silahlı mücadele yürüten Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) devamı olan örgüt, bugün Irak’taki Amerikan işgal kuvvetlerini destekliyor.

Günlük gazeteJunge Welt’te yayınlanan bir habere göre, PKK’nın devamı olan Kongra-Gel’in (Kürdistan Halk Kongresi) başkan yardımcısı Osman Öcalan, geçtiğimiz Şubat ayında örgütün kuzey Irak’taki kampını terk etti ve Amerikan işgal kuvvetlerine katıldı. Osman Öcalan, PKK’nin uzun yıllar boyunca başkanlığını yapmış olan ve 1999’dan bu yana Türkiye’de hapiste bulunan Abdullah Öcalan’ın kardeşi.

Junge Welt’in verdiği habere, göre görünüşe bakılırsa, Osman Öcalan’a yürütme komitesi üyeleri Nizamettin Taş ve Hıdır Sarıkaya’nın – PKK’nin eski Avrupa sözcüsü – yanı sıra, ABD ile yakın bir ittifakı savunan yüzlerce parti üyesi de eşlik etti. Örneğin bu grup, İslamcı direniş savaşçılarının sızmasına engel olmak üzere Irak ve Iran sınırında koruma görevi yapmayı kabul ettiler.

Anlaşıldığı kadarıyla Kongra-Gel başkanı Zübeyir Aydar bu grubu suçladı ve Abdullah Öcalan kardeşini "tehlikeli bir sağcı, milliyetçi hat izlemekte" olduğunu söyleyerek eleştirdi. Ancak bu taktik farklılıklar bir tarafa bırakıldığında, Amerikan işgal kuvvetlerine yönelik bu açık yaltaklanma girişiminin PKK’nın daha önceki politikalarının mantıki uzantısı olduğu görülür.

Önderlerinin hapsedilmesinden sonra PKK gerillalarının kuzeydeki Kürt bölgesine çekildikleri bir ortamda, Kongra-Gel’in 2003 yılının Kasımında kurulmuş olması Amerika’nın Irak’ı ele geçirmesine verilmiş bir tepkiydi. Partinin kuruluş manifestosu ABD’nin müdahalesini açıkça memnuniyetle karşılıyordu. Manifesto’da şöyle deniliyordu: "ABD, Kürtleri ve bütün halkı çok ağır bir biçimde baskı altına almış olan Saddam rejimine karşı müdahalede bulunarak, yeni bir devrin şafağında önemli bir rol oynadı. Kongra-Gel, ABD tarafından gerçekleştirilen bu müdahaleyi memnuniyetle karşılar, ancak yapıcı sonuçlara ulaşmanın yalnızca Kürt sorununun kalıcı çözümüyle sağlanabileceğine işaret etmek ister."

Bunu izleyen haftalarda partiye yakın gazeteler Amerikan propagandasını ve hata bu propagandanın sözcük tercihlerini taklit eden makaleler yayınladı. Örneğin, 28 AralıktaYeniden Özgür Gündem adlı günlük gazetede Cemal Uçar Irak direnişini "Amerikan askerlerine yapılan saldırının ‘direniş’ olarak adlandırılmasına karşı çıkıyorum" sözleriyle kınadı.

Irak’ta bulunduğu sırada Sünni üçgeni olarak tanımlanan bölgede durumun tanığı olduğunu yazan Uçar, ABD’nin bir "emperyalist işgalci güç" olarak tanımlanmasına, Irak direnişi gerekli kriterleri karşılamadığı için karşı çıkıyor: "Her direnişin amaçlarını içeren bir manifestosu vardır. Irak’ta ise Amerikan karşıtlığının bir manifestosu olmadığı gibi, o kapasite ve taban da yoktur." Uçar, G.W. Bush’un ağzından çıkabilecek cümleleri kullanarak şunları söylüyor: "Washington, Irak’ta bugün kötülüğü yok etmeye çalışırken, iyiliği getirememenin sorununu yaşıyor. Bu da halkın acı çekmesine yol açıyor."

Uçar’ın inkar ettiği sadece Irak halkının çektiği acılarla ABD’nin Irak’ı işgal etmesi ve yağmalaması arasındaki bağlantı değil. Çekilen bu acıların Irak direnişi sırasında yapılan eylemlerinin bir sonucu olduğunu öne sürecek kadar ileriye gidiyor: "Irak’ta neredeyse günlük olarak yapılan saldırılar sorunları çözmekten ziyade derinleştirmeye yöneliktir." Uçar’a göre bunun sorumluluğu, beraberinde bütün parayı götürmüş olan ve bu şekilde silah alabilen ve Arap ülkelerinden savaşçılar ithal edebilen yenik düşmüş olan Saddam kliğine ait.

Uçar, güç bela gizlediği ırkçı bir tonla eğer "Saddam rejiminin rantından geçinmiş olanlara" ve savaştan sonra "sıfıra düşen"lere, cezaevlerinden salıverilmiş olanlar ve "(düşünsel olarak) neolitik çağı yaşayan aşiretler" eklendiğinde ortaya "hedefi belirsiz bir bomba çıkar". Kimse onun "ne zaman patlayacağını, kaç sivili öldüreceğini, ne kadar insanı korkutacağını" bilemez. "Bunun bilimsel adı da ‘terörizm’dir."

Makalenin tamamı, Irak’ta hüküm süren kaos ve anarşiyi doğrulamaya yönelik ve barış ve düzenin Irak halkının kendisini ABD’nin boyunduruğu altına sokması durumunda daha hızlı sağlanacağına dair iddiaların bir toplamından oluşuyor.

Aynı yazarYeniden Özgür Gündem’de 4 Ocak 2004 tarihinde yayınlanan bir başka makalesinde şöyle diyor: " ‘Direniş’le işgale son vermek isteyenler işgalin daha uzun süreli olmasına katkıda bulunacaklardır."

Kürt milliyetçiliğini yasal yöntemlerle yaygınlaştırmaya çalışan bir parti olan DEHAP da, daha ölçülü bir biçimde olsa da, komşu ülkenin ABD tarafından işgal edilmesini memnuniyetle karşılıyor.

Sözgelimi 29 Aralık 2003’te partinin başkan yardımcısı Dr. Naci Kutlay, Türkiye’de yayınlanan solcu bir günlük gazete olanEvrensel’de şöyle yazıyordu: "ABD’nin emperyalist bir devlet olduğuna şüphe yok. Ancak ABD’nin Irak’ı işgal etmesi ve Saddam’ın yakalanması, Ortadoğu’da birçok şeyi değiştirecektir. Irak daha demokratik bir ülke olacak, bu bir zorunluluk. Kürtler ilk kez bir statü elde edecekler. Bunun ardından bölgedeki bütün devletler değişmek zorunda kalacaklar. Bu değişimler iç dinamikler nedeniyle değil, dünyanın en büyük emperyalist devletinin yardımıyla yaşanacak. Bizim neyi beğenip neyi beğenmediğimiz durumu değiştirmeyecek. Kürtlerin baskı altında tutulması yerine, demokratik ve insan haklarına dayanan yeni yapıların oluşmasına giden yol açılacaktır."

Milliyetçiliğin çıkmazı

Bir zamanlar solcu, anti-emperyalist imajlarına büyük önem veren Kürt milliyetçilerinin şimdi en büyük emperyalist gücü destekliyor olmaları nasıl açıklanabilir?

PKK, 1970’lerin sonunda kurulduğu sırada Türkiye ciddi sınıf mücadeleleriyle sarsılıyordu. Ancak PKK’nın Kürt azınlığın barbarca yöntemlerle baskı altında tutuluyor olmasına verdiği tepki, Kürt ve Türk işçi sınıfının mücadelesini birleştirmek yerine, bağımsız bir Kürt devleti çağrısı yapmak biçiminde oldu. Taşıdığı isme rağmen, parti, işçi sınıfının toplumsal mücadelesinin ikincil olduğu ve bunun ilk planda çözülmesi gereken ulusal soruna bağlı olduğu konusunda ısrar ediyordu.

1980’de acımasız bir diktatörlük inşa eden Türk ordusunun baş kaldırmasının ardından PKK silahlı mücadele yolunu tuttu. Uygulanan askeri terör nedeniyle, başlangıçta halkla çok gevşek bağları olan örgüt çok popüler hale geldi. Yürütülen silahlı mücadelenin amacı bir Kürt devleti kurmaktı ve bu perspektif her zaman için, yerel güçlerin desteğinin yanı sıra, kimi büyük güçlerin desteğini alma çabasıyla bağlantılıydı. PKK’ya Suriye tarafından uzun yıllar boyunca sığınılacak yer sağlandı. Ancak Türkiye’nin NATO’nun doğu sınırında oynadığı önemli rol nedeniyle PKK hiçbir zaman için Avrupa’dan ya da ABD’den önemli bir destek sağlayamadı.

1991’de Sovyetler Birliği’nin çökmesinin ve Körfez Savaşı’nın ardından PKK, Suriye’deki üssünü yitirdi. Suriye rejimi ABD’nin yanında tutum alarak Irak’a karşı çıktı. PKK yeni bir yöneliş arayışına girdi ve büyük güçlerin yanı sıra Türkiye burjuvazisine açıkça destek vermeyi önerdi. PKK, küçük bir iktidar payı karşılığında bu güçlerin egemenliğini kabul etmeye hazırdı. Öcalan, daha Körfez Savaşı sırasında Washington’la iyi ilişkiler içinde olan Irak Kürtlerinin önderlerinden Celal Talabani ile bir araya geldi. Talabini Türk hükümetine ateşkesi müzakere etmek üzere yardımcı olmayı önerdi –ancak başarılı olamadı. Öcalan 1993’de tek yanlı ateşkes ilan etti ve bağımsız devlet kurma talebinden vazgeçmek istediğini açıkladı –Türk hükümetinden yine herhangi bir olumlu cevap gelmedi.

Amerikan burjuvazisine ve özellikle Avrupa burjuvazisine yönelik çağrılar gün geçtikçe daha yüksek sesle yapılmaya başlandı. Ancak 1999’da İtalya Öcalan’a sığınma hakkı vermedi ve bunun ardından kısa bir süre sonra Öcalan Nairobi’den Amerikan gizli servisinin desteğiyle, zorla alındı. Bu, Avrupa devletlerinin ve ABD’nin PKK ile işbirliği yapmak konusunda hiçbir çıkarlarının olmadığını şüphe götürmeyecek bir şekilde açıkça ortaya koydu.

Örgüt bu gelişmelere güçlerini Kuzey Irak’tan çekerek ve Türkiye’ye karşı "silahlı mücadeleyi" resmi olarak sonlandırarak tepki gösterdi. PKK Merkez Komitesi, 1999 yılının Ağustosunda yayınlanan bir basın açıklamasında ABD’nin hegemonyasının ve onun Ortadoğu’daki yeni düzeninin kabul edilmesi gerektiğini ilan etti.

AB hükümetinin 11 Eylülde yapılan terörist saldırıların sonrasında dünya çapında "teröre karşı savaş" ilan etmesinin ardından sadece birkaç ay sonra PKK adını "Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi" (KADEK) olarak değiştirdi. Bu yeni isim partinin militan geçmişinden koptuğunu vurguluyordu. Ancak örgütün önderlerinin iki yıl sonra hayal kırıklığı içinde saptayacakları şekilde, verilen bu işaret "Ortadoğu’nun kilit figürleriyle Kürt sorunu konusunda bir diyalog geliştirmek" için yeterli olmamıştı.

ABD bölgeyi güç kullanarak yeniden düzenlemeye başladı ve bunu yaparken KADEK’ten hiç yararlanmadı. Ve Türk hükümeti, büyük bir itibar kaybına uğramış olan karşıtı ile müzakereye başlamaya eğilimli görünmüyordu. Hatta Türk ordusu ABD’nin PKK/KADEK’e karşı harekete geçmemesi durumunda kuzey Irak’ı işgal edeceği tehdidini savurdu. Washington, Ankara’ya kuzey Irak’ta PKK’ya müsamaha edilmeyeceği güvencesini verdi ve resmi olarak KADEK’i "terörist örgüt" olarak sınıflandırdı.

KADEK buna kendisini 2003 yılında lağvedip, "Kürdistan Halk Kongresi"ni (Kongra-Gel) kurarak tepki gösterdi. Kongra-Gel özeleştirel bir biçimde KADEK’in programının ve örgütsel yapısının "çoğulcu ve demokratik bir toplum için verilen siyasi mücadelenin ihtiyaçlarını karşılamadığını" belirtti. Kongra-Gel’in yaptığı bir açıklamada "Hem Leninist parti modelinin kalıntıları hem de Ortadoğu’nun dogmatik düşünce yapıları, hiyerarşik yapıyı yeni toplumsal grupları ve demokratik unsurları içeremeyecek şekilde daralttı" deniliyordu. Önderlik içinde aynı kişilerin yer almaya devam etmesi de "KADEK’in sadece PKK’nin bir devamı olduğu" inancına yol açtı. "Ardından bu durum uluslararası tanınmayı engelledi ve planlanmış olan demokratik süreç üzerinde olumsuz bir etki yarattı."

Kongra-Gel’in parti başkanı olarak seçilen Zübeyir Aydar geçmişte gerilla mücadelesi içinde hiç yer almamış biri. Aydar 1986’dan bu yana hukukçu olarak çalışıyor. Aydar, İnsan Hakları Derneği’nde (İHD) aktif olarak çalıştı ve bunun yanı sıra kendi memleketi olan Siirt’te Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) İl başkanlığı yaptı ve Halkın Emek Partisi’nden (HEP) milletvekili olarak seçildi. Kongra-Gel’e göre Aydar 1993 yılında iki suikast girişiminin hedefi oldu. 1994’de Aydar’ın milletvekili olarak dokunulmazlığı kaldırıldı ve HEP kapatıldı. Türkiye’yi terk eden Aydar, hem sürgündeki Kürt parlamentosunda hem de Kürt Ulusal Kongresi’nde aktif olarak görev yaptı.

Aydar, 2003 yılınının Kasım ayında Kongra-Gel’in başkanı olarak seçilmesinin ardından kendisine ABD’nin müzakereye girip girmeyeceğini soran bir gazeteciye şunu cevabı verdi: "ABD’nin diplomatik müzakereleri başlatacağını umuyoruz." Kongra-Gel-online’a göre, Aydar, Türkiye ve ABD arasında gerillaların silahsızlandırılmasına yönelik bir anlaşma olduğunu belirten bir gazeteciye, ABD’nin bu yönde bir girişimde bulunduğunu söyleyerek yanıt verdi. Aydar sözlerini, ABD’nin Kürt hareketi yerine Türkiye üzerinde baskı yapması gerektiğini söyleyerek sürdürdü.

Kongra-Gel’in perspektifi – ABD’nin aktif desteğiyle – Türkiye burjuvazisiyle bir anlaşmaya varmayı hedeflemek olmaya devam ediyor. Gelinen bu noktadan, Irak’taki güçlerini bir polis gücü şeklinde ABD’nin emrine verme noktasına ulaşmak için sadece küçük bir adım atmak gerekiyor – görünüşe bakılırsa Osman Öcalan’ın etrafında toplanan grubun yaptığı teklif de bu.

Milliyetçiliğin mantığı PKK’yi umutsuz bir çıkmaza sürükledi. Bu milliyetçi perspektifin yoksullaştırılmış Kürt köylülüğüne ve bir çoğu her halükarda Türkiye’nin ve Avrupa’nın şehirlerinde yaşayan ve çalışan işçilerine verebileceği hiçbir şey yok. Baskının, yoksulluğun ve halkların haklarının tanınmamasının üstesinden gelebilmek için, bütün Ortadoğu’da, Avrupa’da ve ABD’de işçileri sosyalist bir perspektif doğrultusunda birleştirmek gerekiyor.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır